"Neden?" diye sordu Rowan. "Onu neden kurtardın?"
"Çünkü o altın saçlı cadı, Asterin..." dedi Aelin. "Manon'in adını benim senin adını haykırdığım gibi haykırdı. ... Bir bașkası için dünyalara bedel olan birinin canını nasıl alabilirim?" Aelin hafifçe omuz silkti. "Öleceğini sanmıştım. Onu garezine öldürmek kötü șans getirecekmis gibi geldi bana. Ayrıca. .."
Aelin burnundan güldü. "Öyle iyi dövüșen biri için bir uçurumdan düșerek ölmek epey berbat bir ölüm şekli olurdu."
Cadı bir parmağını tasmanın kavisinde gezdirirken prens ürperdi. Korkuyla, hazla ve tırnakları boğazını parçalaması beklentisiyle.
"Adı ne?" Bir emirdi bu, soru değil, Som altın gözler prensin gözleriyle buluștu.
"Dorian," diye fisıldadı prens.
Sonra sessizce "Seni özledim," dedi. Gözleri Aelin'in ağzı ve gözleri arasında gidip geliyordu. " Wendlyn'de seni özlemediğimi söylediğimde yalan söylemiştim. Sen gittin gideli seni öyle özledim ki çıldırdım. Lorcan'in izini sürüp buraya geleceğime ve bu bahaneyle seni göreceğime sevindim. Bu gece ise Lorcan boğazına bıçak dayadığında..." Rowan'ın nasırlı Aelin'in boynundaki kesiğin üzerinde gezen parmağının sıcağı Aelin'ın içini sardı. "Durmadan aramızda sadece bir okyanus varken seni özlediğimi asla bilemeyeceğini düşündüm. Fakat bizi ayıran ölüm olsa.. Seni bulurdum. Kaç kural çiğneyeceğim umurumda değil. Üç anahtarı kendimde toplayıp bir geçit açmam gerekse de seni bulurum. Her zaman."
Lysandra o aşkı tekrar bulacaktı; bir gün. O aşk derin, boyun eğmez ve beklenmedik olacaktı; başlangıç, son ve sonsuzluğun iç
içe geçtiği; tarihin seyrini, dünyayı değiştirebilecek türde bir aşk.