• Dersaadette Sabah Ezanları’ndan sonra, Attila İlhan’ın okuduğum ikinci romanı. Çok sayıda karaktere yer verilen romanda 1950’li yıllardaki iş hayatı, basın-yayın kuruluşları, eğlence hayatı ve gençlik hakkında, pek iç açıcı olmayan, bir perspektif veriliyor. Çok uzun olmasına ve karakterler arasında devamlı geçiş yapılmasına rağmen roman teknikleri yerli yerinde kullanıldığı ve kurgu iyi olduğu için zorlanmadan okunuyor. Romanda Attila İlhan’ın diğer romanlarına ve Milli Mücadele’ye göndermeler yapılması dikkat çekiyor.
  • ŞEYTAN MASKESİ

    Mahmut Bey, iri cüssesi ile üç katlı villasının en büyük, en rahat yatağında uyumaktaydı. Gün boyu katıldığı toplantılardan çok yorulmuş, her gün evrak görmekten bıkmıştı. Sürekli bir şeyler imzalıyor, ne imzaladığını kendisi de bilmiyordu. Zengindi Mahmut bey, bütün parası yedi sülalesine kadar yetecek kadar zengindi.
    Zengin olmasına zengindi ama hiç dostluğu, yakınlığı yoktu. İnsanlara mesafeli davranır, çok samimi olmazdı.
    Bu yüzden olacak ki zorla evlendiği karısı onu bırakıp gitmiş, abisinin yurt dışındaki çiftliğine göçmüştü. Mahmut ise kendine bir hizmetli tutmuş, evi temizletiyor, yemeklerini yaptırıyor öylece günlerini geçiriyordu. Saat 03:46`yı gösterdiğinde alt kattan sesler geldiğini duydu. İlk olarak önemsemeyip, yerinden kıpırdamasa da peş peşe gelen sesler onu tamamıyla uyandırmaya yetmişti.

