Baskerville'li William manastırın gizli ve labirent gibi kitaplığında özellikle "Finis Africae" adlı yasak bölümde sonunda ele geçirdiği el yazmasını mum ışığında okumaya başlar. Birinci kitapta tragedyayı ele almış, acıma ve korku esinleyerek, nasıl bu duygulardan arınma sağladığını görmüştük. Söz verdiğimiz gibi, şimdi de güldürüyü (aynı zamanda hiciv ve mimi) ele alacak ve gülünç olandan zevk almayı esinleyerek, bu duyguyu sonunda nasıl arıttığını göreceğiz. Bu tutkunun –hayvanlar arasında yalnızca– Baskerville'li William manastırın gizli ve labirent gibi kitaplığında özellikle "Finis Africae" adlı yasak bölümde sonunda ele geçirdiği el yazmasını mum ışığında okumaya başlar. İnsanoğlunun gülme yeteneğine sahip olması açısından incelenmeye değdiğini, daha önce ruhla ilgili kitapta söylemiştik. Şimdi de, hangi davranış tipinin güldürünün mimesis’ini oluşturduğunu betimleyeceğiz; sonra güldürünün hangi araçlarla gülmeye yol açtığını inceleyeceğiz; bu araçlar davranış ve konuşmadır. Davranışların gülünçlüğün nasıl, en iyinin en kötüyle ve tam tersine en kötünün en iyiyle benzeştirilmesinden, yanıltarak şaşırtmadan, olanaksızdan, doğa yasalarının çiğnenmesinden doğduğunu göstereceğiz. İlişkisiz ve neden-sonuç bağıntısı olmayan şeylerden, kişiliklerin aşağılanmasından, gülünç ve kaba pantomimden, uyumsuzluktan ve en az değerli şeylerin seçilmesinden doğduğunu göstereceğiz. Daha sonra, sözel gülünçlüğün nasıl değişik anlamlara gelen benzer sözcüklerle, benzer anlamlara gelen değişik sözcüklerin iki türlü anlaşılmasından doğduğunu göstereceğiz. Gevezelikten ve yinelemeden, söz oyunlarından, küçültmelerden, telaffuz yanlışlıklarından ve kabalıklarından doğduğunu göstereceğiz...
1000Kitap
Gülün Adı | Umberto Eco Altıncı Gün - İkindi Sayfa: 621 Başlayıp, William’ı dinlemek istemiyor; değerli taşların dili üstüne konuşuyor; son üzücü olaylarla ilgili soruşturmanın sürdürülmemesi isteğini dile getiriyor. Belirsizliğin Dehşeti: Günah Keçisi Arayışı Ve Görünmez Düşman ​💬 Alıntı: ​"Bu sabaha değin en kuşkulu görünen kimselerin tümü de öldü. Daha düne dek herkes Berengar'dan sakınıyordu, aptal, hain ve kösnül Berengar'dan; sonra kilerci, sapkınlığından kuşkulanılan biri; son olarak da Malachi, hiç kimse tarafından sevilmeyen... Şimdi kimden sakınacaklarını bilmiyorlar; hemen kendilerine bir düşman bulmaları gerek ya da bir günah keçisi. Herkes birbirinden kuşkulanıyor; bazıları tıpkı senin gibi korkak; bazıları başkalarını korkutmaya karar vermişler. Hepiniz de tedirginsiniz." ​📌 Metnin Bağlamı ​Olay örgüsünün düğüm noktalarından birinde, kütüphanenin gizemleri çözülmeye çalışılırken ölümler durmak bilmez. Manastır sakinleri için "olağan şüpheliler" listesi birer birer mezara girmektedir. Berengar, Remigio ve Malachi gibi uçlarda yaşayan veya sevilmeyen karakterlerin ölümü, topluluğu bir "düşmansızlık" krizine sürükler. Somut bir katil bulunamadıkça, korku soyutlaşır ve herkesin birbirine zehirli bir şüpheyle bakmasına neden olan genel bir histeri dalgasına dönüşür. ​📌 Tematik Çözümleme ▪︎ ​Günah Keçisi Psikolojisi: İnsan zihni, açıklayamadığı felaketleri rasyonalize etmek için bir "öteki" yaratmaya ihtiyaç duyar. Düşman öldüğünde korku bitmez; sadece yeni bir hedef arayışına girer. ▪︎ ​Düzen ve Kaos: Şüphelenilenlerin ölümü, manastırdaki hiyerarşik ve ahlaki düzenin tamamen çöktüğünü gösterir. Artık "kötü" olanlar da gittiğine göre, geriye kalan "iyiler" arasındaki karanlık potansiyel ortaya çıkar. ▪︎ ​Paranoya (Kolektif Korku): Korku sadece bir
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gülün Adı Serisi - 37 | Umberto Eco
– Melk'li Dom Adso: "Kimin Yunanca bildiğini niçin öğrenmek istiyordunuz?" diye sordum. – Baskerville'li William: "Çünkü parmaklarında kara lekelerle ölenlerin hepsi de Yunanca biliyor. Öyleyse, bundan sonraki ölünün Yunanca bilenlerden biri olmasını beklemek hiç de yanlış olmaz. Ben dahil. Sen kurtardın."
1000Kitap
Tüfeğini deppoya koydular, Esvabını başkasına verdiler. Artık ne torbasında ekmek kırıntısı, Ne matarasında dudaklarının izi; Öyle bir rûzigâr ki, Kendi gitti, İsmi bile kalmadı yadigâr. Yalnız şu beyit kaldı, Kahve ocağında, el yazısiyle: "Ölüm Allahın emri, Ayrılık olmasaydı."
Hani bir şarkıda diyor ya "ölüm olsaydı, ayrılık olmasaydı" diye, bunu büyüyünce daha iyi anlıyor insan. Yarım kalan sözleri, tükenmişliği, çaresizliği, yarım kalışı, veda bile edilmeyişi bir mezara gidip anlatabilir de insan arayıp söyleyemezmiş.
1000Kitap
Ölmeden öldürdü beni gidişin..
1000Kitap