• NAMAZIN FAZİLETİ

    2293 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim:

    "Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?"

    "Bu hal, dediler, onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!" Aleyhissalâtu vesselâm:

    "İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler" buyurdu."

    Buhâri, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 282, (666); Tirmizî, Emsâl 5, (2872); Nesâî, Salât 7, (1, 231); Muvatta, Sefer 91, (1,174).

    2294 - Sa'd İbnu Ebî Vakkas (radıyallâhu anh) anlatıyor: "İki erkek kardeş vardı. Bunlardan biri öbür kardeşinden kırk gün kadar önce vefat etti. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)ın yanında bunlardan birincinin faziletleri zikredildi. Bunun üzerine Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Diğeri müslüman değil miydi?" diye sordu.

    "Evet, müslümandı ve fena da değildi!" dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:

    "Öldükten sonra, namazının ona ne kazandırdığını biliyor musunuz? Namazın misali, sizden birinin kapısının önünde akan ve her gün içine beş kere girip yıkandığı suyu bol ve tatlı bir nehir gibidir. Bu (nehrin) onun üzerinde kir bıraktığını göremezsiniz. Öyleyse, siz ona namazının neler ulaştırdığını bilemezsiniz."

    Muvatta, Kasru's-Salât 91, (1,174).

    2295 - Ebü Ümâme (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraber mescidde idik. O esnada bir adam geldi ve:

    "Ey Allah'ın Resülü, ben bir hadd işledim, bana cezasını ver!" dedi, Resülullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. Aleyhissalâtu vesselâm yine sükut buyurdu. Derken (namaz vakti girdi ve) namaz kılındı. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü, ben de adamı takip ettim. Ona ne cevap vereceğini işitmek istiyordum. Efendimiz adama:

    "Evinden çıkınca abdest almış, abdestini de güzel yapmış mıydın?" buyurdu. O:

    "Evet ey Allah'ın Resülü!" dedi. Efendimiz:

    "Sonra da bizimle namaz kıldın mı?" diye sordu. Adam:

    "Evet ey Allah'ın Resülü!" deyince, Efendimiz:

    "Öyleyse Allah Teâlâ hazretleri haddini -veya günahını demişti- affetti" buyurdu."

    Buhârî, Hudüd 27, Müslim, Tevbe 44, 45, (2764, 2765); Ebü Davud, Hudüd 9, (4381).

    2296 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Ben Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında idim. Bir adam huzuruna gelerek:

    "Ey Allah'ın Resülü, dedi, ben bir hadd (suçu) işledim, cezasını tatbik et!"

    Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) adama (birşey) sormadı. Derken namaz vakti girdi. Resülullah'la birlikte o da namaz kıldı. Aleyhissalâtu vesselâm namazını tamamlayınca, adam yanına geldi ve:

    "Ey Allah'ın Resülü! dedi, ben hadd (çeşidine giren bir suç) işledim. Bana Allah'ın Kitabını tatbik et!"

    Efendimiz:

    "Sen bizimle birlikte namazını eda etmedin mi?" diye sordu. Adam:

    "Evet!" dedi. Efendimiz:

    "Öyleyse git. Zîra Allah, senin günahını affetti" veya -hadd'ini affetti" dedi."

    Buhârî, Hudud 17; Müslim, Tevbe 44, 45, (2764, 2765), Hudüd 24, (1696).

    2297 - Âsım İbnu Süfyan es-Sakafi (radıyallâhu anh)'nin anlattığına göre, bunlar Selâsil gazvesine gitmişler. Fakat fiilen gazveye iştirak edememişlerdi. Bunun üzerine kendilerini Allah yoluna verdiler. Sonra Hz. Muâviye (radıyallâhu anh)'nin yanına döndüler. Hz. Muâviye'nin yanında Ebü Eyyüb el-Ensârî ve Ukbe İbnu Âmir vardı. Âsım:

    "Ey Ebü Eyyüb! dedi. Bu sene gazveyi kaçırdık. Bize, (bunun telafisi için bir çare) haber verildi. Buna göre, kim dört mescitte namaz kılarsa, günahları affedilirmiş."

    Ebü Eyyüb:

    "Ey kardeşimin oğlu! dedi. Ben sana bundan daha kolayını haber vereyim. Ben Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu sözünü işittim: "kim emredildiği şekilde (mükemmel olarak) abdestini alır, emredildiği şekilde namazını kılarsa, önceden yapmış olduğu (kusurlu) ameli sebebiyle affolunur. " Ey Ukbe! (Resülullah'ın tebşiri) böyleydi değil mi?"

    Ukbe: "Evet!" dedi."

    Nesâî, Tahâret 108, (1, 90-91).

    2298 - Ukbe İbnu Amir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: "Rabbin, koyun güden bir çobanın, bir dağın zirvesine çıkıp namaz için ezan okuyup sonra da namaz kılmasından hoşlanır ve AIIah Teâlâ hazretleri şöyle der:

    "Benim şu kuluma bakın! Ezan okuyor, namaz kılıyor, yani benden korkuyor. Kasem olsun, kulumu affettim ve onu cennetime dahil ettim."

    Ebü Dâvud, Salât 272, (1203); Nesâî, Ezân 26, (2, 20).

    2299 - İmam Mâlik (radıyallâhu anh)'e ulaştığına göre, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "İstikamet üzere olun. (Bunun sevabını) siz sayamazsınız. Şunu bilin ki, en hayırlı ameliniz namazdır. (Zâhirî ue bâtînî temizliği koruyarak) abdestli olmaya ancak mü'min riayet eder."

    Muvatta, Tahâret 36, (1, 34); İbnu Mâce, Tahâret 4, (277).

    2300 - Hz. Huzeyfe (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı herhangi bir şey üzecek olursa namaz kılardı."

    Ebü Dâvud, Salât 312, (1319); Nesâî, Mevâkît 46, (1, 289).

    2301 - Abdullah İbnu Selmân, Resülullah (aleyhissalâtu vesselam)'ın ashabından birisinden naklediyor: "Hayberin fethedildiğii gün bir adam Hz. Peygamber'e gelerek:

    "Ey Allah'ın Resülü, bugün ben öyle bir kâr ettim ki böyle bir kârı şu vadi ahalisinden hiçbiri yapmamıştır" dedi. Efendimiz:

    "Bak hele! Neler de kazandın?" diye sordu. Adam:

    "Ben alıp satmaya ara vermeden devam ettim. Öyle ki üçyüz okiyye kâr ettim dedi. Aleyhissalâtu vesselâm efendimiz:

    "Sana kârların en hayırlısını haber vereyim mi?" diye sordu. Adam:

    "O nedir, ey Allah'ın Resülü?" dedi. Efendimiz açıkladı:

    "(Farz) namazdan sonra, kılacağın iki rekattir."

    Ebü Dâvud, Cihâd 180, (2785).

    2302 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bana kadın ve güzel koku sevdirildi, gözümün nuru namazda kılındı."

    Nesâî, İşretu'n-Nisâ 1, (7, 61).

    2303 - Rebî'a İbnu Ka'b el-Eslemî anlatıyor: "Ben Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) ile beraber gecelemiştim, kendisine abdest suyunu ve başkaca ihtiyaçlarını getirdim. Bana:

    "Dile benden (ne dilersen)!" buyurdu. Ben:

    "Senden cennette seninle beraberlik diliyorum!" dedim. Bana:

    "Veya bundan başka birşey?" dedi. Ben:

    "Hayır, sadece bunu istiyorum!" dedim.

    "Öyleyse kendin için çok secde ederek bana yardımcı ol!" buyurdu."

    Müslim, Salât 226, (489); Ebü Dâvud, Salât 312, (1320).

    2304 - Ma'dan İbnu Ebî Talha el-Ya'merî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın azadlısı Sevbân (radıyallâhu anh)'a rastladım. Kendisine:

    "Bana bir amel söyle de onu yapayım. Allah da onun sayesinde beni cennetine koysun" dedim. -Veya şöyle demişti: "Dedim ki: "..Allah nezdinde en hayırlı ameli bana bildir."- Sevbân sükut etti. Sonra ben tekrar aynı şeyi sordum. O yine sükut etti. Ben üçüncü sefer sordum. Sonunda dedi ki:

    "Aynı şeyleri ben de Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)a sormuştum. Bana şu cevabı vermişti:

    Çokça secde yapman gerekir. Zîra sen secde ettikçe, her secden sebebiyle Allah dereceni artırır, onun sebebiyle günahını döker." Ma'dan der ki: "Sonra Ebu'd-Derdâ'ya geldim. Aynı şeyi ona da sordum. O da Sevbân'ın bana söylediğinin aynısını söyledi."

    Müslim, Salât 225, 226, (488, 489). Nesâî, Tatbik 81; Tirmizî, Salât 169, (388); İbnu Mâce, İkâmet 201, (1422-1424).

    NAMAZIN EDA VE KAZASININ VÜCÛBU HAKKINDA

    2305 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir adam, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a: "Allah, kullarına kaç vakit namazı farz kıldı?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:

    "AIIah, kullarIna beş vakit namazı farz kıldı" diye cevap verdi. Adam tekrar sordu:

    "Bunlardan önce veya sonra başka bir şey var mı?"

