"Öte yandan Amerikalının birinin aklına bir fikir geldi mi, hemen bunu paylaşacak ikinci bir Amerikalı arar. Üçü bir araya geldiler mi de bir başkan ile bir yazman seçerler. Dört kişi oldular mı, bir de arşivci atarlar ve yazıhane çalışmaya başlar. Sayıları beşi buldu mu, hemencecik bir genel kurul toplantısı yaparlar, kulüp kurulmuştur."
“Ortaçağın yarısına dek yazarlar okurlarının metni yalnızca göreceklerini değil duyacaklarını da varsaydılar, hatta kendileri sözcükleri bir araya getirirken yüksek sesle söylüyorlardı. Göreceli olarak çok az kişi okuyabildiği için dinletiler yaygındı ve ortaçağ metinlerinin çoğu dinleyenleri bir masala “kulak vermeye” çağırırlardı. Bu okuma alışkanlıkları deyimlerimizde hala yaşıyor olabilir. Bir mektupta okumuş olsak bile aktarırken, “duyduğuma göre”, iyi yazılmamış anlamında da, “kulağıma tuhaf geliyor” deyimlerini kullanırız.”
"Klasikleşmiş bir deyim olup, günümüzde “yazı kalır, söz uçar” anlamına gelen scripta manent, verba volant, aslında yazıya değil söze övgü düzmek için kullanılırdı. Sayfadaki sesler kanatlanıp uçabiliyorlardı. Sayfadaki sessiz sözcük ise hareketsiz ve ölüydü.”
“Oysa Augustinus için bu türden okuma davranışları, onlardan İtiraflar’ında söz ettirecek kadar garipti. Bundan çıkacak anlam, sessiz ya da içinden okumanın o gün için sıradışı bir eylem olmasıydı. İçten okuma örnekleri daha eski tarihlere götürülebilse bile, bu tür okumanın Batı’da onuncu yüzyıldan önce sıradan bir eylem haline geldiği söylenememektedir.”