Bu kitapta Fitz’in yalnızlığı daha da derinleşiyor. Artık sadece dışlanmış biri değil, aynı zamanda bir tehdit olarak görülüyor. Bir yandan hasta, bir yandan zihinsel olarak yorgun ama yine de görevlerini yapmaya çalışıyor. Saraydaki politik entrikalar iyice karışıyor, herkesin bir planı var. Fitz ise bu karmaşanın tam ortasında, kendi kimliğini korumaya çalışıyor.
Zamanla bazıları onu kabullenmeye ve hatta benimsemeye başlıyor ama ilişkileri hep pamuk ipliğine bağlı. Kimseye tam olarak güvenemiyor, çünkü en küçük bir yanlışta her şey yıkılabilir. Okurken yine onunla birlikte yıprandım, yalnızlığında.
“ Fitz’in dünyasında güven bir ayrıcalık, sadakat ise bir yük gibi … ve her şey, tek bir yanlış adımla yıkılacak kadar kırılgan”.