“No… no! I’m Teacher!”
Birkaç sıra önümdeki genç öğretmen arkadaş, pasaport polisine İngilizce olarak bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Sesi titrek, vurguları güvensizdi. Hani öyle Harry Potter’daki gibi “I'm a what?” tonuyla değil; daha çok kelimeleri kovalayan ama hiçbirini yakalayamayan, panikle dolu bir telaşla…
“Diğer Pasaportlar” yazan tabelanın altında sanki başka bir dünyaya aitmişiz gibi konumlandırılmış bir kalabalığın içinde bekliyoruz.
Bir yanımızda Ortadoğulu yüzler, öte yanında Afrikalı gençler… Arada bir Türkçeye benzer kelimeler duyuluyor, bir çocuk ağlıyor, biri "Abii dur bavul nerde?" diye bağırıyor.