Her insan kendi mevsimini taşır yüreğinde. Yaşanmışlığın getirdiği tecrübe ile beşinci mevsimi sığdırır dünyasına. Kimine yaz kimine kış kimine bahardır hayat. Ve sabredenlerin sonu çiçekli yollardır her zaman.
Dua, umut, sabır ile güzel insanların sonu hep bahar olur.
Kitabın kapağı, çıkış tarihinde yapılan abartılı tanıtımı ve kitabın kurgusu! Bi kerede kapağın güzelliğiyle, hikayenin doyumsuz oluşu denk gelse şaşarım zaten :( hani satılan ürünlerde fiyat performans deniyor ya. Bu kitap öyle bi tabiri bile haketmiyor.
Toplam 4 hikayeden oluşuyor. İsminden de anlaşıldığı gibi kilit nokta kitapçı. Bu kitapçıya gidebilmeniz için de kalbinizin derinliklerinde bi yaranızın olması ve kitapçının sahibiyle
"aynı kitabın aynı bölümünü, aynı mevsimde, aynı gün ve aynı saatte. Hem de güneşli bir bahar gününde, çiçekleri tam açmış bir kiraz ağacının altında..."
okumuş olmanız gerekiyor. Kitap okurken ortaokula giden bi öğrencinin bile daha güzel kurgulayabileceğini düşündüren hikayelerden oluşuyor. Son hikaye de kitapçının hikayesi.
Benim için hayal kırıklığı oldu malesef :( yazık olmuş bu kadar abartıya.
Yinede kapağı güzelmiş kitaplığımda olsun diyorsanız siz bilirsiniz :)
İlk kitabını bayıla bayıla, gözlerimden ışıklar saça saça okuduğum serinin ikinci kitabı: İçsel kentlerin en karanlık kuytu köşelerinde dolaşan, bir bedenin ve bir kişiliğin ne için özenle oluşturulduğunu açıklayan ve zevkin farklı bedenlerdeki yansımasını bizlere sunan bu kitap kesinlikle çok cesur. Anais Nin'in bu özelliğini çok seviyorum, bir kompozisyon misali anlatıyor kurguyu. Yalnızca düşünceleri, yalnızca içsel kentlerin betimlemelerini okuduğunuzu sanıyorsunuz ama anlatılanlara bir dayanak bulmak istediğinizde aslında zihninize ufaktan bir kurgunun yerleştirildiğini görüyorsunuz. Peki ya bu kitap ne ile mi alakalı: aşk, aşk ve daha çok aşk, farklı yaşlarda aşk, farklı bedenlerle aşk, sorgulanmış ya da direkt kabul edilmiş aşk, yasak veya yaşanmayan aşk ve evrende var olmuş tüm duyguların en derinliklisi olan bir kadının üzerinde aşk!!
Bu kitabı okurken, aydınlandığımı hissettim. "Ivır zıvır" hissettim kendimi, anlatacak bir içsel kentim olup olmadığını düşündüm kara kara. Çünkü kitaptaki derinliği okurken anlıyordum bahsedilenleri ama günün sonunda evrensel sıcaklık öyle ağır basıyordu ki yalnızca Djuna'nın istediğini istiyordum sonunda: Her bahar, her kış, her sonbahar tüm doğallığıyla değişip dönüşen, vakti geldiğinde usul bir rüzgarla yere kapaklanmaktan çekinmeyen sıcak, sıcacık bir yaprak olmayı, bu sıcaklıkla yaşamayı! İçimde derinlerin var olduğunu hatırlatacak kadar iliklerimde akan bir sıcaklığın olmasını ama gündeliğe Jay'in gözleriyle bakabilmeyi istedim. Bir erkeğin "erkek" olmasını inceleyebilmeyi, gelecekle randevuya çıkabilecek kadar yasaklı olabilmeyi istedim.
Bu seriyi okurken karakterler öyle derinlikli, öyle farklı farklı anlatılıyor ki dünya üzerinde yaşayan herkesin içsel kentleri var mı merak ediyorsunuz. Benim bu soruya bulduğum cevap
Hayat zorlaşırken, pes etme noktasına gelmeden hemen önce okuyup, o gazla kendimi minik bir Frida ya da Nergis Muhammedi olarak hissetmeme neden olan akıcı ve ilham verici bir kitap.
Tarih çoğu zaman erkeklerin hikâyeleriyle anlatılır; oysa dünyayı değiştiren, kalıpları kıran ve cesaretleriyle iz bırakan sayısız kadın vardır. Boyun Eğmeyen Kadınlar, farklı dönemlerde yaşamış güçlü kadınların yaşam öykülerini bir araya getirerek okura ilham veren bir pencere sunuyor.
Bahar Eriş, akıcı anlatımıyla yalnızca biyografiler sunmuyor; mücadele, kararlılık ve özgürlük arayışının izlerini de görünür kılıyor. Her hikâye, sınırların çoğu zaman dışarıdan değil, zihinlerden başladığını hatırlatıyor. Bazen bir kadının cesareti, bir toplumun kaderini değiştirebilir.
"Dinle evlat! Dil kutsaldır. Ateşin çıkardığı ses, Hint'te ilk şiir sayılır. Esrârîler, ilk insanın boşluk karşısında çıkardığı ilk böğürmeyi ilk şiir sayarlar, ama aynı şeydir, farketmez. Yani biri ateşin çıtırtısına kulak vermiş, onu dinlemiş, anlamış, mitolojisine o çıtırtıyı ilk şiir olarak kaydetmiştir..."