Kadın ve erkek fıtrat olarak birbirinin rakibi değil, evrimsel ve biyolojik olarak birbirinin tamamlayıcısıdır. Her iki cinsiyetin de genetik, hormonal ve psikolojik olarak maksimum verimlilik gösterdiği alanlar farklıdır.
Erkek; binlerce yıllık evrimsel süreç boyunca fiziksel yapısı, risk alma eğilimi ve rekabetçi hormonları gereği dış dünyayı (savaş, siyaset, makro ekonomi gibi alanları) domine etmiştir. Kadın ise insan türünün devamı için en kritik aşama olan erken çocukluk döneminde, yani bir insanın zihinsel, duygusal ve fiziksel gelişiminde baş aktördür. Kadınların empati yeteneği, kriz yönetimi ve şefkat odaklı psikolojisi olmasaydı, bırakın sağlıklı nesiller yetiştirmeyi, insan türünün hayatta kalması bile mümkün olmazdı.
Erkekler mikro düzeydeki bu muazzam yetiştirme ve inşa sürecinde kadınlar kadar işlevsel ve verimli değildir. Elbette istisnalar vardır; ancak makro sosyoloji istisnalarla değil, genel örüntülerle ilgilenir ve bu istisnalar genel kaideyi bozmaz.
Netice itibarıyla; bu iki cinsiyet alt-üst ilişkisi içinde değil, bir zincirin halkaları gibi yatay bir tamamlayıcılık ilişkisi içindedir. Biri olmadan diğerinin ayakta kalması biyolojik ve toplumsal olarak imkânsızdır.