Sanatın temel görevi yasa yapmak ya da hükmetmek değil, anlamaktır.
O, hakim değil, aklayıcıdır.
Canlı varlıkların daimi savunucusudur, çünkü kendisi de bir canlıdır.
aynı zamanda değildir; dünya hiçbir şeydir aynı zamanda her şeydir. Hakiki sanatçı yorulmadan bu ikili gerçeği haykırır. Uyuyan bir dünyada onun ayakta kalmasını sağlayan, gözlerini açık tutan ve daha önce karşılaşmasak da bir şekilde tanıdığımız gerçekliğin uçucu ve ısrarcı görüntüsünü uyandıran bir haykırıştır bu.
Ayrıca sanatçı, yaşadığı yüzyıla sırtını dönemez ve onun içinde kaybolamaz. Ona sırtını dönecek olursa boşluğa konuşmuş olur.
Sanat da bir bakıma dünyada yarım kalmış, geçip giden şeylere karşı bir başkaldırıştır. Onun yegane amacı, duygularının kaynağını oluşturduğu için korumak zorunda olduğu gerçekliğe farklı bir biçim kazandırmaktır. Bu bağlamda hepimiz gerçekçi olduğumuz gibi, kimse gerçekçi değildir. Sanat ne topyekün bir yadsıma ne de olan şeyleri bütünüyle kabullenmektir. O aynı anda hem bir yadsıma hem de bir kabullenmedir ve bu yüzden sürekli yenilenen bir kalp kırıklığına benzer. Sanatçının, kendini içinde bulduğu bu belirsizlik asla sona ermez. Gerçekliği bütünüyle reddedememekle birlikte bu gerçekliğin yarım kalmışlığı sonsuza dek süreceğinden ona her daim karşı çıkmak durumundadır...