Tarih boyunca gölge; insanın hayal gücü vasıtasıyla kah bir canavar, kah bir ejderha, kah Frankenstein, kah beyaz balina, kah bir uzaylı, kah bizlerden bir gorgon kadar uzak bir adam olarak boy gösterdi. İnsan tabiatının karanlık tarafını ortaya çıkarmak sanat ve edebiyatın temel amaçlarından biridir. Nietzsche'nin dediği gibi sanat gerçeklikten ölmeyelim diye var.
Birçok birey ve grup yaşamın sosyal anlamda kabul gören tarafını ifade ederken diğerleri ağırlıklı olarak toplumca reddedilen tarafını hayata geçiriyor. Kolektif gölge; günah keçisi bulma, ırkçılık yapma veya düşman yaratma şekline bürünüyor. İnsanlar başkalarını canavarlaştırarak kendilerinin tertemiz olduklarından emin olmak istiyorlar.
John Stanford, mizah duygusundan yoksun olan insanların fazlaca bastırılmış bir gölgeleri olabileceğini söyler. Mizah; gizli, bayağı veya korktuğumuz duygularımıza ifade kazandırabilir ve şakalara gülen ekseriya gölge benliğimizdir.
Gölgeyi genellikle başkalarının hoş olmayan özellikleri ve eylemlerinde, onu gözlemlemenin tehlike arz etmediği dışarıda bir yerlerde görürüz. Bir grup veya bireyin tembellik, aptallık, bedensel zevklere düşkünlük veya ruhanilik gibi bir özelliğine aşırı bir tiksinme veya hayranlık gibi şiddetli bir tepki gösterdiğimizde bu, kendi gölgemizin bir tezahürü olabilir.