Bana okumayı ölüler öğretti. Bu cümleyi tekrar yazıyorum ve istediğimden daha fazla ve daha farklı şeyler söylediğini anlıyorum.
Bana okumayı öğreten insanlar artık yok. O zamandan beri okuduğum şeyler, genel olarak, ölüler tarafından yazılmış. Şu anda yazdıklarım yolcu olan bir kişinin sözleridir... Dilin altında bunca ölümün uyukladığını bilmiyordum.
Ölüm iyi bir bahçıvandır. Bunu daha o zamanlar, altı yaşındayken, köy mezarlığında çılgın güller, çiçek açan kokulu çalılar, erikler, yaban elmaları, minik kirazlar ve çürüyen armutların arasında anlamıştım.
Sahipleri öldükten sonra isimlere ne oluyordu? Serbest bırakılıyorlar mıydı? İsimler bir şey ifade etmeye devam ediyor muydu, yoksa altlarındaki bedenler gibi dağılıp geriye sadece sessiz harflerin kemikleri mi kalıyordu?
Buradaki okurların kaçı, bir kere de olsa, kendini terk edilmiş hissetmemiştir? Kaçı, bir kere de olsa, bir odaya, depoya veya bodruma, aklı başına gelsin diye kapatıldığını itiraf edebilir? Peki kaçı hiç kimseyi kapatmadığını söyleme cesaretinde bulunabilir?