“Yakınlarından bazılarının senin ölmeyi seçtiğini önceden sezemedikleri için kendilerini suçlu hissedeceklerini, sana yardım edip yaşamak istemeni sağlayamadıkları için yasa bürüneceklerini biliyordun. Ama onların yanıldığını düşünüyordun. Ölümden çok yaşamdan tat almanı senden başka sağlayabilecek biri yoktu. Bir annenin hüzünlü çocuğunu elinden tutup onu eğlendireceğini düşündüğü nesneleri göstermesi gibi, birinin seni neşelendirmeye çalıştığı sahneler düşlüyordun. Bunun üstüne içinde uyanan tiksinti o iyi yürekli kişiyi kendinden uzaklaştırmak istemenden ya da onun sana göstereceği sevinç nesnelerinin yapısından değil, yaşama isteğinin dayatılabilecek bir şey olmamasından kaynaklanıyordu. Buyuran ister bir başkası olsun, ister kendin, sipariş üstüne mutlu olamazdın. Yaşadığın mutluluklar biter lütuftu. Nedenlerini anlayabiliyordun, ama onları yeniden canlandırmak elinden gelmiyordu.”