    "AIIah kullarına beş vakti -farz kıldı. " Bu cevap üzerine adam, bunlar üzerine hiçbir ilavede bulunmayacağına, onlardan herhangi bir eksiltme de yapmayacağına dair yemin etti. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Bu adam sözünde durursa mutlaka cennete girecektir!" buyurdu."

    Müslim, İman,10, (12); Tirmizî, Zekât 2, (619); Nesâi, Salât 4, (1, 228, 229) Bu metin Nesâî'dekidir.

    Bu rivayeti, Müslim ve Tirmizî, Kitâbu'I-İman'da mezkur, uzun bir hadis zımnında tahric ederler.

    2306 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a Mi'râc'a çıktığı gece elli vakit namaz farz kılındı. Sonra bu azaltılarak beşe indirildi. Sonra da şöyle hitap edildi:

    "Ey Muhammed! Artık, nezdimde (hüküm kesinleşmiştir), bu söz değiştirilmez. Bu beş vakit, (Rabbinin bir lüftu olarak on misliyle kabul edilerek) senin için elli vakit sayılacaktır."

    Buhârî, Bed'ül-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menâkıbu'l-Ensâr 42; Müslim, İman 259, (162); Tirmizî, Salât 159, (213); Nesâî, Salât 1, (1, 217-223).

    2307 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Allah, namazı peygamberinizin diliyle hazerde dört, seferde iki, korku halinde de dört rek'at olarak farz kılmıştır."

    Müslim, Salât 5, (687); Ebü Dâvud, Salât 287, (1247); Nesâî, Taksir 1, (3,118,119).

    2308 - Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Allah namazı (ilk defa farz ettiği zaman iki rek'at olarak farz etmişti. Sonra onu hazer için (dörde) tamamladı. Yolcu namazı ilk farz edildiği şekilde sabit tutuldu."

    Buhârî, Salât 1, Taksîru's-Salât 5, Menâkıbu'l-Ensâr 47; Müslim, Salâtu'-Müsâfarî.n 2, (685); Muvatta, Kasru's-Salât 8, (1,146; Ebü Dâvud, Salât 270, (1198); Nesâî, Salât 3, (1, 225).

    2309 - Hz. Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Kurban bayramında kılınan namaz iki rek'attir, Fıtır (Ramazan) bayramında kılınan namaz iki rek'attir, sefer namazı iki rek'attir, cum'a namazı da iki rek'attir. Bunlar Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)'ın lisanı üzere, tamamdır, kısaltma yoktur."

    Nesâî, Cum'a 37, (3,111), Taksir 1, (3,118), İdeyn 11, (3,183).

    2310 - Abdullah İbnu Fudâle, babası (Fudâle'den) naklen anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselam)'ın bana öğrettikleri arasında: "Beş vakit namaza devam edin!" emri de vardı. Ben: "Bu beş vakit, benim meşguliyetlerimin bulunduğu anlardır. Bana (bunların yerine geçecek) cami (kapsamlı) bir şey emret, öyle ki onu yaptım mı, benden beş vakit namaz borcunun yerine geçsin!" dedim. Bunun üzerine: "Öyleyse Asreyn'e devam et!" buyurdu. Bu kelime bizim dilimizde yoktu. Bu sebeple: "Asreyn nedir?" diye sordum. "Güneş doğmazdan önceki namazla güneş batmazdan önceki namaz" buyurdu."

    Ebü Dâvud, Salât 9, (428).

    2311 - Sebretü' bnu Ma'bed (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına geldi mi kılmadığı takdirde dövün."

    Ebü Dâvud, Salât 26, (494); Tirmizî, Salât 299, (407).

    Tirmizî'nin rivayetinde "Çocuğa namazı yedi yaşında öğretin, kılmadığı takdirde on yaşında dövün" şeklindedir.

    2312 - Amr İbnu'l-Âs (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Çocuklarınıza, onlar yedi yaşında iken namazı emredin. On yaşında olunca namaz(daki ihmalleri) sebebiyle onları dövün, yataklarını da ayırın."

    Ebü Dâvud, Salat 25, (495, 496).

    2313 - Onun bir diğer rivayetinde şöyle denir: "Resülullah'a bundan (namazın çocuğa ne zaman emredileceğinden) sorulmuştu:

    "Çocuk sağını solundan ayırmasını bildi mi ona namazı emredin" buyurdu."

    Ebü Davud, Salât 26, (497).

    2314 - İbnu Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni Uhud savaşı sırasında teftiş etti. O zaman ondört yaşında idim, savaşa katılmama izin vermedi. Hendek savaşı sırasında da beni gördü, o zaman ben onbeş yaşında idim, bu sefer bana (cihad) izni verdi."

    Nâfi' der ki: "Ben Ömer İbnu Abdilaziz'e uğradım, o zaman halife idi. Kendisine bu vak'ayı anlattım. Bana:

    "Bu (onbeş yaş) çocukla büyüğü ayıran hududdur" buyurdu. Valilerine yazarak, onbeş yaşına basanları mükellef addetmelerini, daha küçükleri âile efradından saymalarını emretti."

    Buhârî, Şehâdât 18, Megazî 29, Müslim, İmâret 91, (1868); Tirmizî, Cihâd 31, (1711); Ebü Dâvud, Hudud 17, (4406, 4407); Nesâî, Talâk 20, (6,155).

    2315 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim bir namaz unutacak olursa hatırlayınca derhal kılsın. Unutulan namazın bundan başka kefareti yoktur."

    Buhârî, Mevakîtu's-Salât 37; Müslim, Mesâcid 314, (684); Tirmizî, Salât 131, (178); Ebü Dâvud, Salât 11, (442); Nesâî, Mevâkît 52, 53, (2, 293, 294).

    2316 - Buharî ve Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: "Sizden biriniz namaz sırasında yatmış idiyse veya namaza karşı gaflet etmiş (ve unutmuş) ise, hatırlar hatırlamaz onu kılsın. Zîra Allah Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmuştur: "Beni anmak için namaz kıl!" (Tâ-hâ 14).

    Buhârî, Mevakîtu's-Salât 37; Müslim, Mesâcid 314, (684); Tirmizî, Salât 131, (178); Ebü Dâvud, Salât 11, (442); Nesâî, Mevâkît 52, 53, (2, 293, 294).

    2317 - Ebü Katâde (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah'la beraber bir gece boyu yürüdük. Cemaatten bazıları:

    "Ey Allah'ın Resülü! Bize mola verseniz!" diye talepte bulundular. Efendimiz:

    "Namaz vaktine uyuya kalmanızdan korkuyorum" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Bilâl: "Ben sizi uyandırırım!" dedi. Böylece Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) mola verdi ve herkes yattı. Nöbette kalan Bilâl de sırtını devesine dayamıştı ki gözleri kapanıverdi, o da uyuyakaldı.

    Güneşin doğmasıyla Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) uyandı ve:

    "Ey BiIâI! Sözün ne oldu?" diye seslendi ve Hz. Bilâl: "Üzerime böyle bir uyku hiç çökmedi" diyerek cevap verdi. Aleyhissalâtu vesselâm:

    "AIIah Teâlâ Hazretleri, ruhlarınızı dilediği zaman kabzeder, dilediği zaman geri gönderir. Ey BiIâI! Halka namaz için ezan oku" buyurdu. Sonra abdest aldı ve güneş yükselip beyazlaşınca kalktı, kafileye cemaatle namaz kıldırdı."

    Buhârî, Mevâkît 35, Tevhîd 31; Müslim, Mesâcid 309-311; Muvatta, Vaktu's-Salât 25; Ebu Dâvud, Salât 11, (435-441); Tirmizî, Salât 130, (177), Tefsir, Tâ-hâ (3162); Nesâî, Mevâkît 53, 54, 55, (1, 294-298), İmâmet 47, (2,106).

    2318 - Bu hadis Ebü Dâvud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Güneşin harareti onları uyandırınca kalktılar, bir müddet yürüdüler, sonra tekrar konaklayıp abdest aldılar. Hz. Bilâl (radıyallâhu anh) ezan okudu. Sabahın iki rekatlik (sünnet) namazını kıldılar, sonra da sabah namazını (kazaen) kıldılar. Namazdan sonra hayvanlara binip yola koyuldular. Giderken birbirlerine: "Namazımızda ihmalkârlık ettik" diye yakınıyorlardı. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Uyurken (vâki olan namaz kaçması) ihmal sayılmaz, ihmal uyanıklıktadır. Sizden biri, herhangi bir namazda gaflete düşer kaçırırsa, hatırlayınca onu hemen kılsın. Ertesi sabahın namazı da mütad vaktinde kılınır" buyurdu."

    Buhârî, Mevâkît 35, Tevhîd 31; Müslim, Mesâcid 309-311; Muvatta, Vaktu's-Salât 25; Ebu Dâvud, Salât 11, (435-441); Tirmizî, Salât 130, (177), Tefsir, Tâ-hâ (3162); Nesâî, Mevâkît 53, 54, 55, (1, 294- 298), İmâmet 47, (2,106).

