"Sayoko'yla çıkmak ilginç mi?" diye bir kere daha sordu kız arkadaşımın ağabeyi.
Başımla onayladım. "İlginç."
"Nesi ilginç?"
"Benim bilmediğim pek çok şeyi biliyor" diye yanıtladım. Çok dürüst bir cevap vermiştim.
"Hımm" dedi düşüncelere dalar gibi. "Öyle ya, mutlaka öyledir. Kız kardeşimle aynı kandanız, aynı genleri paylaşıyoruz, doğduğundan beri bu çatı altında yaşıyoruz ama onun hakkında hâlâ anlamadığım şeyler var. Nasıl desem, onun nasıl biri olduğunu bilmiyorum mesela. Bu yüzden mümkünse onu benim için anlamanı isterim. Elbette anlaşılmasa iyi olacak yanları da vardır ama."
Kahve kupasını eline alıp koltuktan kalktı.
"Elinden gelenin en iyisini yap" dedi kız arkadaşımın ağabeyi. Sonra boştaki elini sallayarak odadan çıktı.
"Teşekkürler" dedim.
"Yazmaya devam edecek gücüm yok. Böyle hissederek yaşamak bana acı veriyor. Ben uyurken acaba birisi beni boğabilir mi?"
Hoşlanıp hoşlanmamak bir yana, bu metnin hiç de güneşli bir pazar sabahı sesli okunacak bir şey olmadığı kesindi.
Pop müziği derinden ve doğal bir şekilde hissettiğimiz bir dönemdi, bazı insanların yaşamlarının en mutlu dönemi olarak bahsettiği zamanlardı. Öyleydi belki de. Olmayabilir de. Pop müzik neticede sadece pop müziktir. Ve yaşamlarımız da süslenmiş tüketim ürünlerinden başka bir şey olmayabilir.