BARAN

BARAN
Yine hayal etti. Hayal etmek kadar güzel şey yoktu. İnsanı insan eden hayal etmekti." Sait Faik Abasıyanık
8/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2017 11. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2017 23:29
George ORWELL’ın ‘’Paris ve Londra’da Beş Parasız romanı’’. Paris’in ve Londra’nın 1930’lardaki görünümünü, modern Avrupa’nın da nasıl yoksulların terleri üzerinde yükseldiğini yalın bir dille anlatıyor. Ve yazar bizzat berduşların arasında beş parasız aç susuz yaşayarak, çekmiş oldukları sıkıntılardan da yola çıkarak berduşların hayatlarını daha kolaylaştıracak önerilerini aşağıda açıklandığı gibi çözüm olarak dile getiriyor ve şimdiki uygulanan sistemin rahatlayacağını söylüyor. Ayrıca yazarların hayatlarının ne geçmişte ne de bugün kolay olmadığını da bir bakıma anlatmış oluyor. Berduş barınakları kelimenin tam anlamıyla lüks olsa bile (asla olmayacaklar) berduşların yaşamı yinede boşa gidecektir. Yine düşkün olacak, evlilikten ve aile yaşamından uzak kalacak ve toplum için tam bir ziyan sayılacaklardır. Yapılması gereken, düşkünlüklerine son vermek, buda ancak onlara iş bulunarak yapılabilir-sadece çalışmak için yapılan bir iş değil, yararlarını görebilecekleri bir iş. Şu an çoğu barınakta berduşlar hiç çalışmıyor. Bir zamanlar yemek karşılığında taş kırıyorlardı ama bu, gelecek uzun yıllara yetecek kadar çalışıp taş kırıcıları işsiz bıraktıklarında durdu. Bu günlerde boş bırakılıyorlar çünkü görünürde yapabilecekleri hiçbir şey yok. Oysa işe yarayabilecekleri çok basit bir şey var, o da şu; her düşkünler evinde küçük bir çiftlik yada en azından ufak bir bostan olabilir ve eli ayağı tutan her berduş bir günlük mesai yapabilir. Çiftlik ya da bostandan elde edilecek mahsul berduşları beslemek için kullanılabilir ve en kötü ihtimalde bile margarinli ekmek ve çaydan oluşan o pis perhizden daha iyi olur. Elbette berduş barınakları hiçbir zaman tam olarak kendilerine yetmezler ama bu açıdan önemli bir yol kat edebilirler ve muhtemelen vergiler açısından uzun vadede
Paris ve Londra'da Beş ParasızGeorge Orwell · Can Yayınları · 20248bin okunma
Reklam
9/10
·352 syf.··
2016 53. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2016 12:24
1984 romanı George Orwell’ın okuduğum ikinci kitabı. Bu kitabı okumak için kütüphanede iki aya yakın bekledim. Kitap okuyucudan bir türlü gelmeyince sipariş verip aldım. Yazarın ilk kitabı olan hayvan çiftliği romanını soluksuz okumuştum ve bu yazarın eserlerini daha önce neden okumadım diye kendi kendimi sorgulamıştım. Yazar romanda yaratmış olduğu karakterlere yüklemiş olduğu misyon ve baskıcı rejimi kurgularken o kadar derinlemesine kurgu yapmış ki, kitap da değindiği ayrıntılarla gerçekten o baskıyı sizinde içinizde hissetmenizi sağlıyor. Romanda Ütopik Okyanusya diye bir ülke var. Bu ülkedeki toplumun yapısı şöyle sıralanıyor: Piramidin en tepesinde büyük birader var, partinin başı. Daha sonra partinin iç ve dış üyeleri bulunuyor bunlar partinin beyni eli kolu her şeyi bunlarda nüfusun yüzde yirmisini oluşturuyor. Geri kalan kısmı da, Proleterler halk dediğimiz sınıf