    2319 - Ebü Dâvud'un bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Namaz(ın kaçmış olmasın)dan korkarak kalktık, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Ağır olun, ağır olun, bunda bir taksiriniz yok!" buyurdu. Güneş yükselince de:

    "Sizden kim sabahın iki rekat sünnetini (mütad olarak) kılıyor idiyse yine kılsın" dedi. Bu emir üzerine kılan da, kılmayan da kalkıp sünnetini kıldı. Sonra Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) namaz için kâmet emretti. Kâmet getirildi. Efendimiz kalktı ve bize namaz kıldırdı. Namaz bitince:

    "Haberiniz olsun, AIIah'a hamdediyoruz ki, bizi namazımızdan, dünyevî işlerimizden herhangi biri alıkoymuş değildir. Ancak ruhlarımız AIlahu Teâlâ'nın kabza-i tasarrufundadır, dilediği zaman onu salar. Sizden kim sabah namazına, sabahleyin mütad vaktinde kavuşursa, sabah namazıyla birlikte bir mislini de kaza etsin!" dedi."

    Buhârî, Mevâkît 35, Tevhîd 31; Müslim, Mesâcid 309-311; Muvatta, Vaktu's-Salât 25; Ebu Dâvud, Salât 11, (435-441); Tirmizî, Salât 130, (177), Tefsir, Tâ-hâ (3162); Nesâî, Mevâkît 53, 54, 55, (1, 294-298), İmâmet 47, (2,106).

    2320 - Ebü Dâvud, Tirmizî ve Nesâî'nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Şunu bilin ki, uykuda ihmal sözkonusu değildir. İhmal lyani taksir), diğer bir namazın vakti girinceye kadar namazını kılmayan için mevzubahistir."

    Buhârî, Mevâkît 35, Tevhîd 31; Müslim, Mesâcid 309-311; Muvatta, Vaktu's-Salât 25; Ebu Dâvud, Salât 11, (435-441); Tirmizî, Salât 130, (177), Tefsir, Tâ-hâ (3162); Nesâî, Mevâkît 53, 54, 55, (1, 294-298), İmâmet 47, (2,106).

    2321 - Müslim'in Ebü Hüreyre'den kaydettiği bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "...Güneş doğuncaya kadar uyanmadı. Resülullah (aleyhissalatu vesselâm):

    "Herkes bineğinin başından tutsun (ve burayı terketsin). Zîra burası bize şeytanın musallat olduğu bir yerdir!" dedi. Biz de emri yerine getirdik."

    Buhârî, Mevâkît 35, Tevhîd 31; Müslim, Mesâcid 309-311; Muvatta, Vaktu's-Salât 25; Ebu Dâvud, Salât 11, (435-441); Tirmizî, Salât 130, (177), Tefsir, Tâ-hâ (3162); Nesâî, Mevâkît 53, 54, 55, (1, 294- 298), İmâmet 47, (2,106).

    2322 - Ebü Dâvud'un Ebü Hüreyre'den kaydettiği bir rivayette şöyle denmiştir: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselam):

    "Size gaflet gelen bu yeri değiştirin!" buyurdu.

    Buhârî, Mevâkît 35, Tevhîd 31; Müslim, Mesâcid 309-311; Muvatta, Vaktu's-Salât 25; Ebu Dâvud, Salât 11, (435 - 441); Tirmizî, Salât 130, (177), Tefsir, Tâ-hâ (3162); Nesâî, Mevâkît 53, 54, 55, (1, 294-298), İmâmet 47, (2,106).

    2323 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) gecenin evvelinde yürüdü, sonuna doğru uyku molası verdi. Ancak güneş doğuncaya -veya bir kısmı ufuktan çıkıncaya- kadar uyanamadı. (Uyanınca) namazı hemen kılmadı. Güneş yükselince namazı kıldı. İşte bu orta namazdır (Salâtu'l-Vustâ)."

    Nesâî, Mevâkît 55, (1, 299).

    2324 - İmam Mâlik, Zeyd İbnu Eslem'den naklen anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Muhakkak ki, Allah, ruhlarımızı kabzetmektedir. Dilerse onu, bize bundan başka bir vakitte iade eder."

    Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) böyle söyledikten sonra Hz. Ebü Bekri's-Sıddîk (radıyallâhu anh)'a yönelerek:

    "Şeytan (bu gece) namaz kılmakta iken Bilâl'e geldi ve onu yatırdı. Uyuması için bir çocuk nasıl sallanarak avutulursa öylece onu da sallayarak uyuttu" dedi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) sonra Bilâl'i çağırdı. Gelince Bilâl, Resülullah'a onun Hz. Ebü Bekr'e anlattığının tıpkısını haber verdi. Hz. Ebü Bekr bu işittikleri karşısında: "Şehadet ederim ki, sen Allah'ın Resülüsün!" demekten kendini alamadı."

    Muvatta, vukütu's-Salât 26, ( 1.14-15).

    2325 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Hz. Ömer, Hendek savaşı sırasında bir keresinde güneş battıktan sonra geldi ve Kureyş kafirlerine küfretmeye başladı ve bu meyanda: "Ey Allah'ın Resülü dedi, güneş batmak üzereyken ikindi namazını (güç bela) kılabildim." Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Vallâhi ikindiyi ben kılamadım!" dedi. Beraberce kalkıp Butha'ya gittik. Orada Efendimiz abdest aldı, biz de abdest aldık. Güneş battıktan sonra ikindiyi kıldı, sonra da akşamı kıldı."

    Buharî, Mevâkît 36, 38, Ezân 26, Salâtu'l-Havf 4, Megâzî 29; Müslim, Mesâcid 209, (631); Tirmizî, Salât 132, (180); Nesâî, Sehv 105, (3, 84, 85).

    2326 - İbnu Mes'üd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Müşrikler Hendek günü Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı fazlaca meşgul ederek dört vakit namazı kazaya bıraktırdılar, geceden Allah'ın dilediği bir müddet geçinceye kadar onları kılamadı. Sonra Bilâl (radıyallâhu anh)'e emretti, o da ezan okudu. Sonra kâmet getirdi. Resülullah öğleyi (kazâen) kıldı. (Bilâl tekrar) ikâmet getirdi, Resülullah ikindiyi kıldı. Sonra (Bilâl tekrar) ikâmet getirdi. Resülullah akşamı kıldı. Sonra (Bilâl yatsı için) kâmet getirdi ve Resülullah yatsıyı kıldı."

    Tirmizi, Salât 132, (179); Nesâî, Mevâkît 55, (1, 297, 298).

    2327 - Nâfi' anlatıyor: "Abdullah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ)'e baygınlık gelmiş ve aklı gitmişti. (Bu esnada kılamadığı) namazı kaza etmedi."

    Muvatta, Vukût 24, (1,13).

    İmam Mâlik der ki: "Doğruyu Allah bilir ya, bana göre bu şundan ileri gelir: "Vakit çıkmıştır. Ama vakit içinde ayılan, o vaktin namazını kılar.."

    2328 - Yine Nâfi' anlatıyor: "İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) dedi ki: "Kim bir namazı unutur ve bunu imamın arkasında namaz kılarken hatırlarsa, imam selamı verince unutmuş olduğu namazı hemen kılsın, sonra da öbür namazı (kıldığını yeniden) kılsın."

    Muvatta, Kasru's-Salât 77, (1,168).

    2329 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh)'in anlattığına göre, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işitmiştir "Kişiyle şirk arasında namazın terki vardır."

    Müslim, İman 134, (82); Ebü Dâvud, Sünnet 15, (4678); Tirmizî, İman 9, (2622). Metin Müslim'in metnidir.

    Tirmizinin metni şöyledir: "Küfürle îman arasında namazın terki vardır."

    2330 - Tirmizî ve Ebü Dâvud'un bir diğer rivayetinde: "Kulla küfür arasında namazın terki vardır."

    Tirmizî, İman 9, (2622); Ebü Dâvud, Sünnet 15, (4678); İbnu Mâce, Salât 77, (1078).

    2331 - Hz. Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Benimle onlar (münafıklar) arasındaki ahid (antlaşma) namazdır. Kim onu terkederse küfre düşer."

    Tirmizî, İman 9, (2623); Nesâî, Salât 8, (1, 231, 232); İbnu Mâce, Salât 77, (1079).

    2332 - Abdullah İbnu Şakik merhum anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın Ashâb'ı ameller içerisinde sadece namazın terkinde küfür görürledi."

    Tirmizî, İman 9, (2624).

    2333 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İkindi namazını kaçıran bir insanın (uğradığı zarar yönünden durumu), malını ve ehlini kaybeden kimsenin durumu gibidir."

    Buhârî, Mevâkît 14; Müslim, Mesâcid 200, (626); Muvatta, Vukütu's-Salât 21, (1,11,12); Ebü Dâvud, Salât 5, (414, 415); Tirmizî, Salât 128, (175); Nesâî, Salât 17, (1, 238).

