... Ancak ne olursa olsun bu hissin ortayı çıkışı, benim için, deyim yerindeyse "arzunun şiddeti"ni ölçmeye yarıyordu.
Ve gerçek dünyada böylesi bir hissi yaşayamadığımda da hafızamda kalan haliyle o hissin hatırasını içimde canlandırıyordum. Böylece hafızam benim için çok önemli bir duygusal hazine, yaşamaya devam etmek için bel bağlanacak bir şey haline geldi. Montumun büyük cebinde mışıl mışıl uyuyan bir yavru kedi gibi.
Yaşlanmakla ilgili tuhaf bulduğum şey, yaşımın ilerlemesi değil. Bir zamanlar gençken birden yaşlı denecek yaşa gel-miş olmak da değil. Asıl şaşırdığım şey, benimle aynı kuşaktan olan kişilerin yaşlanmış olmaları... Özellikle de çevremdeki güzel, yaşam dolu kızların artık iki, üç torun sahibi olacak yaşa gelmeleri. Bu bana hem çok tuhaf geliyor hem de beni biraz üzüyor. Ama yanlış anlaşılmasın, kişisel olarak yaşlanmaktan üzüntü duymuyorum.
Bir zamanlar genç kız olanların yaşlandığı için üzüntüye kapılmamın nedeni, sanırım kendi gençlik hayallerimin de artık yok olduğunu bir kez daha kabul etmek zorunda kalmam. Hayalinizin ölmesi, yaşamınızın sona ermesinden çok daha üzücü bir şeydir. Bunun hiç adil olmadığını hissettiğiniz zamanlar da vardır.
"Kuşkusuz her ölüm anidir" dedi Bird. "Ama bir yandan da zamana yayılmıştır. İnsanın zihninde dolanan güzel cümleler gibi. Hem bir anlıktır hem de sonsuza dek uzayabilir. Doğu sahilinden batı sahiline kadar uzayabilir; hatta sonsuzluk kadar uzun sürebilir. Orada zaman denilen kavram kay-bolur. Bu anlamda ben her gün yaşıyorken aslında ölmüş de olabilirim. Yine de gerçek ölüm çok ama çok ağır bir şeydir. O ana dek var olan her şey bir anda tümüyle yok oluverir. Saf bir hiçliğe dönüşür. Benim durumumda, o var olan şey bendim işte."