Sevdiğim birine bakarken, bir yandan onunla etle tırnaktan bile yakın olmayı umar, bir yandan da asla hakiki bir yakınlık kuramayacağımızı bilmenin Istırabinı duyardım. Bütün bu insanlar, derdim kendi kendime, karılar kocalar, analar babalar, kardeşler, evlatlar, dostlar, arkadaşlar, ne kadar tanıyorlar birbirlerini? Bir insan diğerini sahiden tanıyabilir mi? Tanıyamaz ve bunu da bal gibi bilir. Hepimiz biliriz. Ben de biliyordum. Ansızın ölümcül bir hastalık gibi beliren o uzun sessizliklerle yaralanıyor, içimde palazlanan kaygıları zapturapt altına almaya çalışıyordum. Sessizlikler beni korkutuyordu, çünkü iki kişi arasına iki ayrı karanlık duvar örüldüğünü biliyor, uzayan her sessizliğin duvarları yükseltmesinden ürküyordum.
Belki yaşla ilgilidir. Bir şeyleri elimde tutmak icin uğraşmaya inanmıyorum artık. Bırakmaya inanıyorum. Ben artık tutmayayım, sıkmayayım, endişe etmeyeyim, öyle kendi haline bırakayım her şeyi, kalacakları varsa kalsınlar, gideceklerse de gitsinler istiyorum..
Ben iyi bir kâhindim. Yazgımı korkumla besleyerek, korktuğum başıma gelene dek aynı hikâyeyi baştan yazmayı, asıl yaramı görüp elimden tutamayacağı bariz insanlar seçip malum sonu garantiye almayı hep becerdim.