    2334 - Ebü'l-Melih (rahimehümullah) anlatıyor: "Biz bulutlu bir günde Büreyde (radıyallâhu anh) ile bir gazvede beraberdik. Dedi ki: "İkindi namazını erken kılın, zîra Resülullah (aleyhissalâtu vesselam): "Kim ikindi namazını terkederse ameli boşa gider" buyurdu."

    Buhârî, Mevâkit 15, 34; Nesâî, Salât 15, (1, 236).

    NAMAZ VAKİTLERİ

    2335 - Hz. Ebü Müsa (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)'a bir zat gelerek namaz vakitlerini sordu. Efendimiz ona hiçbir cevap vermedi."

    (Sabah vaktinde) şafak sökünce, henüz kimse kimseyi tanıyamayacak kadar ortalık karanlık iken Bilâl'e emretti, sabah ezanını okudu.

    Sonra, güneş tam tepe noktasından batıya dönme (zeval) anında yine Bilâl'e emretti, öğle ezanını okudu. Bu vakit için, -öbürlerinden daha iyi bilen- birisi: "Bu, gün ortası (nısfu'n-Nehar)" demişti. Sonra, güneş henüz yüksekte olduğu zaman emretti, Bilâl akşam narnazı için ezan okudu. Sonra ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca yatsı için emretti, Bilâ! yatsı ezanını okudu. Sonra ertesi gün, sabah namazını tehir etti. O kadar geciktirdi ki, kişinin, "sabah vakti çıktı veya çıkmak üzere" demesi ânında namazı tamamladı. Sonra öğleyi tehir etti, öyle ki, öğle namazını dün ikindiyi kıldığımız âna yakın bir vakitte kıldı. Sonra ikindiyi tehir etti. Bir kimsenin, "Güneş (ikindi) kızıllığına büründü" diyebileceği bir vakitte namazdan çıktı. Sonra akşamı, nerdeyse ufuktan aydınlığın (şafak) kaybolduğu âna kadar tehir etti."

    2336 - Bir rivayette de şöyle gelmiştir: Akşamı, ikinci günde, ufuktaki aydınlığın kaybolmasından önce kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin ilk üçte birine kadar tehir etti. Sonra sabah oldu ve soru sahibini çağırdı: "İşte namazın vakti bu iki hudud arasındadır" buyurdu.

    Müslim, Mesâcid 178, (614); Ebü Dâvud, Salât 2, (395); Nesâî, Muvâkît 15, (1, 260, 261). Metin Müslim'e aittir.

    2337 - Ebü Dâvud'un bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Sabah namazını kişi arkadaşının yüzünü tanıyamayacak -veya kişi yanındakini tanımayacak- kadar (ortalığın karanlık olduğu) bir anda kıldı. Sonra ikindiyi öylesine tehir etti ki, namazdan çıktığı zaman güneş sararmıştı..."

    Rivayetin sonunda Ebü Dâvud der ki: Bu hadisi rivayet edenlerden bazısı şöyle dedi: "sonra yatsıyı gece yarısına kadar tehir ederek kıldı."

    Ebü Dâvud, Salât 2, (396).

    2338 - Hz. Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir adam Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a namazların vaktinden sormuştu. Ona:

    "Şu (önümüzdeki) iki günde namazları bizimle kıl!"buyurdu. (O gün) güneş tam tepe noktasından (batıyor) kayınca ezan için Bilâl'e emretti. O da öğle ezanını okudu. Sonra öğle için kâmet okumasını emretti. Sonra güneş yüksekte, beyaz parlak iken emretti ve ikindi için kâmet okudu. Sonra güneş batınca emretti, akşam için kâmet okudu. Sonra ufuktaki aydınlık kaybolunca emretti, yatsı için kâmet okudu. Sonra şafak sökünce

    emretti sabah için kâmet okudu. İkinci gün olunca, Bilâl'e ortalığın serinlemesini beklemeyi emretti. O da öğleyi, ortalık iyice serinleyinceye kadar geciktirdi. İkindiyi, güneş yüksekten, dünkü vakitten biraz sonra kıldı. Akşamı ufuktaki beyazlık kaybolmazdan az önce kıldı. Yatsıyı gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldı. Sabahı ortalık iyice ağarınca kıldı. Sonra:

    "Namaz vakitlerinden soran kimse nerede?" diye sordu. Soru sahibi:

    "Benim ey Allah'ın Resülü!" dedi.

    "Namazlarınızın vakti dedi, gördüğünüz (iki vakit) arasındadır."

    Müslim, Mesâcid 176, 177, (613); Tirmizî, Salât 115, (152); Nesâî, Mevâkît 12, (1, 258).

    2339 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cibril (aleyhisselâm) bana, Beytullah'ın yanında, iki kere imamlık yaptı. Bunlardan birincide öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldı. Sonra akşamı güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı. Sonra sabahı şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı. İkinci sefer öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde herşeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi, herşeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri gidince kıldı. Sonra sabahı, yeryüzü ağarınca kıldı.

    Sonra Cibrîl (aleyhisselam) bana yönelip:

    "Ey Muhammedl Bunlar senden önceki peygamberlerin (aleyhimüssalatu vesselâm) vaktidir. Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır!" dedi. "

    Tirmizî, Salât 1, (149); Ebü Dâvud, Salât 2, (393).

    2340 - Nesaî'nin Hz. Câbir (radıyallâhu anh)'den yaptığı bir rivayette şöyle denmiştir: "Sonra O'na (Cibrîl), Fecr uzayıp sabah olunca daha yıldızlar parlak ve cıvıl cıvıl iken geldi. Dünkü yaptığını aynen yaptı, sabah namazını kıldı. Sonra da: "Namaz vakti, işte gördüğünüz bu iki namaz arasıdır" dedi."

    Nesâi, Mevâkît 10, (1, 256).

    2341 - Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "...Öğleyi, güneş (tepeden batıya) meyledince kıldı. (Bu sırada) gölge ayakkabı bağı kadardı. Sonra ikindiyi, gölge ayakkabı bağının misli ve adam boyu olunca kıldı. Sonra akşamı, güneş batınca kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık kaybolunca kıldı. Sonra, sabahı, şafak sökünce kıldı. Sonra ertesi günün öğlesini, gölge, adam boyu olunca kıldı. Sonra ikindiyi, kişinin gölgesi iki

    misli olunca kıldı. Sonra akşamı, güneş batınca kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte birine veya yarısına doğru kıldı. Sonra sabahı kıldı ve ortalık ağardı."

    Nesâî, Mevâkît I5, 7,10,17, (1, 251, 255, 261, 263).

    2342 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: "Bilesiniz, namazın bir ilk vakti bir de son vakti vardır. Öğle vaktinin evveli güneşin tepe noktasından batıya meyil (zeval ânıdır. Son vakti de ikindinin girdiği andır. İkindi vaktinin evveli, vaktinin girdiği andır. Vaktin sonu da güneşin sarardığı andır. Akşam vaktinin evveli, güneşin battığı andır. Vaktin sonu da ufuktaki aydınlığın (şafak) kaybolduğu andır. Yatsı vaktinin evveli, ufuğun kaybolduğu andır. Vaktin sonu da gecenin yarısıdır. Sabah vaktinin evveli fecrin (aydınlığı) doğmasıdır. Vaktin sonu da güneşin doğmasıdır."

    Tirmizî, Salât 114, (151); Müslim, Mevâkît 6, (1, 249, 250).

    2343 - Muvatta'da Abdullah İbnu Râfi' Mevla Ümmü Seleme'den kaydedilen bir rivayette şöyle denmiştir: "Abdullah İbnu Râfi', Ebü Hüreyre'ye namazların vaktini sormuştu. Ebü Hüreyre kendisine şu açıklamayı yaptı: "Ben sana haber vereyim: Gölgen kendi mislin kadarken öğleyi kıl. İkindiyi gölgen iki mislin olunca kıl. Akşamı güneş batınca kıl. Yatsıyı seninle arana gecenin üçte biri girince kıl. Sabahı da alaca karanılıkta kıl."

    Muvatta, Vukütu's-Salât 9, (1, 8). 6

    2344 - İmam Mâlik'in anlattığına göre, Hz. Ömer valilerine şöyle yazdı: "Nazarımda işlerinizin en ehemmiyetlisi namazdır. Kim onu (farz, vacib, sünnet ve vaktine riayetle) korur ve (tam zamanında kılmaya) devam ederse dînini korumuş olur. Kim de onu(n zamanını tehir suretiyle) zayi ederse, onun dışındakileri daha çok zayi eder."

    Hz. Ömer yazısına şöyle devam etti: "Öğleyi gölge bir ziralıktan birinizin gölgesi misli oluncaya kadar kılınız. İkindiyi, güneş yüksekte, beyaz, parlak iken, hayvan binicisinin, güneş batmazdan önce iki veya üç fersahlık yol alacağı müddet içerisinde; akşamı güneş batınca; yatsıyı ufuktaki aydınlık battımı gecenin üçte birine kadar kılınız. -Kim (yatsıyı kılmadan) uyursa gözüne uyku düşmesin, kim (yatsıyı kılmadan) uyursa gözüne uyku düşmesin, kim (yatsıyı kılmadan) uyursa gözüne uyku düşmesin- Sabahı da yıldızlar parlak ve cıvıldarken kılınız."

