“Bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şey görmez, bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?”
“Ey insan canlısı, ışık ve renklerimle aklını başından alacağım ve ömründen bir gün daha geçtiğinde hayıflanmayacak, ‘Vay be’ diyeceksin ‘bu gezegende var olmak ne muhteşem bir his’.”
Sizi kalabalığa karıştırıp müzik ve dans ile uğurlamayı düşünüyordum ama bu yol içime sinmiyor. Belki de sizi uğurlamak içime sinmiyor. Kendine ait olmayan bir oyuncağı elinden bırakmakta zorlanan çocuk aklı diyelim.