Enerjinin korunması onun ne yaratılması ne de yok edilmesi anlamına gelir; bizler sürekli enerji yayıyor, aşağı yukarı aynı oranda enerjiyi de emiyoruz. Aradaki fark yaydığımız enerjinin yüksek entropili bir enerji formu, yani düzensiz olması. Emdiğimiz kimyasal enerjiyse düşük entropili bir enerji formu, yani düzenli. Dolayısıyla, bizler düzeni tüketip düzensizlik yaratıyoruz; evrendeki düzensizliği çoğaltarak yaşıyoruz. Var olabilmemiz sağlayan şey başlangıçta evrenin fazlasıyla düzenli bir durumda olması.
Silitonga hayal edilebilecek en küçük değişikliğin bile küresel etkileri olacağını kanıtlamıştı. Hitler'in iktidara gelmesini önlemek isteyen hayalî bir zaman yolcusunun minimum müdahalesi bebek Hitler'i beşiğinde boğmak değildi; tek yapması gereken Hitler'in ana rahmine düşmesinden bir ay öncesine gitmek ve tek bir olsijen molekülünün hareketini bozmaktı. Bunu yaparak Adlof'un yerine kardeşinin doğmasını sağlamakla kalmayacak, Hitler'le yaşıt ya da ondan daha genç olan herkesin yerine başka birinin doğmasına neden olacaktı. 1920 yılında bu rakam dünya nüfusunun yarısına tekabül ediyordu.
Herkesin yalan söyleme özgürlüğü olduğunu düşündüğünüz için mi yaptınız bunu? Tabii ki hayır. Durum değerlendirmesi yapıp yalan söylemekte sakınca olmadığına karar verdiniz. Yaptığınız şeyin sorumluluğunu almaya da hazırsınız, değil mi? Aynı şey. Toplum için yapmamız gereken bu, sualsiz kurallara uymak değil.