    Muvatta, Mevâkit 6, (1, 6-7).

    2345 - Muvatta'nın diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Hz. Ömer (radıyallâhu anh), Ebü Müsa el-Eş'arî hazretlerine yazdığı bir mektupta aynı şeyi hatırlattı ve (ilaveten) şunu yazdı: "Onda -yani sabah namazında- mufassal sürelerden iki uzun süre oku."

    Muvatta, Mevâkît 7, (1, 7).

    2346 - Yine benzer bir diğer rivayette şu ifade mevcuttur: Hz. Ömer, Ebü Müsa (radıyallâhu anhümâ)'ya şöyle yazdı: ". . .Yatsıyı seninle (akşam namazıyla) arana gecenin üçte biri girince kıl. Geciktirirsen gecenin yarısına kadar olsun. Sakın gafillerden olma."

    Muvatta, 8, (1, 7).

    2347 - Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Öğlenin (başlama) vakti, güneşin (tepe noktasından batıya) meylettiği zamandır. Kişinin gölgesi kendi uzunluğunda olduğu müddetçe öğle vakti devam eder, yani ikindi vakti girmedikçe. İkindi vakti ise güneş sararmadıkça devam eder. Akşam vakti ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolmadığı müddetçe devam eder. Yatsı namazının vakti orta uzunluktaki gecenin yarısına kadardır. Sabah namazının vakti ise fecrin doğmasından (yani şafağın sökmesinden) başlar, güneş doğuncaya kadar devam eder. Güneş doğdu mu namazdan vazgeç. Çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasından doğar."

    Müslim, Mesâcid,173, (612); Ebü Dâvud, Salât 2, (396); Nesâî, Mevakît 15, (1, 260).

    2348 - Ebü'l-Minhâl Seyyâr İbnu Selâme (rahimehullah) anlatıyor: "Ben ve babam birlikte Ebü Berze el-Eslemî (radıyallâhu anh)'nin yanına girdik. Babam ona: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) farz namazları nasıl kılardı?" diye sordu. Şu cevabı verdi:

    "Efendimiz sizin "el-Evvel" dediğiniz öğle namazını güneş (tepe noktasından) batıya kayınca kılardı. Birimiz ikindiyi kılınca, Medîne'nin en uzak yerindeki evine dönerdi de güneş hâlâ canlılığını korurdu.

    Akşam namazı hakkında ne söylediğini unuttum. Sizin atame dediğiniz yatsıyı geciktirmeyi iyi bulurdu (müstehap addederdi). Yatsıdan önce uyumayı, sonra da konuşmayı mekruh addederdi.

    Kişi (yanında beraber oturduğu) arkadaşını tanıyınca sabah namazından ayrılırdı. Namazda altmış-yüz âyet miktarınca Kur'ân okurdu."

    Buhârî, Mevâkît 11, 13, 39, Ezân 104; Müslim, Mesâcid 237, (647); Ebü Dâvud, Salât 3, (398); Nesâî, Mevâkît 2, (1, 246), 20, (1, 265).

    2349 - Muhammed ibnu Amr İbni'l-Hasen İbni Ali İbnu Ebî Tâlib (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Haccâc, Medîne'ye geldiğinde namazı mütad vaktinden tehir ediyordu. Bunun üzerine Câbir İbnu Abdillah (radıyallâhu anh)'a (namazların vakti hakkında) sorduk. Bize şu açıklamayı yaptı:

    "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) öğleyi hararetin şiddetli olduğu zamanda (hâcire vaktinde) kılardı. İkindiyi de güneş parlakken kılardı. Akşamı, güneş batınca; yatsıyı bazan geciktirir, bazen de öne alırdı.

    Halkın toplandığını görünce tacil eder, onları ağır görünce de tehir ederdi. Sabahı da alaca karanlıkta kılardı.

    Buhârî, Mevâkît 18, 21; Müsıim, Mesâcid 234, (646); Ebü Dâvud, Salât 3, (397); Nesâî, Mevâkît 18, (1, 264).

    2350 - Nesâî'nin Enes (radıyallâhu anh)'ten yaptığı rivayette şöyle denmiştir: "Sabahı, göz(ün görme ufku) genişleyinceye kadar kılardı."

    Nesâî 29, (1, 278).

    2351 - İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) öğle namazı kıldığı zaman (gölgenin) miktarı, yazda üç ayaktan beş ayağa kadar idi. Kışta da beş ayaktan yedi ayağa kadardı."

    Ebü Dâvud, Salât 4, (400); Nesâî, Mevâkît 6, (1, 251).

    2352 - Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Mü'min kadınlar Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)'la birlikte sabah namazlarını, bürgülerine sarılmış olarak kılarlardı. Sonra, namazlarını kılınca evlerine dönerlerdi de bu esnada karanlıktan dolayı kimse de onları tanıyamazdı."

    Buhârî, Mevâkît 13, 27, Ezân 162,165; Müslim, Mesâcid 231, (645); Muvatta, Vuküt 4, (1, 5); Ebü Dâvud, Salât 8, (423); Tirmizî, Salât 116, (153); Nesâî, Mevâkît 25, (1, 271).

    2353 - Yine Hz. Aişe anlatıyor: "Ben öğle namazını, ne Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadar, ne de Ebü Bekr ve Ömer kadar tacil edip geciktirmeyen bir başka însan tanımıyorum."

    Tirmizî, Salât, 118.

    2354 - Yine Tirmizî'de Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ)'den kaydedilen bir hadiste denmiştir ki: "Öğleyi tacilde Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) sizden daha titizdi. Siz de ikindiyi tacilde ondan daha titizsiniz."

    2355 - Habbâb (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a (secde edilen) yerin sıcaklığından şikayet ettik, ancak şikayetimizi dinlemedi.

    Züheyr, Ebü İshak'a: "Şikayetiniz öğle vaktinden miydi?" diye sordu. Öbürü:

    "Evet!" dedi. Ben:

    "Vakit girer girmez, (yani ortalık çok sıcakken) kılınmasından mı?" diye sordum. O yine:

    "Evet!" dedi."

    Müslim, Mesâcid 189, (619); Nesâî, Mevâkit 2, (1, 247).

    2356 - Hz. Enes (radıyallâhu anh): "Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) (yolculuk sırasında) bir yere inecek olsa, öğleyi kılmadan orayı terketmezdi" demişti. Bir adam sordu:

    "Yani gün ortasında olsa da mı?"

    "Evet, dedi, Enes, gün ortasında olsa da!"

    Ebü Dâvud, Salât 273, (1205); Nesâi, Mevâkît 3, (1, 248).

    2357 - Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) güneş odama vurduğu sırada ikindiyi kılardı."

    Ebü Dâvud'un rivayetinde şu ziyade var: "... (güneş) odamdan yükselmezden önce..."

    Buhari, Mevâkît 13, Humus 4; Müslim, Mesâcid 169, (611); Ebü Dâvud, Salât 5, (407); Tirmizî, Salât 120, (159); Nesâî, Mevâkît 8, (1, 252).

    2358 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) güneş yüksekte ve canlı iken ikindiyi kılardı. Bu esnada kişi avâli'ye (dış semtlere) gider, oraya varırdı ve hâlâ güneş yüksekliğini muhafaza ederdi. Gidilen bu avâli'den bazıları Medîne'ye dört mil uzaklıkta idi."

    Buhârî, Mevâkît 13, İ'tisâm 16; Müslim, Mesâcîd 192-197, (621-624); Muvatta, Vuküt 11, (1, 8-9); Ebü Dâvud, Salât 5, (404-405); Nesâî, Mevâkît 8, (1, 252-254).

    2359 - Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Es'ad İbnu Sehl İbnu Huneyf der ki: "Biz Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) ile öğleyi kıldık. Sonra çıkıp Hz. Enes İbnu Mâlik (radıyallâhu anh)'in yanına gittik. Varınca onu ikindiyi kılıyor bulduk. Ben kendisine:-

    "Ey amcacığım! Kıldığın bu namaz da ne?" diye sordum. Bana:

    "Bu, ikindi namazıdır. Ve bu Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)'Ia beraber kıldığımız namazdır" dedi.

    Buhârî, Mevâkît 13, İ'tisâm 16; Müslim, Mesâcîd 192-197, (621-624); Muvatta, Vuküt 11, (1, 8-9); Ebü Dâvud, Salât 5, (404-405); Nesâî, Mevâkît 8, (1, 252-254).

    2360 - Bir diğer rivayette de şöyle gelmiştir: "Resülullah (aleyhissalatu vesselam) bize ikindiyi kıldırdı. Namazdan çıkınca Efendimizin yanına Benî Seleme'den birisi geldi ve:

    "Ey Allah'ın Resülü! dedi. Biz, bir deve kesmek istiyor ve sizin de kesimde hazır bulunmanızı arzu ediyoruz."