    Yatağında doğrulup, çevresine göz attı. Ses kesilmiş, evin içerisini sıkıntılı bir sessizlik kaplamıştı. Sessizlik o kadar ileri gitti ki, Mahmut Bey, kendi kalp atışlarını bile duyabiliyordu. Ayağa kalktı, karanlık koridora çıkıp merdivenlerden aşağı kafasını uzattı. Ortalıkta herhangi bir hareket görünmüyordu. Takıntılı adamdı Mahmut, gidip bakmasa olmazdı. Merdivenlerin acı çekercesine gıcırdayışları eşliğinde aşağı iniyordu.
    Alt kata salona geldiğinde ışıkları yaktı. Her şey bıraktığı gibiydi. Yarım kalmış pizza, kola, sigara paketleri ve bira şişeleri. Hepsini Mahmut yemiş, içmemişti tabii, güzel bir parti vermişti oradan arta kalanlardı bunlar. Güzel geçen bir partinin izleri gibiydi sanki. Mahmut, kafasını kaşıyarak ışığı söndürdü, yatağına yatmak için merdivenleri tekrar çıkmak isterken mutfak tarafından bir ses geldiğini duydu. Birisi mutfakta çekmeceyi açıp kapatmış gibiydi. Biraz tırsmıştı bu sefer, evin içerisinde kim olabilirdi? Hizmetçi evine çoktan gitmiş, partidekilerin hepsi de evden ayrılmışlardı.
    Işıkları tekrar yakarak mutfağa doğru yürüdü. Mutfak ışığını tam yakmak üzereydi ki başına aldığı sert bir darbe ile yere yığılması bir oldu…
    20-25 dakikalık bir zaman diliminden sonra kendine geldiğinde ne olduğunu çözemedi. Sandalyeye elleri ve ayakları bağlanmış, ağzı bant ile kapatılmıştı. Koca göbeği bantların arasından fırlamış, artık erit beni ne olur diye yalvarıyordu.
    Mahmut, şaşkın gözlerle etrafına bakınırken tam önüne arkası dönük bir şekilde puro içen bir adam gördü.
    Adam bir yandan puro içiyor, öbür yandan buzlu viskisini sakince yudumluyordu. Yüzü maskeli bu kişi maskesini de çok zekice seçmişti; Şeytan maskesi. Bu işi yapanda ancak bir şeytan olabilirdi zaten, yada biz mi öyle sanıyorduk. Adam birkaç saniye daha arkası dönük durduktan sonra Mahmut`a yüzünü dönerek bakmaya başladı.
    Elinde tuttuğu büyük bir bıçak ve yan sehpada duran silah buraya ne için geldiğini kanıtlıyordu.
    Mahmut, çok paniklemişti. Bir şeyler söylemeye çalışıyordu ama ağzındaki bant bunu engelliyordu. Adam, Mahmut`un arkasına geçerek ağzındaki bandı sert bir şekilde açtı. Mahmut, kısa bir bağırıştan sonra yalvarmaya başladı;
    ‘’Ne olur yapma! Benden ne istiyorsun? Bak çok param var. Para veririm sana, hem de çok para ne olur kıyma canıma!’’
    Adam şöyle bir Mahmut`a göz gezdirdikten sonra; ‘’Klasik şeylermiş.’’ diyerek tekrardan ağzını bantladı. Mahmut çırpınıyordu ama ne fayda! Ölüm gelip onu bulmuştu bir kere, katilin önce boğazına sapladığı bıçak, kanlar içinde tekrardan göğsüne ardı ardına iniyordu.
    Yavuz, sabah her zaman ki saatinde kalkmıştı. Bu seferden tek farkı bira ve sigaranın bulunmamasıydı. Yozgat`tan döndüğünden beri yaşadığı olaylar sebebiyle ikisini de bırakmış, spor yapmaya başlamıştı. Hayatını artık düzene sokmuştu. Böyle olmasından da memnun gibiydi. Duşunu aldı, kahvaltısını bir dilim pizza ile değil serpme kahvaltı ile yaptı.
    Paltosunu askıdan alarak, en büyük dostu, sırdaşı onu ilk gününden beri yalnız bırakmayan arabasına atlayarak merkezin yolunu tuttu. Kısa ve aralıklarla geçen İstanbul trafiği siniriyle beraber merkeze ulaşmış, içeri girince her gün olduğu gibi yoğun ilgiyle karşılanmıştı. Cinayet büroya geldiğinde herkes ayağa kalkarak onu selamladı. Tam kahvesini alacaktı ki Merve gelerek sabahın ilk felaketini ona yetiştiriverdi.
    ‘’Komiserim, bir cinayet ihbarı aldık. Ünlü iş adamı Mahmut Parank evinde korkunç bir şekilde ölü olarak bulunmuş.’’
    ‘’Mahmut Parank mı? O adamın evine nasıl girmişler, hapishane gibi korunur orası.’’
    ‘’Bilmiyorum amirim, bende anlam veremedim.’’ Yavuz, iki yudum aldığı kahvesini çöpe atarak, Ali`ye göz kırptı.
    ‘’Hadi gidelim.’’ Ali, hemen ayaklanarak ceketini aldı, silahını beline taktı. Komiserinin peşinden yola koyuldu. Yavuz, güneş gözlüklerini takarak arabanın anahtarını Ali`ye attı.
    ‘’Sen kullan!’’
    ‘’Tamamdır abi, nasıl istersen.’’ İkili arabaya binerek yola koyuldular. Olay mahalline geldiklerinde yoğun basın mensubu ile karşılaştılar. Polis, onları olay yerinden uzaklaştırmaya çalışıyor, onlar ise girmek için diretiyorlardı.
    ‘’Arka kapıdan girelim, arabayı oraya çek.’’ dedi Yavuz.
    Ali, söyleneni yaparak evin arka kapısından içeri daldılar. Onları ilk gören İsmail olmuştu.
    ‘’Ooo, hoş geldin Yavuzum! Naber?’’
    ‘’İyidir İso, senden naber?’’
    ‘’İyiyiz bizde ne yapalım. Yukarıda, yatak odasında maktul. Biraz keyfiniz kaçabilir yalnız.’’ diyerek yüzünü ekşitti. Yavuz, yıllardın verdiği tecrübe ile ne demek istediğini anlamıştı.
    ‘’O kadar kötü yani?’’ diye sordu. İsmail hiçbir şey söylemeden kafasını eğdi, işine koyuldu.
    Yavuz, Ali ile birlikte yukarıya çıkıp görüntüyle karşılaşana kadar, İsmail abartıyor diye düşünmüşlerdi ama hakikat hiçte öyle olmadı. İsmail gerçekten bu sefer abartmamış, hatta söyledikleri biraz daha aşağıda kalmıştı. Koskoca iş adamı, ülkenin en zenginlerinden Mahmut Parank, duvara ağzından asılmış, cinsel aleti kesilerek karnına dikilmişti. Ali görür görmez çok fena oldu. Yavuz bunu anlayarak çıkmasını işaret etti. Cesede yaklaşarak incelemeye koyuldu.
    Ali, kendini toparlamış, sakinleşirken Yavuz, yukarıdan aşağıya inerek;
    ‘’Cesedi kim bulmuş?’’ dedi. İsmail eli ile bahçede çardakta oturmakta olan kapıcıyı işaret etti. İkili kapıcının yanına giderek selam verdiler. Karşısına oturdular. Yavuz, adamı kısa müddet süzdükten sonra sordu;
    ‘’Anlat bakalım, nasıl buldun cesedi?’’
    Kapıcı derin bir nefes alarak, gördüğü görüntüyü unutmak istercesine bezmiş bir ses tonu ile başladı anlatmaya;
    ‘’Komiserim, her gün sabah Mahmut Bey`in gazetelerini getiririm. Ekmeğini de ben alırım. Kapının girişine bırakırım, hizmetli de oradan alır. Bu sabah geldiğimde evin kapısı açık bırakılmış. Hiç böyle şeyler yapmaz Mahmut abi. Bende meraklanıp içeri girdim. Seslendim ama ortalıkta in cin top oynuyordu. Yukarı kata doğru damlamış olan kanları gördüm. Yatak odasına kadar gidiyordu bu kan izleri. Kapıyı açtım, ne görüyüm! Bayılmışım, sonrası da malum, direk sizi aradım.’’
    Kapıcı titreyen elleri ile alnındaki terleri silerken Yavuz olay hakkında düşünüyordu. Bir fikir yürütmeye çalışıyordu ama hiçbir şey aklından geçmiyordu. Ortalıkta herhangi bir iz yoktu, herhangi bir deri kalıntısı, saç döküntüsü hiçbir şey. Kafası karışık bir şekilde sigara yakmak için elini cebine attı. Unutmuş olmalı ki; ‘’Nerede ulan bu sigara?’’ diye söylendi.
    Ali şaşkın bakışlarla bakarak; ‘’Abi bıraktın ya!’’ dedi. Yavuz; ‘’İyice kafa gitti bu aralar.’’ diyerek kalktılar.
    İkili basına görünmeden tekrar arka kapıdan çıkarak, merkeze doğru yola koyuldular. Merkeze vardıklarında Merve, onları elinde bir kağıt ile karşılamıştı. Yavuz, kağıdı okuyunca olayın yine yüksek mecralara taşındığını anladı. Emniyet müdürü yine Yavuz`u çağırıyordu. Ona nutuklar verecek, işlemi hızlandırmasını isteyecekti. Yavuz, mektubu cebine buruşturarak koydu ve odasına çekildi.
    Ali de Merve`nin güzelliğine bakarak yerine oturdu. İkili arasında artık aşk başlamıştı. Birbirlerine karşı boş değillerdi. Sürekli birbirleri ile konuşmanın fırsatını kolluyorlar, bu fırsatı yakalayınca da hiç affetmiyorlardı. Direk birbirlerine bir göz bakışı, daha sonrasında güzel kelimeler… Yakışıyorlardı birbirlerine, tek eksik yönleri ikisinin de insanın ölüm mekânında buluşmalarıydı.
    Yavuz, akşam olup evine girdiğinde yalnızlık her zaman ki gibi çökmüştü üzerine. Evdeki tek ses televizyondan gelen sesti. Televizyonun karşısında bugün ki cinayetin haberlerini izliyor, çok bir şey bilmiş gibi özel olarak kanılara varan insanları takip ediyordu.
    Aklına birden geçen seneki olay gelmişti. Yozgat nasıldı? Hakan ne yapıyordu? İnsanlar bağlarında güle oynaya pikniklerini yapıyor muydu? Zeynep şuan üşüyor muydu acaba? Küçük mezarında, üstü rengarenk çiçek kaplı mezarında üşüyor muydu? Yavuz üzüntülü, yer yerde gülümseyerek bunları düşünürken uyuyakalmıştı. Ertesi gün, cinayet büroya adımını atar atmaz, Merve elindeki otopsi raporlarıyla karşıladı Yavuz komiserini. Yavuz, elinde aldığı dosyaları karıştırırken Merve, raporu özetliyordu.
    ‘’Adamın vücudunda 13 bıçak darbesi bulunmuş amirim. Boğazında da sıyrık var. İlk olarak boğazından kesilmiş, yüksek oranda kan kaybetmiş olacak ki diğer darbeleri hissetmemiştir. Katilden ne bir ipucu var, ne bir kalıntı!’’ Yavuz, sıkıntı içerisinde dosyayı kapadı.
    ‘’Başka bir şey?’’ dedi. Merve, yüzünü ekşiterek;
    ‘’Bir şey daha var abi!’’ dedi. Yavuz, Merve`nin söylemesi için yüzüne bakıyordu ama genç kız bir türlü söyleyemiyordu. Yavuz daha fazla dayanmayarak ellerini sallayarak;
    ‘’E hadi Merve, ne olduysa söylesene?’’
    ‘’Bu Mahmut Parank amirim. Adam küçük çocukları, nasıl desem bilemedim. Adam küçük çocukları taciz ediyor, bunları da video kaydına alıyormuş. Evinde çok oranda cd bulduk.’’
    ‘’Demek ki katilimiz, haklı bir savunma peşinde. Zevkine öldürmüyorum, intikam alıyorum diyor.’’
    ‘’Büyük ihtimal öyle abi.’’
    ‘’Tamam Merve, sen araştırmaya devam et, ben müdüre çıkıyorum. Bakalım bu sefer neler diyecek. Ali gelmedi mi?’’
    ‘’Yok daha gelmedi amirim.’’ Yavuz, platosunu asıp, tabancasını çekmecesine koyduktan sonra müdürün yolunu tuttu. Müdür her zaman ki gibi onu sıcak karşılamış daha sonrasında olayın çok büyüdüğünü, sistematik çalışması gerektiğini söyleyerek Yavuz`a türlü nutuklar çekmişti.
    Yavuz, zoraki gülümsemeyle müdürü dinliyor, bitirse de gitsem artık diye ümit ediyordu. Ali o gün hiç merkeze gelmedi. Merve meraklanmış, telefonunu arıyor ama bir türlü açan olmuyordu. Merve, daha fazla dayanamayarak amirinin odasına girdi ve durumu anlattı. Yavuz da bu olaydan işkillenmeye başlamıştı. Mesai bitmişti. Yavuz, Merve`nin üzgün olduğunu biliyordu. Ali ile aralarında bir şeyler olduğunu çok önceden sezmesine rağmen ses etmiyordu. Merve`ye dönerek;
    ‘’Kızım, hadi evine git. Belki bir işi çıktı bugün gelemedi. Söz, ben onu bulurum getiririm sana!’’ dedi. Merve mırın kırın etse de yapacak bir şeyi yoktu. Ayaklandı ve komiserine selam vererek bürodan ayrıldı. Yavuz, Ali`nin nereye gideceğini tahmin ediyordu. Bildiği yerlere gitse mutlaka haber ederdi. Farklı bir şey oluyordu, içine bir kurt düşmüştü ama elinden de bir şey gelmiyordu. ‘’Dur bakalım, çıkar yarın kokusu!’’ diyerek evine doğru yol aldı.
    Gece 02:34 gibi Yavuz`un telefonu çaldı. Tanımadığı bir numaraydı. Telefonu uykulu gözleriyle açarak;
    ‘’Buyurun?’’ dedi.
    ‘’Komiser! Nasılsın?’’
    ‘’Özür dilerim, tanıyamadım?’’
    ‘’Tanımana gerek de yok zaten, bak şimdi telefonu tanıyacağın birine veriyorum.’’
    ‘’Abi, abi yardım et ne olur.’’
    ‘’Ali, Ali sen misin? Ali?’’
    ‘’Evet, onun ta kendisi. Çok özledin onu herhalde komiser! Telefonuna mesaj olarak atacağım yere gel de kurtar onu. 1 saatin var.’’
    Telefon kapanmıştı. Yavuz, ne yapacağını şaşırmıştı. Elleri hafiften titremeye başlamıştı. Yıldırım hızıyla hazırlanıp evden çıktı. Telefonuna gelen adrese doğru kökledi gazı! Adres, çevresinde yerleşim yeri olmayan, eski ve terk edilmiş bir fabrikaydı. Camları kırık, bacaları küf tutmuş, bahçesi tamamen ölüme yaslanmış olan bu fabrikada Yavuz, el fenerini kaparak yürüyordu. Fabrikanın içerisine girdiğinde, ortalık çok karanlıktı. El feneri ile etrafı çok az görüyordu. Birden uzak köşedeki bir ışık yandı. Aliydi bu! Hırpalanmış, eli yüzü kan içinde oturuyordu. Elleri bağlı bir şekilde yukarıdan aşağı sallanıyordu.
    Yavuz, onu görür görmez koşmaya başladı. Tam ona ulaşacakken, fabrikanın bütün ışıkları yandı. Ali`nin tam arkasında bir adam belirdi. Şeytan maskeli adam… Maskesini takmış, bıçağı ile Ali`nin arkasındaydı. Ali baygın bir hâlde gözleri kapalı sallanıyordu olduğu yerde… Yavuz, silahını çekerek;
    ‘’Dur yapma, yoksa ateş ederim!’’
    ‘’Silahı indir komiser, yoksa sonuçlarına katlanırsın.’’
    ‘’Sende bıçağını indir o zaman. Aynı ayna yere atacağız.’’
    ‘’Burada avantajlı olan benim komiser. Daha fazla zorlama bırak silahı yere ve bana doğru sürükle.’’
    Yavuz, çaresiz söylenenleri yaptı. Maskeli adam yanı başında duran sandalyeyi çekerek oturdu. Yavuz ayakta olup biteni çözmeye çalışırken o anlatmaya başladı;
    ‘’Biz güzel bir aileydik. Kızım ve karım, bahçeli bir evimiz, bir de köpeğimiz vardı. Mutluyduk, öyle geçip gidiyordu günler. Her mutlu günü bozacak bir gün var derler. İşte o gün benim başıma kızım tarafından geldi. Kızım, okuldan çıkıyor evine mutlu olduğu yere gelirken bunu sıkıştırıp, asılıyorlar. Benim Meral`imin namusuna işler mi bunlar. Ters koyuyor, onlara küfürler savuruyor. İçlerinden birisi kızı zorla tutup boş inşaata çekiyorlar. Orada kızıma üçü birden tecavüz ediyorlar. Senin kızın var mı komiser?’’
    ‘’Hayır yok.’’
    ‘’Beni anlayamazsın o zaman. Benim hayatım mahvoldu, senin ki olmasın.’’
    ‘’Bak, böyle olması gerekmez. Bırak adamımı oturup, konuşalım. Bu yüzden mi işledin cinayeti?’’
    ‘’Hayır, adam her gün evine kızı yaştakileri getirip, taciz ettiği için işledim. Üstüne üstlük o domuz birde bunları videoya çekiyordu. Hepsini biliyordum, doğru zamanı bekledim.’’
    Yavuz, giderek adama yaklaşıyordu. Maskeli katil bunu sezdi ayağa kalktı. Maskesini çıkardı, karşısında İsmail duruyordu. İsmail, polis akademisinden arkadaşı, aralarından su sızmayan İsmail. Olay yerci İsmail. Yavuz`un neler hissettiğini sizde tahmin edeceksiniz sevgili okurlar. Bunu şöyle düşünün, kardeşiniz öldürülüyor. Öldüren ise anneniz. İşte tamda öyle bir durum. Yavuz, yere çökerek şaşkınlığını gizlemedi. İsmail, Yavuz`a bakarak;
    ‘’Hoşça kal, benim tek arkadaşım. Hoşça kal benim sırdaş arkadaşım. Benim başıma gelenleri hiç bilmedin, hiç söylemedim ama artık hepsini biliyorsun.’’ Kafasına Yavuz`un tabancasını dayadı. Namluya mermiyi sürdü ve tetiği çekti. Yavuz, yere yan yatmış, sadece ağlıyordu, avazı çıktığı kadar ağlıyordu.

