Zamanın farkına varmak, gelip geçen günleri farkındalıklarla zenginleştirmek, anlamlı, güzel ve zevkli hale getirmek yahut ağırlıklarını, yüklerini hissetmek, hesabı verilebilir kılmak bir tarafıyla zor iş. Halbuki insan olmak biraz da bu sorumluluğu üstlenmek demek. Gelip geçen yıllar, emanet gibi duran "sayılı günler", fena bulmaya çok teşne anlar başka türlü sayısız, sonsuz, ebedi, gelip geçmez nasıl kılınabilir!
Mevlevi'lik başta olmak üzere Kadiri'lik, Rufai'lik, Cerrahilik, Nakşilik ve diğer tarikatlar bu terim ( sufism) içinde birbirine karıșmıştı ve hic kimse İslam'dan bahsetmiyordu.
Hatta bu iş öyle bir düğüm haline gelmişti ki Hristiyan sufiyim veya Hristiyan mevleviyim diyenlere bile rastlıyorduk.
Bu kişilere niye Müslüman olmadın, Müslüman olmadan nasıl mevleviliğe intisap ettin diye sorduğumda mevlevilik daha kolay, Müslümanlık zor șeklinde komik cevaplarla karşılaşıyordum.
Kısacası batıda sufi, tarikat ve mevlevilik tanımları arasında büyük bir kavram karmaşası yaşanıyordu.
.....İslamiyetten çok mevleviliği merak ediyorlardı ve mevleviliği sufism zannediyorlardı....
Amerikalılar her nedense Müslüman veya tasavvuf kelimelerini kullanmıyorlar veya kullanmak istemiyorlardı.
Onların yerini sufi tabiri almıştı.
Bu kelimenin tarihte ilk defa Hasan Basri tarafından söylendiğine dair rivayetler vardı, kitaplarda dervişlerin giydigi sof denilen yün elbiseden geldiği yazıyordu ama Amerika'da sufi baska bir manaya bürünmüş sanki yeni bir din olmuştu ve kurucusu da Hz. Mevlâna idi.
Bir geleneği temsil etmek
Türkiyede Mevlevilik, diğer tasavvuf ekollerinin hepsinden daha ayrı bir yerde duruyor. Genellikle şehirli, kültürlü, dünyayı bilen, musikiye ve güzel sanatlara düşkün insanlardan müteşekkil bir yol bu. Ha böyle olunca, uygulamada, "geleneksel İslâm" tabir
edilen Müslümanlıktan ayrıldığı, yerler çok. Beş vakit namaz ve tesettür başta olmak üzere, İslâm'ın emirlerine fazlaca "kulak asmadan, dini yalnızca inanca ve sevgiye indirgeyerek, ibadeti "sema" pratiği çerçevesinde tanımlayan ve itikadi meseleleri felsefi yorumlara tabi tutan Mevleviler pek fazla. Dünyada farklı dinlere mensup insanların Mevleviliğe duyduğu sempatinin altında yatan esas sebep de bu. İşin garibi, bugün Mevlânaya atfedilen ve Mevlevilik felsefesinin adeta temeline yerlestirilen "Gel,ne olursan_ol, _yine gel..." seklindeki sözün, 1260'larin sonunda ölen İranlı şair Efdaluddin Kâşânfye ait olduğu da artık ortaya çıkmış durumda.