Okul bittikten sonra koşarak eve dönüp, ekmek arası bir şeyler atıştırıp sonra da işe koşturan çocuklar var ya...
İşte onlar, sevgilileri olduğunda el ele tutuşamazlar.
O çocuklar sevgilileriyle yan yana fotoğraf çektiremezler.
Sevgililerine doğum gününde çiçek alamazlar.
O çocuklar, sevgililerinin saçlarını okşayıp, ellerini boyunlarından dolayamazlar.
Onlar her fotoğrafta kırık çıkarlar çünkü.
Başka yere bakarlar.
Yarım çıkarlar çekilen toplu fotoğraflarda.
Görmezden gelinmek biraz da böyle bir şey olsa gerek...
İstanbul, sonbaharda saçlarını arkadan topluyor.
Nasıl da yakışıyor, görmelisin.
Ben bir cesaret arıyorum.
Ben bir cesaret arıyorum.
Ben bir cesaret arıyorum.
Ben seni arıyorum.
Ben seni arıyorum diyorum ya...
Bilmem.
Belki de... Belki de... Bir gün hiç beklenmedik bir yerde karşıma çıkmandan, "İşte geldim" demenden, "Hadi gidelim buralardan" demenden korkuyorum.
Ben senin uzaklığını seviyorum.
Ben senin uzaklığını seviyorum.
Ben senin upuzaklığını seviyorum.
Mahallede aşağılanıp, horlananan çelimsiz çocuklar gibiyim.
Oyunlara ancak adam eksik olduğunda kabul edilen beceriksiz çocuklar gibi.
Hayata katılmakta güçlük çekiyorum.
Benim mevsimim sonbahar.
Sokakların tenhalaşmaya başladığı vakitler.
Tek kişilik oyunlar ustasıyım ben.
Tek kişilik özlemler, tek kişilik acılar ustasıyım.
Ben yağmuru arıyorum.
Ben yağmuru arıyorum.
Ben yağmuru arıyorum.
Ben seni arıyorum.