    Mert Ekim
  • Haşhaşiler hakkında objektif bir bilgi verebilecek kaynak aramaktaydım, Ortaçağ devrimcilerinden olan ve çok sayıda düzensiz askeri birliğe yeni bilgiler sunan bu güruhun nasıl yükselip, nasıl eridiğini aktaran güzel bir kaynak. Kitabın yazarı, bir beklentisi olmadan, tamamen bilgiyi aktarmak ve nesnel bakmak amacıyla yazmış. Bir bestseller ve boyalı basın övgülerine layık olmuş kitaptan böyle bir performans beklenmez genelde.

    Kitapta zaman zaman olaylar arasındaki bağlantıları takip etmek zorlaşıyor. Çeşitli anıştırmalar arasında film şeridi kopuyor gibi oluyor. Kitapta başka olumlu bir özellik, hiçbir inancı olduğundan büyük ya da küçük göstermek özelliği yok. Yani o dönemde o inancın mensubu ne yaptı ise o aktarılıyor.
  • Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler. (OSCAR WILDE)
    Bir tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler, geminin batmamasını bir türlü affedemezler. (Wieslaw Brudzinski)
    Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma. (Rus Atasözü )
    Rüzgara tüküren, kendi yüzüne tükürür. (İtalyan atasözü )
    Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma. (İsrail atasözü )
    Evlilik bir kale gibidir. Dışardakiler oraya girmek için, içerdekiler de çıkmak için uğraşır dururlar. (Çin atasözü )

    Boş bir çuvalın dik durması zordur. (Benjamin Franklin)
    Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (F.Schiller)
    Bir yengece, doğru yürümesini asla öğretemezsiniz. (Aristophanes)
    Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur. (La Fontaine)
    İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başlari havadadır, doldukça eğilirler. (Montaigne)
    Mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek, ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir. (Montesquie)
    Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur. (Desiderius Erasmus)
    Eğer bir örs isen kendini sabit tut, eğer bir çekiç isen zamanında vur. (G.Herbert)

    Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. (John Lyly)
    İnsanlar kötülüğü arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için aparlar. (J.S.MILL)
    Başlayan herşey biter. (SENECA)
    Biten herşey yeniden başlar.Hiç bir şey yok olamaz. (BAHADIR)
    Sinir köpeklerin özelliğidir. (BAHADIR)
    Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim. (B.SHAW)
    Az anlamak, ters anlamaktan iyidir. (A.FRANCE)
    Zayıfın kini, dostluğu kadar tehlikeli değildir. (V.DRAGUES)
    İstemek, “İstiyorum” demek değil, harekete geçmektir. (A.MAURROIS)

    İnsanların yaptığı sahteparalar kadar paraların yaptığı sahte insanlar vardır. (S.J.HARRIS)
    İnsanin hırsız olup olmadığı, suç ortağından sorulmaz ki! (C.MARLOWE)
    Birçok insan mutluluğu burnunun üstünde unutuğu gözlük gibi etrafta arar. (DROZ)
    Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider. (C.BRUNO)
    Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol. (DALE CARNEGIE)
    Dev eserleri taşlar değil, onları işleyenler meydana getirir. (J.T.MOTLEY)
    Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik. (M.L.KING)
    Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz. (ARAP ATASÖZÜ )
    Bana “Ben sana zarar verebilirim, tekme atabilirim” dersen bil ki insana değil, eşşek ve ata uygun bir özellikle övünüyorsun. (EPIKTETOS)
    Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur. (İTALYAN ATASÖZÜ )
    Nice kötü insanlar vardır ki hiç iyi yanları olmasa daha az tehlikeli olurlardi. (L.ROCHEFOUCAULD)
    Sonuçları değil, baslangıçları değiştirmek gerekir. (ALAIN)
    Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğinki ise robot. (E.FROMM)

    Kendi kendimizin altında kalmamalıyız ki cemiyetin üstüne çıkalım. (NECIP FAZIL KISAKÜREK)
    Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak birşeydir. (A.CAMUS)
    Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsan. Niye bugünden başlamıyorsun? (EPIKTETOS)
    Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yok… Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok… (mevlana)
    Hakiki arkadaşlık sıhhatten farksızdır, kıymeti ancak elden gittikten sonra anlaşılır. (Golti)
    Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerliyebiliyor. (James B.Conont )
    Küçük seylere gereğinden çok önem verenler,elinden büyük iş gelmeyenlerdir. (Eflatun)
    Yumuşak olma ezilirsin , sert olma kırılırsın. (VICTOR HUGO)
    İnsanların umudunu kırma.. Belki de sahip olduğu tek şey odur.
    Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır. (Confucius)
    Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir. (Benjamin Franklin)
    Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil aynı zamanda aranan kişi olmaktır. (Foster Wood)
    Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir. (John Christian)
    Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı hemde gelecek treni görür. (J.Harris)

    Acı
    ■ İşi Çok Olanların Gözyaşları İçin Vakitleri Yoktur. LORD BYRON
    ■ Acı Çekmek, Ölmekten Daha Çok Cesaret İster. NAPOLEON
    ■ Tatlı Şeyler, Sonu İyi Biten Acılardır. AESKHYLOS
    ■ Hiçbir Şey, Acıdan Daha Hızlı Gelemez. BAİLEY
    ■ Dünkü Acılar, Bugünkü Sevinçlerin Kaynağını Oluşturur. POLLOK
    ■ Acı, Acıyı Bastırır. TÜRK ATASÖZÜ

    Açlık
    ■ Açlık, Kılıçtan Bile Keskindir. BEAUMONT İLE FLETCHER
    ■ Açlık, Dünyanın En Güzel Salçasıdır. CERVANTES
    ■ Aç Tavuk Düşünde Darı Ambarı Görür. TÜRK ATASÖZÜ

    Akrabalar
    ■ Akrabalarının Sevmediği İnsanı Kimse Sevmez. PLAUTUS
    ■ En Kötü Nefret, Akrabaların Nefretidir. TACITUS
    ■ Akrabalar, Ne Yaşamasını Nede Ölecek Zamanı Bilen İnsanlardır. OSCAR WILDE

    Alçakgönüllülük
    ■ Övülmek İsterseniz,Alçak Gönüllülüğü Yem Olarak Kullanabilirsiniz. CHESTERFİELD
    ■ Gerçekten Alçak Gönüllü Olan Bir İnsan, Kendisinden Hiç Söz Etmeyen İnsandır. LA BRUYERE
    ■ İnsan Gururu Yüzünden De Alçak Gönüllü Olabilir. MANTAİGNE
    ■ İnsan Yüzü Kızaran Hayvandır. MARK TWAİN
    ■ Bir Adamın Gerçekten Büyük Olup Olmadığını, Onun Alçak Gönüllülüğünden Anlayabilirsiniz.
    ■ Senden İyilere Yerini Vermesini Bil. KEBLE

    Aptallık
    ■ Her Aptal Onu Beğenen Başka Bir Aptal Bulur. BOİLEAU
    ■ Gençler, Yaşlıların Aptal Olduklarını Sanırlar, Ama Yaşlılar Gençlerin Aptal Olduklarını Bilirler.
    ■ Bilgili Bir Aptal, Bilgisiz Bir Aptaldan Daha Aptaldır. MOLİERE
    ■ Büyük Tehlike, Yarı Aptallarla Yarı Akıllıların Arasında Yatar. GEOTHE
    ■ Eğer Hiç Aptal Görmek İstemiyorsanız, Gözlüklerinizi Kırın. RABELAİS
    ■ İnsanlar Aptal Olarak Yaşayabilirler; Ama Aptal Olarak Ölemezler. YOUNG
    ■ Aptal Ata Binmiş, Bey Oldum Sanmış. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Kendini Akıllı Sanan Herkes Aptaldır. VOLTAİRE
    ■ Yaşamanın Tadını Çıkarmaktan Korkana Aptal Derim. ALBERT CAMUS

    Aşk
    ■ İlk Ve Son Aşkımız Kendimize Karşı Olandır. BOVEE
    ■ Aşk, Masraflarla Çevrilmiş Bir Duygu Okyanusudur. LORD DEWAR
    ■ Gençlerin İstekleri: Aşk, Para, Sağlık. Yaşlıların İstekleri: Sağlık, Para, Aşk. Erkekler Aşka Aşık Olarak Başlarlar,Kadınlara Aşık Olarak Bitirirler; Kadınlarda Erkeklere Aşık Olarak Başlar, Aşka Aşık Olarak Bitirirler. REMY DE GOURMONT
    ■ Aşk Fransa’da Bir Komedi, İngiltere’de Bir Trajedi,İ Talya’da Bir Opera, Almanya’da Bir Melodramdır. MARGUERİTE BLESSİNGTON
    ■ Aşk, Deniz Meltemleri Gibidir; Sesini Duyarız, Nereden Nereye Gittiğini Kestiremeyiz. BORNE
    ■ Aşkın Gözü Kördür. PROPERTİUS
    ■ Aşk, Yüreklerden Gökyüzüne Kadar Uzanan Ateşten Bir Merdivendir. E.GEİBEL
    ■ Aşk, Yepyeni Kalabilen Eski Bir Masaldır. H.HEİNE
    ■ Aşkın Gelişi, Aklın Gidişidir. ANTOİNE BRET
    ■ Beni Az, Ama Uzun Sev. MARLOWE
    ■ Aşk, Geceyi Bile Gün Işığına Boğabilir. A. SALLE
    ■ Sevmeyi Bilmeyen, Ölmeyi De Bilmez. ANONİM
    ■ Aşk, Sürekli Bir Mutluluktur. GEORGE SAND
    ■ En Tatlı Gelen Sevinç Ve En Kötü Gelen Acı Aşktır. BAİLEY

    Babalar
    ■ Baba Bilgisiyle Adam Olunmaz. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Baba Malı Tükenir. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Babalar, Doğanın Yarattığı Bankerlerdir. FRANSIZ ATASÖZÜ

    Bağışlamak
    ■ Bir Düşmanı Bağışlamak, Bir Dostu Bağışlamaktan Daha Kolaydır. MME.DOROTHEE DELUZY
    ■ Başkalarını Hep Bağışla; Kendini Hiç Bağışlama. SYRUS
    ■ Sevdiklerimiz, Bizi Aldattıkları Zaman Onları Bağışlarız. Aslında En Az Bağışlanması Gereken Kişiler Onlardır.