    Efendimiz "Pekala!" deyip gitti. Biz de onunla gittik. Varınca, devenin henüz kesilmediğini gördük. Kestiler, parçaladırlar. Bir miktarını pişirdiler. Güneş batmadan o eti yedik."

    Buhârî, Mevâkît 13, İ'tisâm 16; Müslim, Mesâcîd 192-197, (621-624); Muvatta, Vuküt 11, (1, 8-9); Ebü Dâvud, Salât 5, (404-405); Nesâî, Mevâkît 8, (1, 252-254).

    2361 - Seleme İbnu'l-Ekvâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) akşamı, güneş batıp perdeye bürününce kılıyordu."

    Buhârî, Mevâkît 18; Müslim, Mesâcid 216, (636); Ebü Dâvud, Salât 6, (417); Tirmizî, Salât 122, (164).

    Ebu Dâvud'un bir rivayetinde şöyle denir: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) akşamı, güneşin battığı vakitte, güneş (kursunun son) izi de ufukta kaybolunca kılıyordu."

    2362 - Râfi İbnu Hadîc (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Biz akşamı, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte kılınca, cemaatten ayrılıp (ok atışı yapanımız olurdu da) attığı okun düştüğü yerleri rahat görebilirdi."

    Buhârî, Mevâkît 18; Müslim, Mesâcîd 217, (637).

    2363 - Nesâi nin bu hususta Eslem kabîlesine mensup ashabtan bir kimseden kaydettiği beyan şöyledir: "Onlar Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte akşamı kılarlar, sonra da Medîne'nin (Mescid'e) en uzak yerinde olan ailelerine dönüp ok atışı yaparlar ve de oklarının düştüğü yerleri görürlerdi."

    Nesâî, Mevâkît 13, (1, 259).

    2364 - Mersed İbnu Abdillah el-Müzenî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Ebü Eyyüb, gâzi (mücahid) olarak yanımıza geldi. Bu sırada Ukbe İbnu Amir de Mısır'da vali idi. Ukbe, akşam namazını tehir etti. Ebü Eyyüb ona yönelerek:

    "Ey Ukbe! dedi. Bu kıldırdığın namaz ne namazıdır?"

    Ukbe, hatasını anlayarak:

    "Meşguliyetimiz vardı" diye özür beyan etti. Ebü Eyyüb:

    "Sen Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)'ın şu sözünü işitmedin mi? Buyurmuştu ki:

    "Ümmetim, akşam namazını, yıldızlar cıvıldayana kadar geciktirmedikçe hayır üzere -veya fıtrat üzere demişti- olmaktan geri kalmaz. "

    2365 - Hz. Ali İbnu Ebî Tâlib (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana şu tembihte bulundu:

    "Ey Ali, üç şey vardır, sakın onları geciktirme:

    Vakti girince namaz, (hemen kıl!)

    Hazır olunca cenaze, (hemen defnet!)

    Kendisine denk birini bulduğun bekar kadın, (hemen evlendir!)"

    Tirmizî, Salât 127, (171).

    2366 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim sabah namazından bir rek'ati güneş doğmazdan önce kılabilirse, sabah namazına yetişmiş demektir. Kim ikindi namazından bir rek'ati güneş batmadan önce kılabiIirse ikindi namazına yetişmiş demektir."

    2367 - Buhârî ve Nesâî'de gelen bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "Sizden kim, ikindi namazının bir secdesini güneş batmazdan önce kılabilirse, namazını tamamlasın, sabah namazının da bir secdesini güneş doğmazdan önce kılabilen, namazını tamamlasın."

    Ancak Nesâî (bir rivayetinde de) şöyle der: ". . iIk rekatinde kılarsa. . . "

    Buhâri, Mevâkît 28,17; Müslim, Mesâcid 163, (608); Muvatta, Vuküt 5, (1, 6); Tirmizî,

    Salât 137, (186); Ebü Dâvud, Salât 5, (412); Nesâî, Mevâkît 11, (1, 257, 258), 28, (1, 273).

    2368 - Yine Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hararet şiddetlenince namazı (vakit) biraz serinleyince kılın. Çünkü, şiddetli hararet cehennemden bir kabarmadır.

    Buhârî, Mevâkît 9, Bed'ü'l-Halk 10; Müslim, Mesâcid 180, (615); Muvatta, Vüküt 28, (1,16); Ebü Dâvud, Salât 4, (402); Tirmizî, Salât 7, (157); İbnu Mâce Salât 4, (677); Nesâî, Mevâkit 5 (1, 248-249).

    2369 - İmam Mâlik in bir rivayetinde (Resülullah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir): "Cehennem, Rabbine (ey Rabbim! bir kısmım, diğer bir kısmımı yiyor diye) şikayet etti. Bunun üzerine Rab Teâlâ ona yılda iki kere teneffüs etmesine izin verdi: Kışta bir nefes, yazda bir nefes.

    (İşte, hararetten en şiddetli hissedilen ve soğuktan en şiddetli hissedilen şey bu soluklardır)."

    Buhârî, Mevâkît 8; Muvatta, Vuküt 27, (1,15).

    2370 - Ebü Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Biz bir sefer sırasında Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraberdik. Müezzinimiz öğle namazı için ezan okumak istedi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona:

    "Serinlemeyi bekle!" dedi. Bir müddet geçince müezzin ezan okumak istemişti, yine ikinci ve hatta üçüncü defa:

    "Serinlemeyi bekle!" dedi. (Bekledik), hatta tümseklerin (doğu cihetindeki) gölgelerini gördük. O zaman aleyhissalâtu vesselâm:

    "Şiddetli hararet cehennemin bir kabarmasıdır. Öyleyse, hararet şiddetlenince öğle namazını (vakit) serinleyince kılın" dedi.

    Buhârî, Mevâkît 9,10, Ezân 18; Bed'ü'l-Halk 10; Müslim, Mesâcid 184, (616); Ebü Dâvud, Salât 4, (401); Tirmizî, Salât 119, (1, 58).

    2371 - Kâsım İbnu Muhammed anlatıyor: "Ben, Ashâb'ı öğle namazını aşiyy'de kılar gördüm."

    Muvatta, Vuküt 13, (1, 9).

    2372 - Enes İbnu Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) hava sıcaksa öğleyi serinleyince kılıyordu, hava serinse ta'cil (edip ilk vaktinde) kılıyordu."

    Nesâî, Mevâkît 4, (1, 248).

    2373 - Ali İbnu Şeybân (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına geldik. İkindi namazını, güneş gökte beyaz ve (sarılıktan arı ve) parlak olduğu müddetçe tehir ediyordu."

    Ebü Dâvud, Salât 5, (408).

    2374 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: "Akşam yemeği hazırlanmış ise, yemeğe namazdan önce başlayın. Yemeğinizi aceleye de getirmeyin."

    Buhârî, Et'ime 58, Ezân 42; Müslim, Mesâcid 64, (557); Tirmizî, Salât 262, (353); Nesâî, İmâmet 57, (2,111).

    2375 - Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: "Namaz başlar ve akşam yemeği de hazır olursa akşam yemeğiyle başlayın."

    Buhârî, Et'ime 58, Ezân 42; Müslim, Mesâcid 65. (558).

    2376 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Birinizin akşam yemeği konur, (bu sırada) namaz da başlarsa, siz akşam yemeği ile başlayın. Ondan boşalıncaya kadar acele de etmeyin."

    "İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) için yemek konunca namazın başladığı olurdu. O, yemekten boşalmadıkça namaza gelmezdi. Ancak o, imamın kıraatını dinlerdi."

    2377 - Ebü Dâuud'un bir diğer rivayetinde AbduIlah İbnu Ubeyd İbni Umeyr şunu anlatır: "İbnu'z-Zübeyr zamanında, ben Abdullah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ)'in yanında babamla birlikte bulunuyordum. Abbâd İbnu Abdillah İbni'z-Zübeyr sordu:

    "Biz işittik ki, akşam yemeğine namazdan önce başlanırmış, (doğru mu?)"

    AbduIIah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) şu cevabı verdi:

    "Bak hele! Onların akşam yemekleri nasıldı? Zanneder misin ki, bu, babanın akşam yemeği gibiydi?"

    Buhârî, Ezân 42; Müslim, Mesâcid 66, (559); Muvatta İsti'zân 19, (2, 971); Ebü Dâvud, Et'ime 10, (3757, 3759); Tirmizî, Salât 262, (353, 354).

    2378 - Hz. Cabir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: "Yemek veya bir başka şey için namazınızı tehir etmeyin."

    Ebü Davud, Et'ime 10, (3758).

