Bazen göğsümn tam ortasında, kaburgalarımın o daracık kafesinde bir kuş uyanıyor. Tatlı tatlı pır pır etmek değil,hani bir odaya yanlışlıkla girer de camı kapıyı bulamaz ya hayvan, o panikle vurur kendini duvarlara... :((
İşte öyle bir çırpınış. Gitmek ister, gidemez. Kalmak ister, sığamaz. Tıpkı ben… :(
Hele kalabalığın ortasında ya da ne bileyim, durup dururken bir mutfak masasında tek başıma otururken yakalıyorsa bu his beni,
İçimdeki o kanat sesleri öyle bir yükseliyor ki, dışarısının bütün gürültüsünü, patırtısını tek kalemde susturuveriyor. İçime doğru bakıp, "Yorulmadın mı be kuzum hala?" diyorum, "Neyin telaşı, neyin kafası bu?"
Cevap yok.
Sadece o amansız kanat sesleri, bir de boğazıma gelip oturan o sert, gitmeyen yumru… Size de hiç oluyor mu?
İşin en acı tarafı, yanımdakilere dönüp "İçimde bir şeyler can çekişiyor, nefes alamıyorum" diyemiyorum.
Dışarıdan bakınca her şey yolundaymış, her şey normalmiş gibi durmak zorundayım çünkü.
Hayat akıyor, arabalar geçiyor, insanlar gülüp eğleniyor...
Ama benim soluğum o kuşun her kanat darbesiyle biraz daha kesiliyor. :((
Kuşlar yorulunca değil, sadece ölünce bırakırmış kanat çırpmayı, öyle derdi sevgili rahmetli Anannemm.
Benim içimdeki de o hesap işte. Ne uçup gitmeyi becerebiliyor bu diyardan, ne de yorulup uslu uslu oturmayı biliyor. :(
Sadece çırpınıyor; incine incine, kanatlarını o nefessiz kafese vura vura... Ahh!!
Bense susuyorum işte anca… Göğsümün altındaki o sessiz savaşı izlemekten, kendi içimde yavaş yavaş eksilmekten başka hiçbir şey gelmiyor elimden.
O kuş duracak… azkaldı belki de. Sabır Reyhan… sabır…
Vesselam…