    Basın
    ■ Basın, Milletin Müşterek Sesidir. ATATÜRK
    ■ Meclis, Konuşma Ve Basın Hürriyetlerini Kısan Kanunlar Yapamaz. ABD ANAYASASI.
    ■ Basın Hürriyeti Kalkarsa, Vicdan, Eğitim, Konuşma Hürriyetleri De Kalkar. F.D.ROOSEVELT
    ■ Basın Hürriyeti, Öteki Hürriyetlerin Emniyet Sübabıdır; Diktatör Hükümetlerden Başka Hiçbir Kuvvet Onu Kısamaz.GEORGE MASON
    ■ Bizi İdare Edenler, Hükümetler Ve Gazetelerdir. WENDEL PHİLLİPS
    ■ Gazetesiz Bir Hükümet İdaresine, Hükümetsiz Bir Gazete İdaresini Tercih Ederim. JEFFERSON
    ■ İyi Bir Başyazıda İnsanlara Kendi Düşüncelerinizi Değil, Onların Düşüncelerini Verebilirsiniz.
    ■ Hürriyetimiz, Basın Hürriyetine Dayanır; Basın Hürriyetide Kaybolmadan Kısılmaz. A.BRİSBANE
    ■ Üç Gazete, Beni Yüz Sancaktan Daha Çok Korkutur. NAPOLEON

    Başarı
    ■ Hiçbir Başarı Kazanamayanlar İçin En Tatlı Şey, Başarıdır. EMİLY DİCKİNSON
    ■ Dünyada Başarı Kazanmanın İki Yolu Vardır: Kendi Aklından Faydalanmak, Başkalarının Akılsızlığından Faydalanmak. BRUYERE
    ■ Dünyada Başarı Kazanabilmek İçin Aptal Görünmeli, Akıllı Olmalıdır. MONTESQUİEU

    Bekarlık
    ■ Bekar Bir Adam, Son Saniyede Daha İyisini Bulan Kadınların Bir Hatırasıdır. ANONİM
    ■ Topluma En Büyük Eserleri, Çocuksuz Adamların Evlenmemiş Olanları Vermişlerdir. BACON
    ■ Bekar Gözüyle Kız Alınmaz. TÜRK ATASÖZÜ

    Bencillik
    ■ Sevgililerin Birbirilerinden Hiç Bıkmamalarının Sebebi, Hep Kendilerinden Söz Etmeleridir.
    ■ Herkesin Sizden İyi Bir Şekilde Söz Etmesini Mi İstiyorsunuz? Öyleyse Kendinizi Övmeyin.PASCAL

    Bilgi
    ■ Gençken Bilgi Ağacını Dikmesek, Yaşlandığımız Zaman Gölgesine Sığınacak Bir Yerimiz Olmayacaktır. S.R.CHAMFORT
    ■ Bilgi, Sevgiyle Zekanın Anasıdır. A.W.HARE
    ■ Bütün Bildiğim, Bir Şey Bilmediğimdir. SOKRATES
    ■ Bazı Şeyleri Yarım Bileceğine, Bir Şey Bilme Daha İyi. NİETZSCHE
    ■ İnsanın, Cahil Olduğunu Bilmesi Bilgiye Atılmış İlk Adımdır. DİSRAELİ
    ■ Dünyada En Zor Şey, İnsanın Kendini Bilmesidir. THALES
    ■ Bildiklerini Saatin Gibi Kullan; Kendine Sakla. Herkesin Ortasında Sık Sık Çıkarıp Caka Satma. CHESTERFİELD
    ■ Başkalarını Bilen Kimse Bilgili, Kendini Bilen Kimse Akıllıdır. LAO-TSZE
    ■ Ne Olacağımızı Değil, Ne Olduğumuzu Biliriz. SHAKESPEARE
    ■ Bazı İnsanlar Koca Evreni Bilirler De Kendilerini Bilmezler. LA FONTAİNE
    ■ Çok Bilenin,Derdi De Çok Olur. LESSİNG

    Boş İnançlar
    ■ Boş İnançlar, Cılız Akıllıların Dinleridir. BURKE
    ■ Boş İnançlarda, Tanrıya Karşı Duygusuz Bir Korku Vardır. CİCERO

    Ceza/Cezaevi
    ■ Suçluları Asmak Onları İyileştiremez Ki. VOLTAİRE
    ■ En Büyük Cezaevi Taş Duvarların, Demir Parmaklıkların Değil, İnsan Kafasının İçidir. LOVELACE
    ■ Haklıların Mahkum Edildiği Bir Ülkede, Bütün Doğruların Yeri Cezaevidir. THOREAU

    Cumhuriyet
    ■ Cumhuriyetler Zenginlikten, Diktatörlerde Yoksulluk Yüzünden Yıkılırlar. MONTESQUİEU

    Çocuklar
    ■ Çocuklar İyi Yapmanın En İyi Yolu Onları Sevindirmektir. OSCAR WILDE
    ■ Çocukları Eleştirmecilerden Çok, Örneklere İhtiyacı Vardır. JOUBERT
    ■ Bir Çocuk Sütle Ve Övgüyle Beslenir.LAMB
    ■ Çocuk Mantığın Uykusudur. ROUSSEAU
    ■ Mutlu Çocuk! Beşik Ne Büyük Geliyor Sana; Büyü De Bakalım Dünyaya Sığabilecek Misin?
    ■ Çocuklar Uyuya Uyuya Büyür, İhtiyarlar Uyuya Uyuya Ölür. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Çocukları Duymayınız, Görünüz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Davranışlar
    ■ Erkekler Yasaları, Kadınlar Davranışları Şekillendirir. DE SEGUR
    ■ Davranışlar Herkesin Kendini Seyrettiği Bir Aynadır. TERENCE

    Dedikodu
    ■ Dünyada, Kendi Hakkında Konuşulmaktan Daha Kötü Bir Şey Vardır; Kendi Hakkında Konuşulmamak.OSCAR WILDE

    Değişme
    ■ Irmaktan Geçerken At Değiştirilmez.TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Her Gün Değişiyoruz; Düşüncelerimizle Eserlerimiz Nasıl Aynı Kalabilir? CARLYLE
    ■ Yüksek Bir Mevkiye Yerleşen Alçak Bir Kişiden Daha Kötü Bir Şey Olamaz. CLAUDİANUS

    Demokrasi
    ■ Demokrasi, Halkın Halk Tarafından Halk İçin İradesidir.LİNCOLN
    ■ Demokrasinin Kusurları, Yine Demokrasiyle Kapatılır. ALFRED E.SMİTH
    ■ Demokrasi Demek, ”Sende Benim Kadar İyisin” Demektir. THEODORE PARKER

    Deney
    ■ Deneyler, En İyi Öğretmenlerdir. Yalnız Okul Masrafları Biraz Çoktur. CARLYLE
    ■ Başkalarının Deneylerinden Yararlanmayı Bilecek Kadar Akıllı Kimse Var Mı Şu Dünyada.

    Diktatörlük
    ■ Nasıl Güneş Batmadan Akşam Olmazsa; Basının Elinden Özgürlüğü Alınmadan Da Diktatörlük Olmaz. COLTON
    ■ Bir Ulusu Tek Kişinin İdare Edebileceğine İnanırım, Şu Şartla: O Adam Ayaklarında Çizme, Elinde Kırbaç, O Ulus Sırtında Semerle Doğarsa.
    ALGERNON SİDNEY
    ■ İyi Bir Anayasa, En İyi Diktatörlükten Kat Kat İyidir. MACAULAY

    Dil
    ■ Kendi Dilini Tam Olarak Bilmeyen, Başka Dili De Öğrenemez. G. BERNARD SHAV
    ■ Kuşlar Ayaklarıyla, İnsanlar Dilleriyle Yakalanırlar. THOMAS FULLER
    ■ Dil Sürçeceğine Ayak Sürçsün Daha İyi. HERBERT
    ■ Dilsiz Olmak, Çok Söylemekten Yeğdir. TÜRK ATASÖZÜ

    Dilenciler
    ■ Ölü Bir İmparator Olmaktansa, Yaşayan Bir Dilenci Olmak Daha İyidir. LA FONTAİNE
    ■ Bir Dilenciyi At Sırtına Koy Da Bak, Nasıl Dört Nala Sürüyor. BURTON
    ■ Dilencilerin Seçmeye Hakkı Yoktur. BEAUMONT İLE FLETCHER

    Doktrinin
    ■ Doktrinin Derisi Soğukluktur, Ama İçi Tıka Basa Samanla Doludur. HENRY W.BEECHER DOSTST
    ■ Üç Gerçek Dost Vardır: Yaşlı Bir Eş, Yaşlı Bir Köpek, Hazır Para. FRANKLIN
    ■ Dostu Olmayanın Düşmanı Da Olmaz. TENNYSON

    Düşman
    ■ İnsanın En Büyük Düşmanı Kendisidir. CİCERO
    ■ Bir Tek Düşmanı Olan, Her Yerde Onunla Karşılaşır. EMERSON
    ■ Tanrı’ya Ettiğim Dua Pek Kısadır: ”Tanrım, Düşmanlarımı Gülünç Duruma Düşür. ”VOLTAİRE
    ■ Düşmanın Eline Kılıç Verilmez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanın Karınca Gibi İse Sen Onu Fil Gibi San. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanım Dost Olacağına, Düşman Olsun Daha İyi. BİAS
    ■ Uyuyan Köpeği Uyandırmaya Gelmez. ALLESSANDRO ALLEGRİ
    ■ Unutma Ki, Ağzında Bal Olan Arının Kuyruğunda Da İğnesi Vardır. LYLY

    Düşünce
    ■ Fikirler Cebir Ve Şiddetle, Top Ve Tüfekle Asla Öldürülemez. ATATÜRK
    ■ Büyük İşler Gibi, Büyük Düşüncelerinde Davula İhtiyaçları Yoktur. BAİLEY
    ■ Uyuyan Düşünce, Bir Daha Uyumaz. CARLYLE
    ■ Düşünceler İyi Ve Cesur Olanların Beyinlerinde, Kollarında Gelişmelidir; Yoksa Rüya Olmaktan İleri Gidemezler. EMERSON
    ■ Hiçbir Ordu, Zamanı Gelmiş Bir Düşünceye Karşı Koyamaz. VİCTOR HUGO
    ■ Düşüncelerini Değiştirmeyenler Sadece Aptallarla Ölülerdir. LOWELL
    ■ Düşünüyorum, Öyleyse Varım. DESCARTES
    ■ Düşünmeden Öğrenmek, Vakit Kaybetmektir. KONFİÇYUZ
    ■ Herkes Düşüncelerinde Yanılabilir. Ama Aptallar Bir Türlü Yanıldıklarını Anlayamazlar. CİCERO
    ■ Soylu Düşünceleri Olan Kişiler Yalnız Değildirler. SİR PHİLİP SİDNEY
    ■ Büyük Düşünceler, Yürekten Doğar. VAUVENARGUES
    ■ İnsan, Savaşmadığı Düşüncelerini Değiştiremez. THOMAS MANN
    ■ Düşünce Rüzgar, Bilgi, Yelken, İnsanlık Bir Kayığın Kendisidir. A.W.HARE
    ■ Ölümsüz Olarak Bildiğim Tek Şey, Düşüncedir. MEREDİTH
    ■ Acayip Şeyler, Acayip Düşüncelerden Doğar. SHELLEY
    ■ Düşüncelerle Karşılaşınca, Zayıflar Korkar, Aptallar Karşı Gelir, Akıllılar Karar Verir. J.ROLAND
    ■ Alçakgönüllü Yüreklerde Yaşayan Düşünceler, Yüksek Düşüncelerdir. MONTAİGNE

