Tavandaki koyu rutubet lekesi, az önceki kabustan sızmış sanki. Gözlerini kocaman açmış, bana bakıyor. Ne görüyor benim içimde, merak ediyorum. Yoksa ben de onun için, rutubet dünyasında güneşe bulanmış kuru bir leke miyim?
O laf, her şeyi anlatacak. İçimdeki o tuhaf soruları, çıkmazları, birbirinin aynı sokakları silip götürecek. Belki bir gece vakti, sabaha karşı, vaktin akmadığı yaz günlerinin birinde ya da iki dakika sonra söyleyecek. Ve her şey ve ben ve Melda ve boyacı çocuklar ve çiçekçi kadınlar ve bütün o yorgun insanlar ve hepimiz, bir başka olacağız, bir başka uyanacağız.
Bıkkınlık içinde geçtiğim o yolları, yerleri, hayatları, bambaşka şeylermiş gibi coşkuyla anlatıyor. Hiç yaşamamak böyle bir şey olmalı. Gençlik böyle bir şey olmalı. Heyecanını anlayamıyorum.