BARAN

BARAN
Yine hayal etti. Hayal etmek kadar güzel şey yoktu. İnsanı insan eden hayal etmekti." Sait Faik Abasıyanık
''Biz mi taşırız aşkları Aşklar mı bizi Şimdi hangi kentte Yağdığını unuttuğum bir yağmur Ertelenmiş bir aşkın saçlarını yıkıyor O günden beri Öznesi yaralıdır şiirin...'' . A.Hicri İzgören
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Biz ne zaman yelken açsak sevdalara, kesiliyor bütün rüzgarlar ve biz ne zaman bir parça aşk istesek, yalnızlık kesiyor önümüzü... Cemal Süreya
BASIP GELDİĞİNİZ YOLLARDA BENİM YÜZÜM SERİLİ Çocukluğumun sesiydi. Elma bahçelerinin sesiydi. Buğday tarlalarından gökyüzüne ağardı. Annemin gözyaşıydı. Anneannemin, radyoda Zeki Müren’i dinledikten sonra, on üç yaşındaki bana dönüp, “hadi Neşet’in ‘dane dane benleri var yüzünde’sini bir oku” dediği buğulu, pürüzlü hançeremdi. Babamın rakı bardağındaki bütün zamanlardan kurtulmuş zamanlardı. Sesinin vardığı yerlere varan bir şiir yazayım diye elli yıla yakın bir zamandır çırpındığım ustamdı. Unutmanın sanatsal yaratıcılıktaki yerini bana en yalın, en çarpıcı biçimde öğreten bir bozkır alfabesiydi. "Ben, türküyü kasete, plağa okurum, sonra unuturum. Gittiğim yerlerde benden hangi türkümü isterlerse onu söylerim. Her söylediğimde de yeniden öğrenirim" demişti bir soru üstüne. Sözünün bütün anlamlarını hayatıyla biliyordu ve ne kadar biliyorsa o kadar büyük bir tevazuuyla söylüyordu. Yirmi beş yıl sonra dönmüştü ve biz bir avuç “abdal” ayine gitmiştik. On bin kişi yeniden doğuyordu. Büyük bir aradan sonra herkes kendini ilk kez seviyordu. Herkes sahnedeydi. Ankara’nın en büyük salonu küçücük kalmıştı. Sahneye çıktı. Sazıyla aynı boydaydı. On bin kişiden yapılmış bir heyecandı, saygıydı, gönül yarasıydı. Oturdu. "Beni deyip geldiniz, basıp geldiğiniz yollarda benim yüzüm serili" dedi. O günden sonra ben bütün konuşmalarımı bu sözle bitirecektim. Abdallığın bin yıllık binasıydı oturan. Hepimizden yapılmış bir şamandı. Tellere vurdu. Salon dondu. Salon üç saat içinde bilmiyorum kaçıncı kez yıkıldı. Sonra Afrika’nın değil ama bozkırın siyahı, salonu bluesla cazın beşiğinde salladı, salladı, salladı. Belki de on bin kişi ilk kez o gün, o salonda hep birlikte göklere karıştı. (...) Konak Şiir Günleri’ndeki söyleşiye dönelim. Babasıyla olan usta-çırak ilişkisini anlattırmak
"keşke; senin adın yalnızlık olsaydı ve ben hep yalnız kalsaydım..." Özdemir Asaf
"ben, seninle çay içmek istiyorum. seni duymak, seni görmek, seni bilmek, seni yanımda hissetmek istiyorum... sana şiir okumak istiyorum... yazmaktan bıktım, usandım... ben artık yazıları sana söylemek istiyorum... küçük bir evde, büyük hayaller kurmak istiyorum... sobanın yanında, seninle birlikte, üşüyen ellerimi çayın sıcaklığına bırakmak istiyorum... ben aslında sevmek değil, seninle yaşlanmak istiyorum…" Özdemir Asaf