    Gece
    ■ Gecenin Kara Pelerini Herkesi Aynı Şekilde Örter. DU BARTAS
    ■ Sabah Yaklaştıkça, Gece Kararır. LONGFELLOW
    ■ Gece, Kadınlarla Yıldızları Güzel Gösterir. LORD BYRON
    ■ Gecenin Binlerce Gözü Vardır. W.BOURDİLLON

    Geçmiş
    ■ Geleceğin En İyi Peygamberi Geçmiştir. JOHN SHERMAN
    ■ Geçmişi Hatırlamayanlar, Onu Bir Kere Daha Yaşamak Zorunda Kalırlar. GEORGE SANTAYANA
    ■ Geçmiş, Bir Kova Külden Başka Bir Şey Değildir. CARL SANDBURG

    Gelecek
    ■ Dünyada Her Şey Yıkılsa Bile, Gelecek Yerinde Durur. BOVEE
    ■ Geleceği Hiç Düşünmem; Ansızın Geliverir. ALBERT EİNSTEİN
    ■ Bu Günü Görmek.Geleceği Görmekten Daha Kolaydır. FRANKLİN
    ■ Geleceği Satın Alabilecek Tek Şey, Bugündür. SAMUEL JOHNSON

    Gençlik
    ■ Geçlik, İnsanın Başına Hayatta Bir Kere Gelir. LONGFELLOW
    ■ Gençliğimizin Rüyalarından Ayrılmalıyız. SCHİLLER
    ■ Ne Kadar Uzun Yaşarsanız Yaşayın; İlk Yirmi Yıl Ömrünüzün En Uzun Yarısıdır. SOUTHEY
    ■ Gençlikte, Güzellikte Akıl Arama! HOMEROS

    Gözler
    ■ Gözler Kendilerine, Kulaklar Başkalarına İnanırlar. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ İnsan, Gözleri Kapalı Olduğu Zaman Da Görebilir. COLERİDGE
    ■ Bütün Mesele, Ruhları Görebilecek Gözler Edinmektir. LORD BYRON
    ■ Gözler İnsan Ruhunun Penceresidir. DU BARTAS

    Gözyaşları
    ■ Gözyaşları, Acının Sessiz Sözleridir. VOLTAİRE
    ■ Gözyaşları, İnsan Ruhuna Yağan Yaz Yağmurlarıdır. ALFRED AUSTİN
    ■ En Çabuk Kuruyan Şey, Gözyaşıdır. CİCERO

    Gurur
    ■ Gururla Zayıflık, İkiz Kardeştirler. LOWELL
    ■ Küçük İnsanların Büyük Gururları Vardır. VOLTAİRE
    ■ Bütün Büyük Yanlışlıkların Altında Gurur Yatar. RUSKIN
    Kadın
    ■ Bir Kadın Sevgisine Ulaşmak İçin Geçilen Yolların En Kısası”Acındırmak”Tır. B.I.FLETCHER
    ■ Kadını Güzel Yapan Tanrı; Sevimli Yapanda Şeytandır. VİCTOR HUGO
    ■ Kadınların Aşkları Suya Yazılmış İnançlarıda Kuma Çizilmiştir. AYTOUN
    ■ Kadınların Üzüntüsü Yaz Fırtınası Gibidir; Şiddetli Ama Kısa Olur. JOANNA BAİLLİE
    ■ Kadın İnsanın Gölgesi Gibidir; Kovalarsanız Kaçar, Kaçarsanız Kovalar. CHAMFORT
    ■ Erkekler, Kadınlara İstediklerini Söylerler; Kadınlar, Erkeklere İstediklerini Yaparlar. DE SEGUR
    ■ Kadınların Çoğu, Resimleri Kadar Genç Değildir.SİR MAX BEERBOHM
    ■ Kadınlar, Gururlarını Kurtaran Yalanlardan Hoşlanırlar. G.F.ATHERTON
    ■ Kadınların Ellerine Düşeceğine Kucaklarına Düş. BİERCE
    ■ Kadınların En Büyük Suçları Erkeklere Benzemek İstemeleridir. DE MAİSTRE
    ■ Kadının Namusunu Erkeklere Karşı Koruması, Ününü Kadınlara Karşı Korumasından Çok Daha Kolaydır. ROCHEBRUNE
    ■ Kadının Kötüsü Kadar Kötü, İyisi Kadar Da İyi Bir Yaratık Yoktur. EURİPİDES
    ■ Bir Kedinin Dokuz Canı, Bir Kadının Da Dokuz Kedi Kadar Canı Vardır. FULLER

    Kalem
    ■ Kalem, Kılıçtan Daha Güçlüdür. BULWER-LYTTON
    ■ Kalem, Acemi Avcıların Elinde Hedefini Şaşıran Bir Ok Da Olabilir. BARACCİO
    ■ Dünyayı Yönetenler Kalem, Mürekkep Ve Kağıttır. JAMES HOWELL

    Kan
    ■ Kan Dökenin Kanı Temiz Kalmaz. BARACCİO

    Kandırma
    ■ İnsanı Kendisi Kadar Kimse Kandıramaz.GREVİLLE

    Evlilik
    ■ Bütün Bildiklerini Karısına Söyleyen Koca, Az Şey Biliyor Demektir. THOMAS FULLER
    ■ Karılar; Gençlerin Sevgilisi, Orta Yaşlıların Arkadaşları, Yaşlılarında Dadısıdır. BACON
    ■ Kötü Kızdan İyi Karı Olmaz. FRANKLIN
    ■ Bütün Kocalar Aynıdır, Yüzleri Değişik Olmazsa Birbirinden Ayırt Edemezsiniz. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Sağır, İyi Bir Karıda Kör Olmalıdır. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Geceleyin İlk Uyuyan, Sabahleyin De Son Kalkan Kişi Olmamalıdır. BALZAC

    Komşu
    ■ Arkadaşsız Ederiz, Ama Komşusuz Edemeyiz. THOMAS FULLER
    ■ Komşunun Tarlası Daha Verimli, Komşunun Sütü Daha Çok Görünür. OVİDİUS

    Konuk
    ■ Misafir Misafiri İstemez; Ev Sahibi Hiçbirini İstemez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Hiçbir Konuk Üç Günden Fazla Çekilmez. PLAUTUS
    ■ Fırtınanın Kapınıza Attığı Konuklara İyi Davranın. HORATİUS

    Konuşmak
    ■ Konuşmak, Öğrenmeye Yol Açar; Ama Dehanın Okulu Yalnızlıktır. GİBBON
    ■ Sessizlik De Bir Çeşit Konuşma Sanatıdır. HAZZLİTT
    ■ İnsan Ne Kadar Az Düşünürse, O Kadar Çok Konuşur. MONTESQUIE
    ■ Her İnsanın Düşündüğünü Söylemeye, Her Dinleyenin De Ona Karşı Çıkmaya Hakkı Vardır. SAMUEL JOHSON
    ■ Söylediklerini Kabul Etmeyebilirim; Ama Söyleme Hakkını Ölünceye Kadar Desteklerim. VOLTAİRE
    ■ Konuşma, İnsanın Aklını Kullanma Sanatıdır. EFLATUN
    ■ Çok Konuştukça, Düşünce Ölür. HALİL CİBRAN

    Kötülük
    ■ Biri Sana Kötülük Ederse Unut, Ama Sen Birine Kötülük Edersen Hiç Unutma. HALİL CİBRAN
    ■ Kötü Olaylar, Kötü Sebeplerden Doğar. ARİSTOPHANES
    ■ Çamur Atma; Hedefini Şaşırır, Kirli Ellerinle Kalıverirsin. JOSEPH PARKER
    ■ Kötü Kazanabilir.Ama Üstün Gelemez. JOSEPH ROUX
    ■ Kötülüğün İçine Kolayca Girilir, Ama Güçlükle Çıkılır. MME.DE.MAİNTENON.
    ■ En Çok, Kendine Yapacağın Kötülüklerden Kork. PESTALLOZİ
    ■ Kimse Bir Birinden Kötü Olamaz. JUVENAL
    ■ Kötülükle Ancak Kötülük Uyuşabilir. LİVY

    Moda
    ■ Modadan Ayrılmayan Bir Kadın, Kendine Aşık Olmuş Bir Kadındır. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Moda Öyle Dayanılmaz, Öyle Çirkin Bir Şey Ki, Altı Ayda Bir Değiştirmek Zorunda Kalırız. O.WILDE

    Mutluluk
    ■ Bana Bir Mutluluk Söyleyin Ki, Acı Karşılığında Elde Edilmiş Olmasın. MARGERET OLİPHANT
    ■ Herkes Mutluluktan Bahseder, Ama Pek Az Kimse Bilir Onu. MME.JEANNE P.ROLAND.
    ■ Herkes Kendi Mutluluğunun Demircisidir. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ Talihli Olanların Horozları Bile Yumurtlamaya Başlar. RUS ATASÖZÜ
    ■ Mutluluk, Sağlamlığı Yaratır. C.W.CURTİS
    ■ Mutluluk, Paylaşılmak İçin Yaratılmıştır. CORNEİLLE
    ■ Mutluluk, Bizi Zorlayan Kadere Karşı Kazanılan Zaferlerin En Büyüğüdür. ALBERT CAMUS
    ■ İnsanlar İçin En İdeal Düzen, Onların Mutlu Olduğu Düzendir. ALBERT CAMUS
    ■ Başkalarının Mutluluğundan Kendine Pay Çıkaran İnsan, En Mutlu İnsandır. GEOTHE

    Namus
    ■ Namuslu Davranmak En İyi Siyasettir. CERVANTES
    ■ Namuslu Bir Adam, Tanrı’nın En Soylu Eseridir. ALEXANDER POPE

