Hiçbir şey bana önceki gibi görünmüyordu. Bu ışıklı geniş pencereler, bu güzel güneş, bu mavi gökyüzü, bu güzel çiçek artık bir kefenin rengi gibi beyaz ve solgundu...
Sayfa 7 - iş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
Ya biliyor musun, ben seni ilk gördüğümde neye uğradığımı şaşırdım; feleğim şaştı.
Acayip korktum ki hâlâ korkuyorum. Ne yapacağımı bilemedim ya.
Eskiden olsa böyle şeyleri hiç söyleyemezdim, hiç konuşamazdım.
Ama konuşmak lazım artık, onu öğrendim.
Kafamdan ne geçiyorsa açık açık söyleyeceğim.
Çünkü söylemediğin zaman ne oluyor biliyor musun?
O kelimeler büyüyor içinde, şişmeye başlıyor, sonra da çürümeye başlıyor.
Sonra arta kalan birkaç kelime oluyor, onları da hiçbir zaman söyleyemiyorsun.
Onları söylemek lazım işte...
İçinde ne varsa söylemek lazım. Onu öğrendim ben.
Çok kötü durumdayım şu anda, çok yardıma muhtacım yani.
Bana yardım eder misin?
-Leyla ile Mecnun-
Zaten anlatamam ki ben derdimi, gözlerine bakıp konuşamam ki ben.
Seni ilk gördüğümde ne oldu biliyor musun? Bir portakal kokusu geldi burnuma.
Tanışmıyormuşuz gibi ama biliyormuşuz gibi de bir taraftan...
Yazın pazarda su satarken ben, sen annenin elini tutuyormuşsun; elma seçiyormuşsunuz beraber.
Ya da ne bileyim, resmi bir geçitte, bir okul bahçesinde mesela...
Ben senin arkanda duruyormuşum, pembe tüylü tokana bakıyormuşum; sen de hemen önümdeymişsin.
Oradaymışız.
İnsanın bütün geçmişini değiştiren, bütün geleceğini bilinmez kılan...
Söylesene bana, kimsin sen?
-Leyla ile Mecnun