Çağla IŞIK

Çağla IŞIK
@bademcagla_
İnstagram/twitter: bademcagla_
Nişantaşı Üniversitesi
10 Ocak
18 okur puanı
Mayıs 2018 tarihinde katıldı
"Ben Panik Bozukluk" (Başlangıç)
22 Temmuz 2017 güneşli bir sabaha uyanmıştım ki, keşke uyanmasaydım diyerek banyoya koştum ve klozete başımı eğip saçlarımın kusmuk olmasını umursamadan içimden canavar çıkartırcasına kusmaya başladım. Ve hemen eşliğinde karnımı büken o lanet olası ishal... O gün arkadaşım Oliver'ı havaalanına uğurlamaya gidecektim ki lavobadan çıkamadım ve kusmanın beni iyice halsiz düşürüp yatağa bırakmasından itibaren gidemeyeceğimi anlayarak Oliver'ı aradım. Ve o da kendime dikkat etmem gerektiğini ve aklının bende kalacağını belirterek üzüldü. Ve telefonu kapattığım gibi kendimi yeniden lavobada buldum. Onu havaalanına geçiremediğim için bir hayli üzgündüm. Ocağa patates koyup pişmesini bekledim. Yattım yatağa ve belirleyemediğim bir hissin bedenimi sarmasını dinledim. Bana neler olduğunu merak ederken yataktan kalkamayacağımı anladım ve anneme mesaj attım. "Günaydın anne, yaklaşık iki saattir kusuyorum halsiz düştüm, yanıma gelip beni hastaneye götürür müsün?" Annem ile babam 4 yıldır ayrıydı. Ben erkek kardeşimle babamda kalıyordum. Annem ailesi ile yaşıyordu. Ikı tane de ablam vardı. Onlarda evliydi. Bir de kendimden bile çok sevdiğim minikagom diye hitap ettiğim Melih adında bir yeğenim vardı. Bu hayattaki tek mutluluk sebebim diyebilirdim. 2 yıldır Beylikdüzü'nde yaşıyorduk. Büyük ablam da evleneli 9 ay olmuştu ve o da Beylikdüzü'nde yaşıyordu. *Neyse ki annemden cevap gelmişti: "Kızım ben burdan hemen yetişemem, babana söyle hemen gelsin götürsün, bende burdan yola çıkayım anca gelirim zaten." diyordu mesajında. Haklıydı. Annemin Kadıköy de pasajın içinde küçük şirin bir moda evi vardı. Oranın işletmesinden sorumluydu. Gelmesi iki buçuk saatten fazlayı bulurdu. Malum İstanbul'un bir ucu Kadıköy diğer ucu Beylikdüzü ve yoğun Istanbul trafiği... Fakat babamın iş yeri de
Sağlık
Reklam
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi
Güneşin batışını burda sevdim ben. Yeniden nefes almayı, yeniden doğanın kokusunu içime çekmeyi ve yeniden gülmeyi de burda sevdim ben. Yaşamayı öğrendim yeniden. Korktuğum şeylerin üstesinden gelmeyi, kafamdakileri boşaltıp evime rahat gidebilmeyi de burda öğrendim. Aylarca içerisinde bulunduğum korkuyu, endişeyi, kaygıyı, paniği de burda hafiflettim. Burada utandığım, saklandığım zamanların üstesinden geldim. Katılamadığım arkadaş toplantıları, aile yemekleri, eş-dost düğünleri eğlenceleri hepsi zehir gibi geldi bana. Kimseye anlatamadım ve kimse anlamadı da. İnsanlar geziyorum sandı bir kış boyu, panikten eve giremedigimi bilmiyordu kimse. Düşünemezlerdi de. Hepsinin aklında tek düşünce; "Çağla güçlü, deli dolu, mutlu, ezilmeyen ezdirmeyen bir kız, ona bişey olmaz." Göründüğü gibi olmayanlar kategorisindeydim maalesef bende. Çok zor bi 11 ay geçirdim ki hâlâ etkileri var... Taaa ki buraya gelene kadar. Aşırı şiddetli düzeyde yaşadım bu hastalığı. Utandım sakladım aylarca. Sonra baktım ki, ben bu hastalıktan kaçtıkça daha çok düşünüyorum ve daha çok yakalaniyorum bu lanet atağa. Bununla yaşamayı öğrendim, buna alışmayı öğrendim. Ömür boyu bununla nasıl baş ederim onu bilemiyorum, düşünmekte istemiyorum malum bu hastalığın en büyük düşmanı; DÜŞÜNMEK. Ruh sağlığının önemini son 11 ayda daha iyi anladım. Kendimi en son Bakırköy de yani bu karedeki yerde buldum. Başta zoruma gitti çok ağladım, ben deli değilim niye burdayım dediğim zaman oldu. Deli değildim. Panik Atak hastasıydım. Ki deli bile olsam Allah'tandır der ona da boyun eğerdim. Lakin Kader karşısında boynum kıldan incedir. Sonrasında iyi ki terapi aldım demeye başladım. Hatta buraya o kadar alıştım ki evim gibi oldu. Huzur oldu, yuva oldu, moral oldu, derman oldu bana. Ormanın havası oksijen oldu. Nefes aldım
Sağlık
«Ben Panik Bozukluk»
Nereden başlayacağını tam olarak bilemeyen birinin tedirginliğiyle yazıyorum bu satırları. Yazmayalı o kadar uzun zaman olmuş ki bileklerim şimdiden kasılmış ve parmaklarıma müthiş kalem acısını çoktan bırakmıştı bile... Yine o lanet his içimi kaplıyor ve tüm bedenimi işgal edeceğinden korkuyordum ki, tam da hastalığım bu işte. "Korku, endişe, kaygı.." Bir sonra ki atak ne zaman gelecek diye beklerken; ayaklarımdan başlayan sıcaklık, bacaklarıma kadar çıkmış ve tüm eklemlerimi işgal etmişti çoktan. Midemden göğüs kafesime kadar çıkan o çalkantı yerini sızıya bırakmıştı. Ellerim soğumuş ve titremeye başlamıştı. Beynimde durduramadığım o koca kurgular bedenimi kemiriyor ve beni dalgalar halinde yutuyordu ki atak şiddetlendi ve yazmayı kestim... *Ç.IŞIK
"Teni hâlâ sıcakken sarılın"
Dünyada ölüm diye bir gerçek varken, sevdiğiniz kişinin hâlâ nefes aldığına dua edin, akşam annenizin kapıyı açmasına şükredin. Ne bileyim, bi silkelenin. Kıymet bilin, sevin. Severken incitmeyin. Kibir yapıp gitmesine izin vermeyin. Gün gelir öyle kayıp gider ki o eller avuçlarınızdan, feleğiniz şaşar, dünyanız durur. Derler ki hayat devam ediyor. Ama öyle kolay olmaz. Önce gülüşünüz kaybolur, sonra neşeniz. Siz siz olun şu boş hayatta hiçbir şey için karalar bağlamayın. Özlemekten ciğeriniz solmadan soluğu yanında alın, sarılın... Teni hâlâ sıcakken, sarılın.