    Nükte
    ■ Keskin Nükteler De ,Keskin Bıçaklar Gibi Sık Sık Sahiplerinin Parmaklarını Keser. ARROWSMİTH
    ■ Nükte, Konuşmanın Yemeği Değil, Tuzudur. HAZZALİT
    ■ Bir Gram Nükte, Bir Kilo Acıya Bedeldir. RİCHARD BAXTER
    Öğrenmek
    ■ Herkes Öğrenmek İster; Kimsede Karşılığını Vermeye Kalkışmaz.JUVENAL
    ■ Öğrenmenin Üç Kaynağı Vardır; Çok Görmek, Çok Acı Çekmek, Çok Çalışmaktır. CATHERALL
    ■ İnsan, Kendi Yanlışlarından Çok Şey Öğrenebilir. FREUDE

    Öğüt
    ■ Verilen Öğütlerden Yalnız Akıllılar Yararlanır. SYRUS
    ■ Hiçbir Zaman Kimseye Savaşa Gitmeyi Ya Da Evlenmeyi Öğütleme. İSPANYOL ATASÖZÜ
    ■ Konuşacak Zamanı Bil; Krallara Öğüt Vermek Tehlikelerin En Büyüğüdür. HERRİCK
    ■ Sakın Bir Toplulukta Öğüt Vermeye Kalkma. ARAP ATASÖZÜ
    ■ Sersemler Bile Ara Sıra İyi Öğütler Verir. BOİLEAU
    ■ Ne Öğüt Verirsen Ver, Yalnız Kısa Olsun. HORİTUS
    ■ Öğüt, Geçer Akçelerin En Küçüğüdür. BİERCE
    ■ Aklı Az Olanın Verdiği Öğüt Çok Olur. BOİLEAU
    ■ En İyi Öğüdü Ancak Kendine Verebilirsin. CİCERO
    ■ En İyi Öğüt Verenler Kadınlardır. CELDERON
    ■ Salım Limanda Olanlar, Rahat Öğüt Verirler. SCHİLLER

    Övgü
    ■ Akıllı Erkeği Arkasından, Kadını Da Yüzüne Karşı Öv. GAL ATASÖZÜ
    ■ Bütün Seslerin En Tatlısı Övgüdür. KSENOPHON
    ■ Beni Daha Az Övseydin, Seni Daha Çok Överdim. LOUİS XIV

    Özür
    ■ Özür, Yalandan Daha Korkunç, Daha Kötüdür; Üstü Örtülmüş Bir Yalandır Çünkü. ALEXANDER POPE
    ■ Akıllı Bir Kimse, Hiçbir Zaman Özür Dilemek Zorunda Kalmaz. EMERSON

    Para
    ■ Para İyi Bir Uşak, Kötü Bir Efendidir. BACON
    ■ Paranın Değerini Öğrenmek İsterseniz, Borç Almaya Çalışın. FRANKLIN
    ■ Varlığında Bu Kadar Gururlandığın Paran, Senin Dcğumunu Değiştiremez Ki. HORATİUSUS
    ■ Para Konuşunca, Doğruluk Susar.

    Rus Atasözü
    ■ Para Arttıkça, Para Sevgisi De Artar.JUVENAL
    ■ Para Önden Gidip İnsana Bütün Yolları Açar. SHAKESPEARE
    ■ Çoğu Kötülüğün Başı, Para Sevgisidir. ANONİM

    Partiler
    ■ Ülkenin Yararlı Olan, Partisine De Yararlı Olur. R.B.HAYES
    ■ Siyasi Partiler Birbirini Kontrol Etmek İçin Kurulurlar. HENRY CLAY
    ■ Partiler, Düzenli Düşüncelerdir. DİSRAELİ

    Pazarlık
    ■ Pazarlık Etmek İçin, En Az İki Kişi Olması Gereklidir. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Kimsenin Kazançlı Olmadığı Pazarlık, Kötü Bir Pazarlıktır. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Az Samimiyet Tehlikeli, Çok Samimiyet De, Çok Tehlikelidir. OSCAR WİLDE
    ■ Samimiyetin Dili Yoktur. O, Gözlerden Anlaşılır. ATATÜRK
    ■ Samimiyeti Yitirmek, Gücünü Yitirmektir. BOVEE

    Sanat
    ■ Sanatsız Kalan Bir Milletin Hayat Damarlarından Biri Kopmuş Demektir. ATATÜRK
    ■ Sanat Ne Kadar Uzun Tanrım, Hayat Ne Kadar Kısa.! GOETHE
    ■ Sanatı Duyan İnsanlarla, Sanatı Anlayan İnsanlar Çoktur; Ama Sanatı Hem Duyan, Hem De Anlayan İnsan Pek Azdır . G.S. HİLARD
    ■ Sanatçıya İki Göz Yetmez. LAMARTINE
    ■ Sanatlar, Hürriyet Tarafından Emzirilince Büyürler. SCHİLLER
    ■ Sanatın Düşmanı Bilgisizliktir. BEN JOHNSON

    Savaş
    ■ Harp Zorunlu Ve Kaçınılmaz Olmalıdır. Milletin Hayatı Tehlikeyle Karşı Karşıya Kalmadıkça Harp Bir Cinayettir. ATATÜRK
    ■ Savaşta Bütün Gecikmeler Tehlikelidir. DRYDEN
    ■ Savaşı Bilmeyen, Barışı Da Bilmez. JAPON ATASÖZÜ
    ■ Savaş, Bulduğu Ülkeyi Bir Daha Bırakmaz. BURKE
    ■ Savaşta Yasalar Susar. CİCERO
    ■ Kötü Bir Barış, Savaştan Daha Berbattır. TACİTUS
    ■ Akıllılar Dövüşmeden Önce Kazanırlar, Cahiller Kazanmak İçin Dövüşürler. ZHUGE LİANG

    Sır
    ■ Başkaları Senin Sırrını Açıklamasını İstemiyorsan, Sen Kendi Sırrını Açıklama. SENACA
    ■ Bir İnsan Sarhoş Olunca Ya Da Aşık Olunca Sır Tutamaz. ANTİPHANES

    Siyaset
    ■ Her Siyasi Parti, Kendi Yalanını Yutarken Ölür. JOHN ARBUTHNOT
    ■ Bir Siyasetçi Gelecek Seçimi, Bir Devlet Adamı Gelecek Kuşağı Düşünür. JAMES F.CLARKE
    ■ Devlet Adamı Koyunu Kırpar; Siyasetçi Koyunun Derisini Yüzer. AUSTİN O’MALLEY
    ■ Çağdaş Siyasi Toplum, ”İnsanları Umutsuzluğa Düşürme Makinesi” Dir. ALBERT CAMUS
    ■ Muhalefetin Görevi, Muhalefet Etmektir. RANDOLPH CHURCHİLL
    ■ Siyasetle Ahlakı Ayıranlar, İkisine De Bir Şey Anlamamışlar Demektir. JOHN MORLEY

    Sonuç
    ■ Küçük Bir Kıvılcım, Yangına Sebep Olur. DANTE
    ■ Koca Selleri Meydana Getirenler, Küçük Dereciklerdir. SHAKESPEARE

    Süslenmek
    ■ Çok Süslenenlere Bakın; Hepside Gizlenmek İstiyordur. ARİSTO
    ■ Hiç Giyinmeyen Bir Güzel, En İyi Biçimde Giyinmiş Demektir. PHİNEAS FLETCHER
    ■ Aynaya Bakacağına, Üstündeki Elbiselere Bak. BARACCİO

    Şeref
    ■ Her Aşık, Şairdir. EFLATUN
    ■ Şairlerin Yalan Söylemek İçin Ehliyetleri Vardır. PLİNİUS
    ■ Şiir Şeytanın Şarabıdır. ST AUGUSTINE
    ■ Şiir, Güzelliğin Ülkesinde Yaşayan Gerçektir. GİLFİLLAN
    TARAFSIZLIK
    ■ Yürek Hiçbir Zaman Tarafsız Değildir. SHAFESBURY
    ■ Tarafsızlık, Bir İlke Olarak Sürüp Giderse, Zayıflık Olur. KOSSUTH
    ■ Tarafsızlık, Geri Tepen Bir Armağandır. BARACCİO

    Tarım
    ■ Gerçek Çiftçi, Ürününü Göremeyeceğini Bildiği Halde, Toprağını Eken Adamdır. CİCERO

    Tarih
    ■ Tarih, Olmayan Olayların, O Olayların Geçtiği Yerde Bulunmayan Kişiler Tarafından Yazılışıdır.
    ■ Tarih İnsanların, Düşlerin En Aydınlık Olanların Gerçekleştirmek İçin Giriştikleri Umutsuz Bir Çabadan Başka Bir Şey Değildir,ALBERT CAMUS

    Tartışma
    ■ Herkes Benim Düşünceme Katılırsa, Yanılmış Olmaktan Korkarım. OSCAR WILDE
    ■ Akıllılar, Sebepler Konusunda Tartışır; Aptallar Da Karar Verir. ANARCHASİS
    ■ Güçlü, Acı Kelimeler Zayıf Bir Sebebe Dayanır. VİCTOR HUGO
    ■ Sakın Sofrada Tartışmaya Kalkmayın; Nasıl Olsa Aç Olmayan Kazanacaktır. WHATELY
    ■ Tartışırken, Doğruluk Hep Kaybolur. SYRUS
    ■ Tartışmalarda Yapılan Benzetmeler, Aşkta Söylenen Şarkılara Benzerler. Hiçbir Şeyi Kanıtlamazlar. PRİOR

    Tutsaklık
    ■ Bir Tutsağın Boynuna Geçirdiğiniz Zincirin Öteki Ucu, Kendi Boynunuza Takılıverir. EMERSON
    ■ Bir Ulus; Yarısı Hür, Yarısı Tutsak Olursa Yaşayamaz. LİNCOLN
    ■ Zayıfların Haklarını Korumak İçin Konuşmayanlar, Tutsaklardır. LOWELL

    Ulus
    ■ Ulusların Çoğu Çocuklara Benzerler. Büyüdükçe Huylarını Değiştiremez Olursunuz. ROUSSEAU
    ■ İnsanlar Gibi Uluslar Da Deneylerle Güçlenirler. S.SMİLES
    ■ Bir Ulusun Değeri, O Ulusu Meydana Getiren Bireylerin Değeriyle Ölçülür. JOHN STUART MİLL

