Sumeyra

Ezel bezmi öyle bir meclis idi ki, orada yan yana olanlar, yakın olanlar, birbirlerini görenler, birbirleriyle konuşanlar; bu dünyaya geldiklerinde de birbirleriyle yan yana ve yakın olur, buluşur veya konuşurlar. İnsanlar arasındaki çiğ farkları, uzaklık ve yakınlıklar ile bîgânelik ve âşinalığın temeli işte o ezel gününe dayanır.
Reklam
Cânıma bir merhabâ sundu ezelde çeşm-i yâr. Şöyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim.
...Öyle ki, bu ileri gidiş, aşığı maşukta kaybeder, seven ile sevileni aynîleştirir. Seven kendisini sevilende yok edince sevilenin kimliğine bürünür.
Gerçek aşık, ilk sevdiği son sevdiği olan, başka sevgi bilmeyen, üstelik bunu da gizli tutandır. Hani Leyla'ya sormuşlar, "sen mi daha büyük aşıksın, yoksa Mecnun mu?" diye. "Elbette ben daha büyük aşığım! "diye cevap vermiş, "Çünkü ben aşkımı kimseye söylemedim; o ise bir dağ delisi gibi davrandı, sevgimizi dillere düşürdü."
Öte yandan, sevgililerin adlarını anmak bakımından doğu şiiri ile batı şiiri arasında telifi imkansız uçurumlar vardır. Batılı şair sevgilisinin adını anmakla her zaman bahtiyar olmuş, onunla geçen maceralarını, duygu yüklü birliktelikleri, hatta beşeri ve cinsi mahremiyetleri terennümden kaçınmamış, belki bundan gizli bir haz da duymuştur. Oysa doğulu şair kendi özel hayat çemberinin sınırlarını başkalarına açmak istememiş, sevgilisini mevhum bir varlık, hayali imkansız bir güzellik olarak yansıtmış, ondan bahsederken mahremiyetine ve özel hayatına hassasiyetle yaklaşmış, adını bile söylemeye çekinmiştir.
Reklam