Aelin, Rowan'ın gözlerine bakıp anlaşılır bir sekilde, açıkça, en ufak bir şüpheye yer bırakmadan "Seni seviyorum," dedi. "Sana
âşığım Rowan. Epeydir âşığım. Ve senin bana verebileceklerinin sınırları olduğunu ve zamana ihtiyacın olabileceğini biliyorum..."
Rowan'ın dudakları Aelin'ın dudaklarıyla buluştu. Rowan dudaklarını çekmeden Aelin'ın kalbine, ruhuna yakutlardan, zümrütlerden ve safirlerden daha değerli o sözcükleri bıraktı:
"Seni seviyorum. Sana verebileceklerimin sınırı olmadığı gibi zamana da ihtiyacım yok. Bu dünya yıldızların arasında unutulmuş bir parça toza döndüğünde bile seveceğim seni."
"Keşke bu savaşı bir başkası verebilseydi."
"Fakat O zaman kim Erawan'i çileden çıkarırdı? O tahammül edilemez cakanın gücünü asla küçümseme."
"Hatırladığım kadarıyla, prens, senin o aksi ve ölümsüz kalbini kazanan da o tahammül edilemez caka olmuştu."
"İşte benim Ateşyürek'im."
Bu savaş gülümsemelerle ve kibarlıkla kazanılmayacaktı. Herkesi kurtarmak için bir ada dolusu insanın hayatlarıyla kumar oynamaya gönüllü olan bir kadınla kazanılacaktı bu savaş.
Yrene omuzlarını dikleştirdi. Yüzünde küçük fakat meydan okuyan bir gülümseme vardı. Kalaylı çay bardağını kaldırıp "Yaşamaya, Lord Chaol," dedi. Chaol bardağını Yrene'in bardağıyla tokuşturdu. "Chaol ve Yrene olmaya... Bir geceliğine de olsa."