21. yüzyıl Türk şiirinin Mona Lisa’sı
Yaşasaydı bu ay 50 yaşına girecekti Didem Madak. Korona filan derken evde kutlayacaktı doğum gününü. Ama işte hayat... Gelin biz kutlayalım. Onu anarak, Metis Yayınları’ndan çıkan şiirlerini, Solmaz Zelyüt imzalı “Didem Madak’ı Okumak” kitabını okuyarak. Dilimizde pul biber acısıyla. Ama hayata ikna olarak...
8 Nisan 1970’te İzmir’de bir kız çocuğu dünyaya gelir. Didem koyar annesi adını, gözüm anlamında, gözüm gibi sevdiğim... 6 yıl sonra da kardeşi Işıl doğar. Çocuklukları Burdur’da geçer. Göle yakın bahçeli bir evde. Civcivleri Kınalı ve Kömürcük... Kendi halinde bir öğretmen anne babanın çocuklarıyla birlikte kurduğu mutlu yuvası. Bilmezler ki Didem, 21. yüzyıl Türk şiirinin en önemli şairlerinden biri olacak. Bu şiire farklı bir doku katacak, çok sevilecek. 12 Eylül’e kadar her şey yolunda gider. Darbeyle birlikte baba Uşak’a sürülür. Anne Füsun Hanım kızlarıyla yalnız kalır Burdur’da. Tedirgin günler, geceler. Çok neşeli, hayat dolu, kızları için elleri pençeye durmuş şahane bir kadındır Füsun Hanım. O kadar ki, evlerinin arka bahçesine diktiği mısırların geceleri duyulan hışırtısından kızları korkuyor diye sabah hepsini kökünden keser atar.Didem, annesi sayesinde edebiyatla tanışır. Çocuk romanlarıyla başlayan okuma serüveni hep devam eder. Önceleri mutlulukla sonraları hayatla başa çıkmak için: “Güzin Abla’sı kitaplar olan bir kızdım / İçim sıkılmasa o kadar / Tek satır bile okumazdım”.
Hayata inanmak için
Didem 13’üne, kız kardeşi Işıl 7 yaşına girdiğinde anneleri kanserden ölür apansız. Daha 38 yaşında. Anneler Günü’ne iki gün kala. Hediyeleri ellerinde kalır. Bir cüzdan, bir ruj. O gün açılan derin yara ömrünün sonuna kadar kapanmaz Didem’in içinde. Kendi deyişiyle o gün, içindeki ay dede yüzlük bir ampul gibi