Barış

Barış
@baris_sati
Akhilleus, dünya kadar derin gözleriyle beni seyrediyordu. "Benimle gelecek misin?" diye sordu. Aşkın ve kederin asla sona ermeyen acıları. Belki başka bir hayatta bunu reddeder, saçlarımı yolarak ağlar, onu seçimiyle tek başına yüzleşmek zorunda bırakırdım. Bu hayatta değil. Akhilleus Troya'ya yelken açacak, ben de onun peşinden gidecektim. Ölüme bile. "Evet," diye fısıldadım. "Evet."
Sayfa 167 - ithaki·Kitabı okudu
Reklam
Dudaklarının gül pembesi parlaklığı, gözlerinin hararetli yeşili. Yüzünde hiçbir çizgi, kırışmış veya kırlaşmış hiçbir şey yoktu, her şey taptazeydi. Altın renkleri ve parlaklığıyla baharın kendisiydi o. Haset dolu ölüm onun kanını içecek ve yeniden genç olacaktı.
Sayfa 166 - ithaki·Kitabı okudu
Deidameia, kadınları benim için dans ettiğinde ne olacağını düşünmüştü acaba? Gerçekten de Akhilleus'u tanımayacağımı mı zannetmişti? Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.
Sayfa 135 - ithaki·Kitabı okudu
Tanrıça, Akhilleus'u denizdeki mağaralara götürecek ve orada ona ölümlüleri hor görmeyi öğretecekti. Onu tanrıların yiyeceklerle besleyecek, damarlarındaki insan kanını çekip alacak, Troya'ya karşı savaşacak bir figür haline getirecekti. Onu siyah bir zırhın içinde hayal ettim. Koyu renk bir miğfer gözleri hariç bütün yüzünü kapatıyor, bronz baldır zırhları ayaklarını örtüyor. Akhilleus iki elinde birer mızraklar duruyor ve beni tanımıyor.
Sayfa 124 - ithaki·Kitabı okudu