yorulunca çömeldiğimiz yerden kalkıyor, güneye doğru alabildiğine uzanan kumsala bakıyorsunuz vaz mı geçsem diye düşünüyorsunuz dağ başındayken vaz mı geçsem. belinize berbat bir ağrı parmaklarınız boya içinde ve kumsalda belki daha binlerce düz, pürüzsüz taş var ama siz de biliyorsunuz taşların çokluğunu kumsalın uzunluğunu aldırmadan sonuna kadar gideceksiniz bir anlamı olup olmadığını düşünmeden bilmeden. bilmemeyi zaten çoktan sahiplenmiş ona kendi adınızı vermiştiniz.
tüm dünyası yerle bir oluyor, bunu durduramayacağını, düzeltemeyeceğini ya da değiştiremeyeceğini anladığında, yapacak tek şey kalmıştı...
“kendini akla. suçu kadere at.”