    2379 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün) yatsıyı tehir etmişti. Ömer (radıyallâhu anh) çıkıp:

    "Ey Allah'ın Resülü, namazı kılalım. Kadınlar ve çocuklar yattılar" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm başı su damlıyor olduğu halde çıkıp:

    "Ümmetime meşakkat vermemiş olsam yatsıyı

    Kütübü Sitte
  • 143 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba:)Bu güzel bilgi yüklü kitabı felsefeyle ve edebiyatla siyerle yoğuran büyük üstadım Sezai Karakoç’a şükranlarımı iletmeyi öncelikli borç bilirim.Kendisi kitaplarıyla duruşuyla örnek aldığım büyük insanlardan.Allah kendilerinden razı olsun. İçeriği hakkında bahsetmeden evvel şöyle bir değerlendirme yapmak istiyorum genel olarak Üstad kitabını her ne kadar ağır bir dille yazmış gibi görünse de akıcı ve sürükleyici tarafının ağır bastığını söyleyebilirim ;Tıpkı Üstad Ismet Özel ,Nurettin Topçu, Necip Fazil, Cemil Meric tadında olduğu gibi.. Üstadın bu güzel eseri benim için çok degerli kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyorum.Kitap ince olduğu için 2 defa okudum çoğu cümlenin altı çizilidir.Kitabi özlüyorum bazen tekrar tekrar okumak her cumleyi hayatima hafizama işlemek ıstiyorum.
    Sezai Karakoç’un en sevilen kitaplarından kendisi zaten Hastalıkta, sağlıkta, açlık tokluk zamanında, fakirlik zenginlik durumunda; yani ne halde olursak o halde okuyunca bize niyetimize göre hitap edecektir bu nadide eser..Abarttigimi söyleyebilirsiniz ama cidden ben düştüğüm de kaldıran kalkarken birçok cümlesiyle hayata bağlayan kitaptır.
    Yitik Cennet kitabı bizi anlatıyor aslında ; kendimiz hakkında haberimiz bile olmayan temsilleri, peygamberlerin hayatındaki incelikleri, öğütleri anlatıyor. Kur’an’dan bildiğimiz peygamberlerin hayatlarını, bir anı olmaktan çıkarıp ibret dahiline getirip sunuyor ayrıca bunlar birer masal olmadığını peygamberleri anlatan ayetleri okuyuşunu dinliyoruz sanki Üstad Sezai Karakoçtan kıssaları yorumluyor üzerinde düşündürüyor şükretmeyi ,sabretmeyi,mücadele etmeyi,iyi olmaya devam etmeyi,derdimizi bile sevmeyi öğreniyoruz bu şekilde.. kitabın ilk cümlesi bile hayatımizi kitaba dökmüş vaziyette ;
    "Adem’le Havva’nın cennette öncesiz sonrasızmışçasına mutlu bir hayatı yaşadıkları zaman gibiydi hayatımız Batının soluğu bize gelmeden önce”  suç hep batıda mı? diye sorarken aynı zaman da öbür sayfadan bir temsil ile cevap geliyor hemen:
    “daha önemlisi dışarıdan gelen şeytanın çağrısını dinleyen bir kulağın hemen içerde hazır oluşuydu"
    Kitabın içeriğine geldiğimizde Sırasıyla Âdem, Nuh, İbrahim, Yusuf, Musa, Süleyman, Yahya, İsa ve Muhammed(sav) diğer peygamberlerden bahsediyor. Hakikat, inanç, devlet düşüncelerinin hangi peygamberler zamanında ve nasıl kazandırıldığını anlatıyor sıklıkla. Kitapta her bir peygambere bir şey yüklenmiş ve peygamberlere yüklenen bu özellik ve görevler medeniyetlere benzetilmiş. Kısaca belirtmek gerekirse Hz. Âdem’le birlikte varoluş hikmetlerini anlıyoruz, inancın temellerini Hz. İbrahim’le biliyoruz.Üstad kitabında özetle şunun mesajını bize vermektedir: Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) den önce Yitik Cennet olan yeryüzü ve kanatın, kendisinin gelmesiyle yeniden bulunmuş, adeta keşfedilmiş bir Cennete dönüştüğünü anlamaktayız.Üstad, bu kitabında peygamberleri kavramlar üzerinden anlatmış. Hz. Adem’in varoluş, Hz. Nuh ve Hz. İbrahim’in inanç temellendirme öncülüğünü bizlere aktarmıştır. Medeniyet tarihinin de insanın yaşamıyla arasında çok az bir mesafe olduğunun, insanlık tarihinin birbirinden hiç kopmadığının altını çizmiştir. Adem’in Havva ile Adem, Havva’nın da Adem ile Havva olabilmesi, bir şeyin zıddıyla anlam bulduğunu bizlere gösteriyor.
    Parçalamanın putçuluk olduğunu, paradoksal olan Tanrının nesneye düşürülmeden, daraltılmadan parçalanmayacağını anlatmış. Cennetin, güzel mekânda değil, içindeki insanlarla cennet olduğunu; cenneti bulmak için zıplayarak değil, ilerlediğimiz yolda adım adım emek ve sorumluluk ile kazanıldığını, cenneti bulmak için yitirmenin gerekliliğini bizlere anlatmış.Hakikatten insan birseyi kaybedince ve onu arayınca bulunca mutlu oluyor ve cenneti oluyor sevdiklerinizin kalbi olabilir bir hayalimiz de buna dahil hatta mutluluk duygunu da ekleyebiliriz belki.Ustad kitapta zaten şöyle diyor
    "Uzaklaştırma yaklaştırma içindir. Ayrılık buluşmaya doğrudur. Yitirme, bulma arzusunu uyandırır. Gurbette söylenir sıla şarkısı"
    Hastalık bile dert keder aslında iyileşme içindir.Aklima şuan Sedat Anarin çok sevdigim yorumladığı bir bestesi geldi lütfen dinleyin Yaman dedenin klanının yandığı gibi bizim de kalbimiz yanar ve Cennete ulaşırız ınşAllah
    https://youtu.be/gecRFO7yhjs
    Konuyu dağıtmadan devam etmek istiyorum efendim.
    Kitapta İlk olarak anlatılan kısım , insanlığın atası, Hz. Adem ile oluş, varoluş, cennet kavramlarının ilk insanla beraber hayat bulmasıdır.. Cenneti bulmak için yitirmiş ve imtihandan başarıyla çıkınca tekrar cenneti bulması vaat edilmiş bir kader var burada aslında Elimizde ise -bugünde- adem ile havva’nın yaşadığı bir deneyimin tekrarı olarak dünyaya yitik cennet’ini bulmaya gelen insanoğlu var. Aramızda ortak olan şey, bir arayış içinde olmamız, neyi özlediğimizi bilmesek bile aynı yeri düşlememiz. Dünyanın en eski devrinde yaşayan iki insan ile bizim yaşadığımız aynı imtihan. Zaman farklı, mekan biraz değişik, fitne sebebi, şeytanın oyunları çeşitli ama aradığımız o günden bugüne, aynı yitik cennet.Hz. Adem, kitaptaki ifade ile varoluş hikmeti önderliğini yapmış, daha sonra varoluş temellenmesi de Hz. Nuh zamanında olmuş, anlatıldığına göre. Nuh’un gemisi o çağda inananları sel felaketinden nasıl kurtarmışsa, “her çağda, şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun inananlar için bir nuh’un gemisi vardır.” denilmiş.  Aynı şekilde bir kurtuluş imkanı her zaman bulunmakta bizlere bu mesajı vermiştir.Orda geminin karaya oturması da aslında bir uygarlığın dirilişin başlama evresidir o mesajı veriyor.Ve Hz. Ibrahim örneğinde olduğu gibi samimi olup medeniyeti buna göre olusturdugumuzda yaşadığımız imtihan ve sıkıntılara rağmen medeniyetin devamı ve daha güçlü olmasını sağlariz.Kitap bu dirilişi bu şekilde peygamberler üzerinde sembol göstererek anlatıyor.
    Hz. Yusuf ise bir medeniyetin cisim bulmuş hali ve devletin diriliş mücadelesi mesela
    Hz. Musa da kitabın ilk paragrafında ifade ettiği gibi toplum ve devletini bütünüyle ve öbür insanların yasa, düzen ve yaşamlarından sıyrılmış olarak kuran Diriliş muştusu.
    Hakikat Medeniyeti, “devlet” modeline Hz. Süleyman ile ulaşır. Artık devletin de bir hikmet içerisinde olduğu anlaşılmakta böylelikle.
    Hz. Yahya, Yitik Cennetin, tabularının yıkıldığı bir demir yumruk özelliği göstermektedir.
    Kitabın son sembolü ise Hz. İsa’dır. Hayatın son bulduğu vakitte çıkagelip dirilişi başlatmıştır. Diriliş mucizesi insanda yeniden gerçekleşmiş bu sayede.
    Ve Hz. Muhammed sav… Artık dünya onunla Yitik Cennet değil, kazanılmış bir imtihan olarak özellik kazanmıştır. Allah Ondan razı olduğu gibi biz ümmetinden de razı olsun
    Kitabı okuduktan sonra artık, “21. yy.da ne işin var?” diye kendime sorduğum bir soruya, Hz. Adem’den başlayarak verecek bir yanıtım oldu. Peygamberleri anlatan bir kitabı okumak, ve dirilmek mesajları anlamak Cenneti bulmayi sağlıyor kesinlikle:)
    Son sayfalarda fikri hayranlığımızı bir diriliş hareketine yönlendiriyor üstad: “işaretler, mecazlar, imajlar ve semboller çerçevesinde ilerleyen düşünce, bu yöntemle, geleceğe yönelmede bir dinamizm kaynağı aramış ve bulmuş olur, demek istedik” diyor ve okuyucuya şimdilik diyeceklerini bitiriyor.Iyi okumalar Allaha emanet olun dostlarım:)

