mortuus

mortuus
@balkansude
Masum sayılırım sevmek suçsa Annem vardı birkaç anımda ve hepsi bu Edebiyatı sevdim ya da Çok çabuk affettim Raskolnikov’u
Ve İpek Ve Aşk Ve Alev
I sana böyle akmaktan çok korktuğum için oldu her şey şelaleler de bu yüzden ilgilendiriyor beni .. dünya çok üzücü bir yerdi, savaş filmlerini ve samurayları eskisi gibi sevmiyordum. bir boşluktan aşağı mı bırakıyordum kendimi. teller tenimi çizip canımı mı yakıyordu. mutsuzluğuma mı alışıyordum seni severken. yoksa kan kaybından mı ölüyordum. daha fazla parçalanacak parçam yoktu.. neyse sevgilim telefonun öbür ucunda ruffles yiyordu ben meleğimin kanatlarını kırdım ordan geliyorum. siz yine de ikiz bardakları kırmayın. bir deliydim, elementlerin de ruhları olduğuna inanıyordum aklıma suyun intiharı geliyordu hep şelale deyince divaneliği söylüyordum sana böyle akmaktan çok korktuğum içindi şelalenin sinirini bozdum az önce ordan geliyorum II elveda ırmak, hoşça kal alacakaranlık geçtim yıllar sonra anımsanacak alınganlıklardan silahlar ve bellek gerektiren aşkın seramik teninden, itinalı ve alıngan yüzümün gürültüsünü unuttum şüpheci ve med-cezir aşkından oldu böyle
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
flight in dub
Neyin yanılgısıydı bu içimizdeki, Saf suyun, bu bağ bozumu düşlerin, Çocuksu bu telaşların, çapraşık gülüşlerin? Bende bir şeyin kaldı, sol kapakçığında kalbimin. Kalp öyle alengirli bir organdır, ecza dolabı gibi. Zehirler, antidotların yanında durur; ateş ve barut gibi mesela. Doktor Jekyll ve Mister Hyde, Abanoz ve fildişi. Bir sır geçti altımızdan ve unuttuk yakın geçmişi. Şairin yazısı, yer yer düz yazı, Yersen, sır var, güzel. Neyin başıydı bu, sondan anlaşılamadı? Senin dublajını kim yapıyor böyle yaşlı? Nitekim bu ağıtlar, bu el ele bekleyiş, Başını bozuyor aklı başında çocukların. Bir yenilgi doğuyor içimde, okula başlıyor. Deveye sormuşlar, “Senin neren eğri?” diye, “Tuzak soru,” demiş. “O***** çocukları.” Can Bonomo
Henüz vakit varken, gülüm Paris yanıp yıkılmadan, henüz vakit varken, gülüm, yüreğim dalındayken henüz, ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri Volter rıhtımında dayayıp seni duvara öpmeliyim ağzından sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a çiçeğini seyretmeliyiz onun, birden bana sarılmalısın, gülüm, korkudan, hayretten, sevinçten ve de sessiz sessiz ağlamalısın, yıldızlar da çiselemeli, incecikten bir yağmurla karışarak. Henüz vakit varken, gülüm, Paris yanıp yıkılmadan, henüz vakit varken, gülüm, yüreğim dalındayken henüz, şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz söğütlerin altından, gülüm, ıslak salkım söğütlerin. Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana, en güzel, en yalansız, sonra da ıslıkla bir şey çalarak gebermeliyim bahtiyarlıktan ve insanlara inanmalıyız. Yukarda taştan evler, girintisiz, çıkıntısız, birbirine bitişik ve duvarları ayışığından
Şiir
gecenin ortasında ne işin var yıldızlara dokunma yanarsın bak birazdan ay da batacak karanlık bulaşmasın ellerine tersine döner yolunu bulamazsın içi dışı uzay tozu yansımalar sahi mi yalan mı anlayamazsın bir rüya gemisi iskele sancak dokunup geçiyor hayallerine ağlayasın gelir ağlayamazsın sevmek insanın yüreği kadar küçükse büyüğünü taşıyamazsın yalnızlığı da dene oldu olacak nasıl yankılanır derinden derine iyi midir kötü mü çıkaramazsın insan insanı kendisi tamamlar içinde başka dışında başkasın eksikliğin fazlana elbet bulaşacak öbürü sığacak bunun derisine yoksa sabaha sağ çıkamazsın Attila İlhan
Şiir