Tanrı'dan önceki manzaraları aradım hep. Kaos'a düşkünlüğüm bundandır.
-30
Nereye gitsem, aynı aidiyetsizlik, yararsız oyun duygusu da benimle: Beni hiç ilgilendirmeyen şeylerle ilgileniyormuş gibi yapıyor; neler olup bittiğinden, nerede olduğumdan habersiz, kendiliğinden ya da iyilik olsun diye kımıldayıp duruyorum. Beni cezbeden başka bir yerdir, ama bilmiyorum neresi.
-31
İnsanlar Tanrı'dan ne denli uzaklaşıyorsa din bilgisinde o denli ilerliyorlar.
-31
"... Ama Elohim o meyveden yediğiniz gün gözlerinizin açıla cağını bilir."
Gözleri açılır açılmaz dram başlar. Anlamadan bakmak.. cennet budur işte. Cehennem de insanın anladığı, fazla anladığı yer olacaktır.
-32
Ancak kendisinin en aşağısına düşmüş, her zamanki yanılgılarına dönmeye ne arzusu ne de gücü kalmış birisiyle çok iyi anlaşabilirim.
-32
Başkalarının tüm kusurları var bende, yine de yaptıkları her şey bana anlaşılmaz görünüyor.
-34
Nesnel hakikatlerden, kanıtlama angaryasından, sağlam akıl yürütmelerden tiksiniyordu. Kanıtlamayı sevmiyor, kimseyi inandırmaya çalışmıyordu. Başkası, diyalektikçinin uydurmasıdır.
-37
Nesnel olmak başkasına bir nesne gibi, bir ceset gibi davranmaktır, ölü gömücünün gözüyle bakmaktır.
Şu saniye ebediyen yitip gitti, geri getirilemez olanın kimliksiz yığını içinde kayboldu. Asla geri gelmeyecek. Buna hem üzülüyor hem üzülmüyorum. Her şey biricik - ve anlamsız.
Bir ırmak boyunca yol almak, sularla geçip gitmek, akıvermek, telaşsız, kımıltısız... Ölüm içimizde depreşirken, kendi kendine söylenip dururken...
Bizi yüzüstü bırakma ayrıcalığı sadece Tanrı'nındır. İnsanlar olsa olsa elinden kaçırabilir bizi.