    Umut
    ■ Umut, Yoksulun Ekmeğidir. THALES
    ■ Hastalar İçin Hayat Oldukça, Umut Da Vardır. CİCERO
    ■ Umut Olmadan, Umut Edilen Ele Geçirilemez. LİESHERAK
    ■ Umut, Çalışkanların Rüyasıdır. PLİNİUS
    ■ Kadınların Umudu Gün Işığında Örülmüştür; Bir Gölge, Onları Karartır. GEORGE ELİOT
    ■ Umut,Genç Tutkuların Dadısıdır. BİCKERSTAFF

    Umutsuzluk
    ■ Yaşayanlar İçin Umut Her Zaman Vardır. Umutsuzluk, Ölüler İçindir. THEOKRİTOS
    ■ Umutsuzluk, Sersemlerin Elde Ettiği Bir Sonuçtur. DİSRAELİ

    Ülkü
    ■ Bir İnsanı Bulunduğu Mevkiyle Değil, Göz Koyduğu Mevkiyle Ölçmek Gerekir. TOLSTOY
    ■ Ülkü, Dünyayı Yaşatan Bir Güçtür. J.G. HOLLAND
    ■ Ülkülerimiz Bizden Daha Temizdirler. A.B. ALCOTT

    Ün
    ■ Öldükten Sonra Unutulmak İstemiyorsanız Ya Okumaya Değer Şeyler Yazın Yada Yazılmaya Değer Şeyler Yapın. FRANKLIN
    ■ Ansızın Yükseliveren Kişiler Pek Beğenilirler. Ama Toprağa Hızla Basın Bir Kere, Tozun, Samanların, Tüylerin Yükseldiğini Göreceksiniz. HARE

    Üzüntü
    ■ Zamanın Azaltamadığı, Yumuşatamadığı Üzüntü Yoktur. CİCERO
    ■ Üzüntü Bir İlaçtır. WİLLİAM COWPER
    ■ Ağır Bulutlar Gibi, Ağır Yüreklerde Sularını Akıtınca Rahatlarlar. RİVAROL

    Vermek
    ■ Malını Veren Az Vermiş Sayılır. İnsanın Kendisini Vermesi Gerekir. HALİL CİBRAN
    ■ Yalnız Verilene Bakma; Verene De Bak. SECENA
    ■ Büyük Armağan Veren, Büyük Armağan Umar. MARTİAL
    ■ Hediye Atın Dişlerine Bakılmaz. ST.JEROME

    Vicdan
    ■ Temiz Bir Vicdan Kadar Yumuşak Hiçbir Yastık Yoktur. FRANSIZ ATASÖZÜ
    ■ Kendi Yüreğinden Korktuğum Kadar Ne Papadan,Ne De Papazlardan Korkuyorum. LUTHER

    Yaş
    ■ En İyi Yananlar, Eski Odunlar; En Güvenilen Kimseler, Eski Dostlar; En Rahat Okunanlar Da,Eski Yazarlardır. BACON
    ■ Yirmi Yaşında Yakışıklı, Otuz Yaşında Güçlü, Kırk Yaşında Zengin, Elli Yaşında Akıllı Olmayan İnsan Hiçbir Zaman Yakışıklı, Güçlü, Zengin Ve Akıllı Olamaz. HERBERT
    ■ Yirmi Yaşında İstek, Otuz Yaşında Zeka, Kırk Yaşında Akıl Önemlidir. FRANKLIN
    ■ Çizgiler, Yüreklerimizde Değil, Yalnız Alınlarımızda Belirir. Çünkü İnsanın Ruhu Hiçbir Zaman Yaşlanmaz. JAMES A.GARFİELD
    ■ Gençlikte Günler Kısa, Yıllar Uzun; Yaşlılıkta Da Günler Uzun, Yıllar Kısadır. PANİN
    ■ İnsanın Kırk Yaşına Kadar Geçen Yılları Bir Kitap, Geri Kalan Yılları Da O Kitabın Eleştirmesidir. SCHOPENHAUER
    ■ Yaşlılar Her Şeye İnanırlar; Orta Yaşlılar Her Şeyden Kuşkulanırlar; Gençler De Her Şeyi Bilirler.
    ■ Herkesi Bıktırıncaya Kadar Yaşayan, Çok Yaşamış Demektir. H.GEOGE BOHN
    ■ Yaş Da Sevgi Gibidir; Saklanamaz. THOMAS DEKKER
    ■ Kalbin Yaşı Yoktur. EUGENE IONESCO
    ■ Eğlence, Gençlikte Günah, Yaşlılıkta Çılgınlıktır. SAMUEL DANİEL
    ■ Pek Az Kimse Yaşlanmasını Bilir. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Yaşlanmak İsteriz.Ama Yaşlılıktan Korkarız; Bu Hayatı Ne Kadar Sevip, Ölümden Nasıl Kaçmak İstediğimizi Gösterir. LA BRUYERE
    ■ Hiçbir Akıllı Adam, Daha Genç Olmayı İstememiştir. JONATHAN SWİFT
    ■ Yaşlanmadan Önce İyi Yaşamak; Yaşlandıktan Sonra Da İyi Ölmek İstedim. SENECA
    ■ Kimse, Yaşlı Bir Adam Kadar Sevemez. SOFOKLES
    ■ Yaşlılık Ölümden Çok Daha Korkunçtur. JUVENAL
    ■ Yaşlılar İçin, Öğretmenimin Zamanı Hiç Geçmez. AESKHYLOS
    ■ Kadınlarla Müziğin Yaşı Yoktur. GOLDSMİTH

    Yemek
    ■ İnsanın Kalbine Giden Yol, Midesinden Geçer. SARAH P .PARTON
    ■ Bana Ne Yediğini Söyle, Nasıl Bir Adam Olduğunu Söyleyeyim Sana. BRİLLAT SAVARİN
    ■ Yaşamak İçin Yemelisin, Yemek İçin Yaşamalısın. CİCERO

    Yemin
    ■ Yeminine Bakıp İnsana İnanma; İnsana Bakıp Yeminine İnan. AESKHYLOS
    ■ Çok Yalan Söyleyenin Ettiği Yemin De Çok Olur. ALFİERİ
    Yengi/Yenilgi
    ■Kendi Kendine Yenmek, Zaferlerin En Büyüğüdür. EFLATUN
    ■Yenilgi, Eğitimden Başka Bir Şey Değildir. WENDELL PHİLİPS
    ■Yenilgi, Bir Umutsuzluk Kaynağı Değil, Taze Bir Başlangıç Olmalıdır. SOUTH

    Yolculuk
    ■Başka Ülkeleri Ne Kadar Çok Görürsem, Kendi Ülkemi O Kadar Çok Severim. MME.DE STAEL
    ■Yolculuk Ederken Gözlerini Yanına Almayı Unutma. A.B. ALCOTT

    Yönetim
    ■İşin İçine Çok Aşçı Girdi Mi, Çorbanın Tadı Tuzu Kalmaz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Zaman
    ■Zamanı Sıkıştırmaya Kalkma; Hayatı Meydana Getiren Şey Zamandır. FRANKLİN
    ■Zaman, Tutsaklar İçin Yaratılmıştır. JOHN B.BUCKSTONE
    ■Vakitsiz Açan Gül, Tez Solar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zamanın Mahvetmeyeceği Bir Şey Yoktur. HORATİUS

    Zenginlik
    ■İnsanın Hayatını Düzenleyen Akıl Değil, Zenginliktir. CİCERO
    ■Yalnız Akıllar Zenginliklerini Kullanabilir. EURİPİDES
    ■Zenginin Malı, Züğürdün Çenesini Yorar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zenginlik İnsanı Ya Destekler Ya Da Yönetir. HORATİUS
    ■Hayat Kısadır.İnsan Zenginliğini Kullanmaya Ne Kadar Erken Başlarsa O Kadar İyidir. SAMUEL JOHNSON
    ■Zenginliğin Zevkleri Yoksulların Gözyaşlarıyla Satın Alınır. THOMAS FULLER
    ■Madem Ki Bu Zenginlikler Senin, Neden Öteki Dünyaya Götürmüyorsun? FRANKLİN
    ■Zengin Adamlarda Sağduyuya Pek Rastlanmaz. JUVENAL
    ■Yoksullara Pek Cömert Davranan Zenginlere Güvenme. PLAUTUS
    ■Dünyada Okuduğum En Güzel Kitap Nedir Diye Sordular. “Annem” Adlı Kitaptır Dedim A.LINCOLN.
  • https://youtu.be/1f8S5u01E0Y
    Sayın başkan
    Gel benimle bir yürüyüş yap
    Yalnızca iki sıradan insanmışız
    ve benden daha iyi değilmişsin gibi davranalım
    Sana bazı sorular sormak istiyorum
    eğer dürüst konuşabilirsek
    Sokaktaki onca evsizi gördüğünde
    ne hissediyorsun?
    Uyumadan önce kim için dua ediyorsun?
    Aynaya baktığında ne hissediyorsun?
    Gururlu musun?
    Geri kalanımız ağlarken nasıl uyuyorsun?
    Bir annenin elveda demeye fırsatı yokken
    nasıl rüya görüyorsun?
    Nasıl başın dik yürüyorsun?
    Yine de gözlerimin içine bakarak
    bana bunların sebebini söyleyebilir misin?
    Sayın başkan
    Yalnız bir çocuk muydun?
    Yalnız bir çocuk musun?
    Nasıl söylersin
    geride hiçbir çocuğun kalmadığını
    Aptal değiliz ve kör değiliz
    Hepsi senin hücrelerinde oturuyorlar
    Sen cehenneme giden yolu döşerken
    Nasıl bir baba
    kendi kızının haklarını elinden alırdı?
    Ve nasıl bir baba
    eşcinsel olduğu için kızından nefret ederdi?
    First Lady'nin ne demesi gerektiğini
    yalnızca hayal edebiliyorum
    Viski ve kokainden buraya uzun bir yol katettin
    Geri kalanımız ağlarken nasıl uyuyorsun?
    Bir annenin elveda demeye fırsatı yokken
    nasıl rüya görüyorsun?
    Nasıl başın dik yürüyorsun?
    Yine de gözlerime bakabilir misin?
    Sana sıkı çalışmaktan bahsedeyim
    Bir bebek yoldayken minimum maaş
    Sana sıkı çalışmaktan bahsedeyim
    Bombalar onları götürdükten sonra
    evini yeniden yapmak
    Sana sıkı çalışmaktan bahsedeyim
    Bir karton kutudan bir yatak yapmak
    Sana sıkı çalışmaktan bahsedeyim
    Sıkı çalışma
    Sıkı çalışmak hakkında hiçbir şey bilmiyorsun
    Sıkı çalışma
    Gece nasıl uyuyorsun?
    Nasıl başın dik yürüyorsun?