bunlarda nüfusun yüzde seksenini oluşturuyor. Partinin üstlendiği bir misyon var. Yönetici konumundaki parti lideri, Partiyi hedefine ulaştırmak için, her yolu kendine mubah görüyor. Partiye bağlı düşünce polisi var. Bu düşünce polisi tarafından insanlar sürekli izleniyor, telefonları dinleniyor, evlerde bulunan televizyonlar sayesinde de konuşmaları dinleniyor. İnsanların parti görevlileri tarafından tüm hareketleri evde ve çevrede bulunan Televizyon ekranlarından sürekli olarak izleniyor. Bu sayede insanların sürekli kontrol ve baskı altında kalması sağlanıyor. Televizyondan sürekli olarak insanların algılarını değiştirmeye yönelik programlar yapıyorlar. insanların düşünmelerine rahat hareket etmelerine kesinlikle müsaade edilmiyor. Düşünce polisi Muhalefet edeni de bir şekilde ya kaybediyor yada idam yada baskı odalarında bir dizin işkencelerden den geçirerek kendi düşüncelerine
Televizyon
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
8/10
·390 syf.··
Beğendi
·
2016 51. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2016 12:58
Kemal Tahir Türk Edebiyatının en üretken roman yazarlarından birisidir. Türk toplumunun temel yapısını oluşturan Türk köylüsünün sorunlarını anlamaya çalışmış; edindiği bilgilere de biraz mizah katarak biz okuyuculara aktarmıştır. Kemal Tahir'in ‘’Dam Ağası’’ romanı yazarın, Çorum Cezaevi’ne sürgün edilişi ve Cezaevi günlerini anlattığı romanıdır. Roman üç bölümden oluşmaktadır. Her bölüm kitabın bir taslağı niteliğinde. yani ilk düzeltme, ikinci düzeltme ve yapılabilen son düzeltme. bir nevi bir romanın oluşturulma süreci olarak ele alındığını görürsünüz. Yazar romanda kendisini, Cezaevindeki mahkumların verdiği isimle ‘'Kitaplı Casus’' olarak anlatmaktadır. Yazar ayrıca kendisi de uzun süre cezaevlerinde yattığı için Cezaevlerinin çalışma koşullarını, mahkumların cezaevi yaşam koşullarını, derinlemesine inceleme imkanı bulur. Yazar Cezaevi yaşamını ve kırsal kesim insanının küçük ama entrikalarla ve kırılmalarla dolu yaşamını mizahi olarak ele alırken, ona sadece bakmakla yetinmez, onu çözmeye ve anlamaya çalışır. Oluşturduğu, alabildiğine canlı karakterlerin üzerinden bir Anadolu insanı panoraması çizer. Sıkılmadan okuyabileceğiniz bir roman tavsiye ederim..
DamağasıKemal Tahir · İthaki Yayınları · 2013207 okunma
9/10
·182 syf.··
Beğendi
·
2016 44. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2016 13:26
‘’Çakırcalı Efe’’ Romanı Yaşar Kemalin gazeteci ve araştırmacı yazar kimliğini öne çıkaran bir eser olup, aynı zamanda tarihi bir belgesel niteliği taşır. Roman 19’ncu yüz yılın başlarında Ege yöresinde geçiyor. Bu roman, düzene bir başkaldırının öyküsü. Çakırcalı Efe'nin zulme dayanamayıp dağa çıkışının, orada halk kahramanı oluşunun öyküsü. Osmanlının son dönemleri, Osmanlı hükümeti zor durumda yönetim yetersiz, böyle olunca da ağalar ve beyler kendi çıkarları doğrultusunda gözü pek yağız delikanlıları, ya katil yapıp hapse gönderiyor, yada efe yapıp dağa çıkarıyor. Böylece dağlar çeteler ve eşkıyalardan geçilmiyor. Çakırcalı Mehmet Efe de bunlardan bir tanesi. Yalnız o diğer eşkıyalardan farklı . Onu eşkıyalığa bir takım sebepler zorlamış ve bu sebeplerde, Efe’nin sonuna kadar yakasını bırakmamıştır. Babası eşkıyalığı bırakmış, düze inmiş, kendi halinde bir köylü olarak yaşarken bu durumdaki eski zeybeklerin yeniden dağa çıkmalarını önlemek amacıyla verilen gizlice öldürülmeleriyle ilgili bir emir doğrultusunda zaptiye Boşnak Hasan Çavuş tarafından öldürülünce, Çakırcalı Mehmet Efe’nin içine bir intikam hırsı düşmüştür. Belli bir zaman sonra okuduğu okulu bırakarak dağa çıkıp efe olmuş, kısa bir süre sonra ünü tüm dünyaya yayılmıştır. 15 yıl dağlarda hüküm sürmüş devamlı ezilenin yanında yer almış, onların her türlü sorunlar ile yakinen ilgilenmiştir. Çakırcalı Mehmet Efe hep bölgenin zenginlerinden alıp kendine yardım eden fakire fukaraya vermiştir. Ayrıca hükumetin yapamadığı Çeşme, yol ve köprü işlerini köylünün yararına bölgenin zenginlerine yaptırmış, bölgede adaleti sağlamak için bu uğurda bir sürüde insanın da canını kıymıştır. Hükumet yetkilileri . Çakırcalı Mehmet Efe ile başa çıkamamış zaman zaman af
Çakırcalı EfeYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20126,6bin okunma
9/10
·355 syf.··
Beğendi
·
2016 41. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2016 23:51
Yazar Herper Lee’ nin ''Bülbülü öldürmek'' adlı Romanı 1930' larda ABD'nin güneyinde Maycomb adlı bir küçük kasabada, Siyahlar ve beyazlar arasındaki ayrımcılık ve asılsız bir iddiayla yargılanan Tom Robinson isimli bir zenciyi savunmakla görevlendirilen, bu yüzden kasabanın beyazları ile ters düşen Avukat Atticus Finch ve çocukları Scout ve jem 'in çevresinde olan olayları konu alır. Roman 9 yaşında olan "Scout" Finch adında küçük bir kızın bakış açısından yola çıkarak kaleme alınmıştır. Ayrıca bu roman yazara da 1960 yılında Pulitzer Ödülü kazandırmıştır. Romanda olaylar Amerika'nın güneyinde küçük bir kasaba olan Maycomb da geçiyor. Atticus iki çocuğuyla birlikte bu kasabada yaşamakta karısı öldükten sonra işten arta kalan boş zamanlarında da çocuklarının eğitimi ile ilgilenmektedir. Bu konuda kendisinin baş yardımcısı evin hizmetçisi olan zenci bayan Calpurnia’dır. Bir gün Eyalet Yargıcı tarafından kendisine Tom Robinson isimli bir zenciyi savunma görevi verilir. Bu şahıs haksız yere asılsız iftiraya uğramış ve tutuklanmıştır. Kasabalı bu davaya Atticus ’ın bakması durumdan hoşnut olmamıştır. Atticus hakkında kasabada ileri geri söylenti çıkarılmış bu durum, tüm aileyi etkilemiş ailenin toplum nezdinde huzursuzluğunu artırmıştır. okulda dahi öğrenciler bunun dedikodusunu yaparak Atticus 'ın çocuklarıyla alay etmiştir. Çocuklar eve geldiklerinde konuyu babalarına açıklamışlar babaları da onların anlayabileceği bir dilde olayı çocuklarına izah etmiştir. Zencilere karşı, Atticus ’ın çocukları Jem ve Scout’ın bakış açısı değişmiş, Onları daha yakından tanımak için onlarla kiliseye gitmişler, zenci arkadaşlarını eve yemeğe davet etmişler sonunda gözlemlerinden onlarında kendileri gibi normal insan olduklarını kanaat getirmişlerdir. Tom Robinson davası
Hukuk
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Sel Yayınları · 201488,6bin okunma
Reklam