Beni neden tanısın ki? Yazı yazdığım gazeteyi okuyor olsa bile, yazımın başında duran o küçücük vesikalık resmim, nerdeyse on yıl önce çekildi. Son fotoğraflarımı beğenemediğim için, gazeteye yıllar önce çekilmiş bir resmimi vermiştim. Fotoğrafın gazete baskısında saçlanm o kadar koyu çıkmıştı ki, esmermişim hissi veriyordu.
"Aygıt elimizi okuduğuna göre, falımızı da söylese bari," diyorum. Kimse gülmüyor. Hasan Bey bile duymamazlığa geliyor beni. Burada herkes, her an çok ciddi ve çok kederli olmak durumunda demek ki!
"Elinizi okutun," diyor bir görevli. Hayretle baktığımı görünce, lacivertli, elimi alarak duvardaki manyetik alete yapıştın-yor. Benden sonra Hasan Bey de okutuyor elini.
Başımdan belime uzanan siyah örtüyle, bileklerime kadar inen gri mantonun içinde kımıldanamadan heykel gibi duruyorum. Ne korkunç bir his bu, bir kuleye hapsedilmiş gibi.
Bir insan kendi özgür iradesiyle bezden bir kuleye hapsedilmeyi kabul edebilir mi?