    Sayın başkan
    Benimle asla bir yürüyüşe çıkmazdın
    değil mi?
    Pink
  • TSK'nın bu tavrına karşı siz ABD olsanız ne yaparsınız? Hemen Türkiye'de o elbiseyi giymeyi çok istekli cemaatlerle, kurumlarla işbirliği yaparsınız. Yetmedi, parti kurarsanız! Ve bu işbirliği sayesinde elbiseyi giymeyenleri tasfiye edersiniz. Peki, bu tasfiyeyi nasıl yaparsınız? Hitler'in sağ kolu J. Goebbels, Nazilerin propaganda bakanıydı. Yalanlarını kamuoyuna kabul ettirmekte çok ustaydı. Yalanını kabul ettirmekte o kadar başarılıydı ki, bugün hâlâ Batı üniversitelerinde onun "büyük yalan" olarak bilinen tekniği ders olarak okutulmaktadır. Evet, tasfiye için "büyük yalana" başvurursunuz. Yoksa Türkiye tarihinin en önemli emniyet-savcı soruşturması neden çarşaf çarşaf gazetelere, TV'lere servis yapılsın? Evet, şimdi iyi bir noktaya geldik. O halde yaklaşık yirmi yıl geriye gidelim... Tarih, 3 Aralık 1990. Yer, Ankara Genelkurmay'dayız. Harekât Daire Başkanı Korgeneral (rahmetli) Doğan Beyazıt, basın mensuplarına "Özel Harp Dairesi" hakkında brifing veriyor. Brifing esnasında gazeteci Güneri Cıvaoğlu'nun çağrı cihazına bir mesaj düştü. Ve Cıvaoğlu söz alarak, Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay'ın az önce istifa ettiğini duyurdu. Orgeneral Torumtay niye istifa etmişti? Hayır, bu istifanın Gladio tartışmalarıyla hiçbir ilgisi yoktu. Torumtay, Cumhurbaşkanı Turgut Özalla (dolayısıyla ABD) Körfez politikaları konusunda anlaşamamıştı. Bu istifayla askerler, siyasal iktidarlarla uzlaşmadıkları zaman koltuğu bırakıp gitme olgunluğuna ulaştıklarını göstermişti, ilkti. Bu aynı zamanda darbeler döneminin kapandığını da gösteriyordu. Yirmi yıllık süreçte Torumtay'dan sonra nice Genelkurmay başkanları gelip geçti. Ve büyük çoğunluğu ABD'nin Ortadoğu politikalarına sıcak bakmadı. Mehmetçik'i petrol kuyularına bekçi yapmak istemedi. Ama bunun kararını da hep TBMM'ye bıraktı. Bunları gördük, yaşadık.

    Oysa bugün... Birileri hâlâ askerlerin darbe yapacağını ısrarla yazıyor, söylüyor. Pardon, tercüme ediyorlar/ Kimden mi? Bunu gösterdik;ekleme yapalım/ 2003'e dönelim... Amerika'nın Irak işgalinin mimarlarından Paul Wolfowitz, 6 Mayıs 2003'te CNNTürk'te Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar'ın sorularını yanıtladı. Konu, Amerika'nın Irak işgali için Türkiye üzerinden kuzey cephesinin açılm asını sağlayacak 1 Mart Tezkeresi'nin reddi ve Amerika'nın bundan duyduğu derin rahatsızlıktı. Bakınız Wolfowitz, tezkerenin reddinden kimi sorumlu tuttu: Wolfowitz: Türkiye'de bize destek olacağını düşündüğümüz, aramızdaki ittifa kın çok önemli geleneksel destekçisi olan kurumlardan, aradığımız desteği bulamadık. Soru: Hangileri özellikle? Wolfowitz: Tahmin ediyorum ki biliyorsunuz hangilerini kastettiğimi, ama örneğin ordu... Ordu, hangi nedenle olursa olsun, o önemli ve oynaması gereken liderlik konumuna tam olarak sahip çıkamadı... Soru: Ordunun liderlik görevi tam olarak nedir? Wolfowitz: Ben siyasi açıdan bahsetmiyorum. Şunu kastediyorum: Türkiye'nin ulusal çıkarları ve ulusal stratejilere bakacak olursanız, özellikle sizin sisteminizde geçerli olan şu: Ordunun söylemesi gereken bir şey vardı. "Amerika'yı desteklemek Türkiye'nin çıkarınadır" demeliydi. Benim gözlemim şu oldu: Yapması gereken ya da sonuçta fark yaratacak şekilde güçlü ifade edemedi kendini/ Yazdım ya güzel bir noktadayız; devam edelim. Bu kez tarih, 19 Nisan 2003. New York Times'ta. "Savaşan Bir Ulus" başlıklı bir yazı yayımlandı. Sözünü ettik leri ulus Türkiye. Yazar Alan Cowell, yazışma, "Tek bir kurşun dahi atılmadan Türk ordusunda çok pahalı bir savaş yaşandı" diye başladı. 1 Mart Tezkeresi reddedildiğinde Genelkurmay başkanı, Hilmi Özkök'tü. Ancak New York Times, faturayı Özkök'e kesmedi. Şöyle yazdı:

    Generali yıllardır tanıyan bir Türk analizcisine göre altmış üç yaşındaki Hilmi Özkök, "Bu ülkeyi ordunun yönettiğine dair izlenimi güçlendirmemek için büyük özen gösteriyor..." Ama General Özkök'ün Avrupa yanlısı duruşu onu, ordunun siyasal ve ekonomik gücünün azalması konusunda temkinli davranan bazı kıdemli subaylarla karşı karşıya getiriyor. Daha net konuşmak gerekirse, gene bazı analizcilerin söylediğine göre, General Özkök'ün selefi Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman gibi bazı generaller, General Özkök'ün Amerika Birleşik Devletleri'yle bu denli işbirliği için de olmaması gerektiğini savunuyorlar. Yani Amerika'nın derdi, ordunun siyasete karışmasıyla "demokrasinin zedelenecek" olması değildi. Amerika'nın derdi, Türk ordusunda bazı kesimlerin artık Am erika'yla kayıtsız şartsız işbirliğine onay vermemesiydi. Son olarak, yazının bir başka bölümünü aktaralım: Dahası, bazı ordu uzmanları, söz konusu krizin, ordunun en üst kademeli kumandanları arasında uzun süredir devam eden bir tartışmayla keskinleştiğine inanıyor. Batı tarafından kabul görme arzusu taşıyanlarla -ki bu arzu Ankara'nın Avrupa Birliği'ne katılma isteğinde de somutlaşıyor-ulusu Avrupa ve ABD'den uzaklaştırarak Rusya ve Çin gibi yeni müttefikler aramaya itecek daha derin bir ulusalcılığı benimseyenler arasındaki tartışma bu. Gördünüz mü meselenin özünü? Amerika'nın dış siyasetini belirlemede en önemli kurumlardan biri olan Brookings Enstitüsü Winning Turkey (Türkiye'yi Kazanmak) diye bir kitap çıkardı. Ortadoğu uzmanı ve Başkan Obama'nın danışmanlarından Philip H. Gordon, k itabında [9] Türkiye'de askeri bir darbe sonrasında neler olacağını şöyle kestiriyordu: Türkiye'de askeri hükümet, Ankara'nın on yıl önce başlattığı Avrupa Birliği'ne katılma amacından vazgeçerek başvurusunu geri çeker, NATO üyeliğini askıya alır Amerika'nın Türkiye topraklarındaki askeri üslerini kullanmasını yasaklar ve bundan böyle daha bağımsız bir dış siyaset izleyeceğini açıklayarak Rusya, Çin ve İran'la daha yakın diplomatik, ekonomik ve enerji bağları kuracağını ilan eder ve bunlara ek olarak, Kuzey Irak'ı karşısına alır. Görüyor musunuz;büyük oyunu nerelerde, hangi korkunç yalanlarla sürdürüyorlar. Bir örnek daha yazmalıyım: ABD German Marshall Fund (GMF) kuruluşunun üst düzey uzmanlarından oian O. Lesser, ABD-Türkiye ilişkisinde kilit testler oluşturacak üç konuyla ilgili bir çalışma yaptı. Lesser çalışmasında Rusya, AB ve İran'ı, Türkiye-ABD ilişkileri açısından "üç büyük stratejik konu" olarak ele aldı. Lesser'a göre bu üç konu, Oba 9. Bu kitaba, Brookings Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Ömer Taşpınar'ın da katkıları oldu.
  • Bilgisiz halk güvende olmaz. Basının özgür olduğu, her insanın okuyabildiği yerde, herkes güvendedir.” Atlas Okyanusu’nun öbür yakasında, bir başka tutkulu akıl mümini, yaklaşık olarak aynı sıralarda, neredeyse aynı şeyleri düşünüyordu. John Stuart Mill, babası yararcı filozof James Mill hakkında şöyle yazmıştı: “İzin verildiğinde, aklın insanların zihinlerini etki altına alacağına güveni öylesine tamdı ki, nüfusun tamamı okuyabilse, her türlü düşünce onlara yazılı veya sözlü olarak iletilebilse ve seçme haklarıyla, benimsedikleri fikirlere sonuç kazandırabilecek bir yasama meclisi seçebilseler, her şeyin kazanılabileceğine inanıyordu.” Her şey güvende, her şey kazanılacaktı. Bir kez daha on sekizinci yüzyıl iyimserliğini ayırt edebiliyoruz. Doğrudur, Jefferson iyimser olduğu denli gerçekçiydi. Acı deneyimle biliyordu ki, basının özgürlüğü utanç verici biçimde kötüye de kullanılabilirdi. “Gazetede,” demişti, “görülen hiçbir şeye artık inanılamaz.” Yine de şöyle ısrar ediyordu (ve biz onunla ancak hemfikir olabiliriz): “Doğruluğun sınırları içinde, basın soylu bir kurumdur, bilimin ve sivil özgürlüğün eşit biçimde dostudur.” Tek kelimeyle, kitle iletişimi ne iyi, ne de kötüdür; sadece bir güçtür, tüm diğer güçler gibi, iyiye de kullanılabilir, kötüye de. Bir şekilde kullanıldıklarında, basın, radyo ve sinema demokrasinin hayatta kalabilmesi için zorunludur. Öbür şekilde kullanıldıklarında, diktatörün cephaneliğindeki en güçlü silahlardır.