    BU KITABI MUTLAKA ALIN OKUYUN OKUTUN KÜTÜPHANE VE KAFAMIZI KALBIMIZI AYDINLATIR CENNETE ULASTIRIR:)
  • 109 syf.
    ·1 günde·10/10
    Bugün sizlere ilk kez tanıştığım Thomas Mann’ın Venedik’te Ölüm eseriyle merhaba demek istiyorum. Yazar, bu eserini I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde yazmıştır. Bu durumda yazdığı eserlere sirayet etmiş gibi görünüyor. Eser, yüz sayfa olmasına rağmen öyle hemen bir çırpıda okuyayım diyebileceğiniz bir tarzda değil. Yoğunluğu hat safhada olmasından kaynaklı sürekli düşünmenize, esere bağlı kalmanıza ve yazarın düşüncesini anlama gayretinize bir tık daha fazla özen göstermeniz gereken cinsten. Bu bilgiler çerçevesinde kitaba geçecek olursam; Aschenbach adında bir sanatçının üretme noktasında kısır bir döngüye girdiği dönemde, dinlenmek için Venedik’e gidişini ve burada karşılaştığı genç Polonyalı Tadzio’nun olağanüstü güzelliği karşısında büyülenmesi sonucu farklı düşüncelere kapılmasıyla, tekrardan sanata ve fikirlerine tutunma çabasına şahit olacaksınız. Tadzio’u tarif ederken Yunan Tanrılarına benzetişi, mitolojik öğelere yer vermesi, insan ve doğa betimlemelerini en ince ayrıntısına kadar yapıyor olması edebi lezzet arayan okuyucuların, okuma listelerinde en başta olması gereken eserlerden olmalıdır diye düşünüyorum. Böyle bir eseri okumaya geç kaldığım içinde açıkçası hayıflandım. Yazar eserde, sanatçının güzelliği eserlerinde yansıtarak somut bir hale getirebileceğini, fikirlerine de bu elbiseyi giydirerek daha ahenkli, zarif bir hâl aldırması gerekliliğinden bahsediyor. Sanatçının bu güzelliği yakalaması gerektiğini düşündüğü içinde eserin baş karakterini Rönesans’ın başlama noktası olan İtalya yolculuğuna çıkarttığını düşünüyorum. Ayrıca Aschenbach karakterinin de, Tadzio karakterinin de kendisini düşünerek oluşturduğu kanısındayım. Kanımca; Aschbenbach sanatta yazarın ham haliyken, Tadzio onun için sanatta ulaşmak istediği yeri simgeliyor. Yazarın birçok cümlesi aforizmik bir tatta olduğu için zihninizi haliyle yoruyor. Ama bu bile kitabı okumak için yeterli bir sebep olabilir. Yazıldığı dönem, işlediği konu, kullandığı üslup, yaptığı betimlemeler harmanıyla sunulan bu eser hakkında ne desem hep bir yanı eksik kalacak. O yüzden daha fazla eser hakkında konuşmak boş lakırdı olacaktır. Eğer sizlerde zihninizi yormak, edebi lezzet almak, anlaşılması zor ama keyifli bir eser arıyorsanız kesinlikle okumalısınız diyorum. Kitaplarla kalın.
  • 104 syf.
    ·3 günde·10/10
    Kalem Sunuş, Helen Keller, Önsöz ve Giriş kısımları ardından Helen Keller'in eline geçiyor. Hayatına eşlik etmek öyle güzeldi ki... Bilhassa çocukluğunu anlattığı yerlerde o keşif, o hayret bir çocuğun içindeki dünyasını gözler önüne seriyor. Oraları okudukça, hatırlayamadığımız için merak ettim ilk karşılaşma anlarında, çocukken oluşan o heyecanın izini görmek, çok güzeldi. Kitaptan saklı dünyamızı yakından tanımaya başlama, üzerine düşünme dersi aldım.

    Bir de üniversiteden bahsettiği cümleler var ki! Okulsuzluk için bir eğitimci eleştirisi değil, öğrenmeyi seven bir çocuğun bu sisteme eleştirisi dahi yeterli göründü gözüme. Buradan sonra şehir hayatına dair düşünmemize salık verici satırlarla karşılaşmak da mümkün.

    Kitap, çocuk eğitimi için illaki pedagojik; eğitim sistemi için illaki eğitim eserleri okumanın gerekli olmadığını hatırlamama yardımcı oldu. Hayatımda yeri olanlara özel olarak okutmak istediğim bir eser olarak yerini aldı.
  • 1) ☝ Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7. Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek 👫 ya da bisikletle 🏍 gidiyor.

    Fin kültürü çocukların bağımsız 🕴yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler 👪 diye bir şey yok.

    2) Eğitim müfredatı 📖 basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret.

    Öğrenciler, kendi ilgi 🔊 ve ihtiyaçları 🎻 doğrultusunda kendi eğitim-öğretim 🎥 programlarını şekillendirme haklarına📷 sahipler. öğretmenler 🎙 de öyle.

    3) Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not 📃 verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar not 📄 verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav 📑sistemine tabi değiller. sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava📜 giriyorlar.

    4) Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört 🎛 saat ders veriyor. haftada iki saati ise mesleki 🎺 gelişimleri için eğitimlere 💾 katılmak için ayırıyorlar.

    İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak 🎧 geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.

    5) Tüm öğretmenlerin en az master 🌐 derecesi var ve üniversite başarısı 🌍 en yüksek %10’luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden 🌋 biri.

    Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre🏟 sahip. Eksikleri 🏗 bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü 🏙 açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu 🏔 yok.

    6) Öğrencilere ödev 📖 verilmiyor; çünkü öğrenmenin 📈 yeri 🏢 okuldur.

    Her çocuğa bir birey 👦 👧 olarak değer veriliyor. Çocuklardan 👲 biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri 👷bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını 🗣 onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey; okula uyum göstermeyen, sıkılan 😣 ya da öğrenim durumu programın ilerisinde 🕵 olan çocuklar için de geçerli.

    Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi, çocukların her türlü gelişimini gözlemleyebilmelerini ve esnek 👐 çözümler yaratabilmelerinin en önemli nedeni. İstatistiklere 💥 göre çocukların ortalama %30’u eğitim hayatlarının ilk dokuz yılında özel 💯 programlarla destekleniyor.

    7) Fin okullarında spora 🚣 bol bol yer var ama spor 🏟 karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak 🏁 Fin kültüründe değer verilen bir şey değil.

    8) Finlandiya’da özel okul yok ve 📚 eğitim 💵 harcamalarının tümü💰 devlet 🏛 tarafından destekleniyor.

    Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor; aksine dayanışıyor. Okulların hemen hemen tümünün başarı düzeyi aynı…. Eğitim eşitliği nedeniyle okulun bir diğerine göre ayrıcalığı yok.

    Eğitim : “ Herkes için EŞİT imkanlar 🏘 sağlamak… ” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer ⛲ veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor.

    9) Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika’yla karşılaştırıldığında Finlandiya’da eğitime ayrılan bütçenin 💵 daha fazlası sınıf ortamına yansıyor. Çünkü öğretmenler de, yöneticiler de hemen hemen aynı maaşı 💰 alıyor.💵; bu nedenle Finlandiya’da eğitim maliyetleri 💵 çok daha düşük. Ancak 15 yıllık kıdemli bir öğretmen ortalama bir üniversite mezunundan daha çok kazanıyor.

    —-! Dünya Türkiye’yi kıskanıyor?!!!!

    —-! Dünya Liderine sahip olmak kolay değil..

    Yaşanmış bir olay ile yazımı noktalayayım:

    Şanlıurfa’nın eski, kıdemli milletvekillerinden Seydi Eyüboğlu…..

    .......Partisi kendisini oy potansiyeli nedeniyle milletvekilliğine aday gösterir.

    Konuşmasında bir ‘3 E’ konsepti var.

    Diyor ki… “Hem Türkiye’nin, hem Şanlıurfa’nın kurtulması için ‘3 E’ye ihtiyacımız var.

    Bu üç ‘E’nin birincisi Eğitim.

    İkincisi Ekonomi.

    Üçüncüsü Ehlak.

    Bunları düzeltirsek, memleket düzelir.”

    Tabii, İbrahim Bey, ‘Ehlak’ın ‘H’sını da, ‘K’sını da maharic-i huruf’a riayet ederek telaffuz ediyor.

    Eyüboğlu’na selam olsun.

    Bilhassa üçüncü ‘E’ için.

    Sağlıcakla

    M. Fatih GEZER