Güneşin batışını burda sevdim ben. Yeniden nefes almayı, yeniden doğanın kokusunu içime çekmeyi ve yeniden gülmeyi de burda sevdim ben. Yaşamayı öğrendim yeniden. Korktuğum şeylerin üstesinden gelmeyi, kafamdakileri boşaltıp evime rahat gidebilmeyi de burda öğrendim. Aylarca içerisinde bulunduğum korkuyu, endişeyi, kaygıyı, paniği de burda hafiflettim. Burada utandığım, saklandığım zamanların üstesinden geldim. Katılamadığım arkadaş toplantıları, aile yemekleri, eş-dost düğünleri eğlenceleri hepsi zehir gibi geldi bana. Kimseye anlatamadım ve kimse anlamadı da. İnsanlar geziyorum sandı bir kış boyu, panikten eve giremedigimi bilmiyordu kimse. Düşünemezlerdi de. Hepsinin aklında tek düşünce; "Çağla güçlü, deli dolu, mutlu, ezilmeyen ezdirmeyen bir kız, ona bişey olmaz." Göründüğü gibi olmayanlar kategorisindeydim maalesef bende. Çok zor bi 11 ay geçirdim ki hâlâ etkileri var... Taaa ki buraya gelene kadar. Aşırı şiddetli düzeyde yaşadım bu hastalığı. Utandım sakladım aylarca. Sonra baktım ki, ben bu hastalıktan kaçtıkça daha çok düşünüyorum ve daha çok yakalaniyorum bu lanet atağa. Bununla yaşamayı öğrendim, buna alışmayı öğrendim. Ömür boyu bununla nasıl baş ederim onu bilemiyorum, düşünmekte istemiyorum malum bu hastalığın en büyük düşmanı; DÜŞÜNMEK. Ruh sağlığının önemini son 11 ayda daha iyi anladım. Kendimi en son Bakırköy de yani bu karedeki yerde buldum. Başta zoruma gitti çok ağladım, ben deli değilim niye burdayım dediğim zaman oldu. Deli değildim. Panik Atak hastasıydım. Ki deli bile olsam Allah'tandır der ona da boyun eğerdim. Lakin Kader karşısında boynum kıldan incedir. Sonrasında iyi ki terapi aldım demeye başladım. Hatta buraya o kadar alıştım ki evim gibi oldu. Huzur oldu, yuva oldu, moral oldu, derman oldu bana. Ormanın havası oksijen oldu. Nefes aldım