• “Herakleides, Antik Yunan ve Mısır’da yaşayan kadınların baş giyimini şöyle tarif etmişti: “Giysilerin başa gelen kısmı öyle sarılır ki, yüzün tümü peçeyle örtülmüş gibi görünür. Zira sadece gözler ortada kalır, yüzün diğer bölümleri ise giysinin bir parçasıyla tamamen örtülür. Bütün kadınlar bu şekilde beyaz renkli giysiler giyerler.”
Antik Yunan’da başörtüsü, Bereket Tanrıçası Demeter ve Zeus’un karısı Hera’nın da özel simgesiydi!
Zamanla kadınlar bu durumu bile arayacak hale gelecekti.
Antik Yunan’da kadın “erkeğin başının belası” olarak görülmeye başlanacaktı. Pis kadınların domuzdan, zeki kadınların tilkiden, meraklı kadınların köpekten meydana geldiğine inananlar bile vardı!
Kadınların tek başına sokağa çıkmaları ise artık hayaldi...
Roma döneminde de erkeklerin tartışılmaz egemenliği iyice perçinlendi. Erkek asker, politikacı, tüccar; kadın ise evde oturup çocuk büyüten ve sadece kocasına hizmet edendi.
Kadının en büyük onuru bakire olmaktı. Bir de doğurgan olmak. Hiçbir sosyal hakkı yoktu. Hatta, kadın başı açık dışarıya çıkarsa kocası onu boşayabilirdi bile.
Tektanrılı dinler kadının sosyal hayatını pek değiştirmedi: Talmud’a göre, Yahudi kadınların başı açık halde toplum içinde gezmeleri günahtır. Eski Ahit’te üç farklı yerde kadının başını örtmesiyle ilgili pasaj bulunmaktadır. İşaya 3/ 19’da başa giyilen kıyafet anlamında “fara”, İşaya 3/23’te başörtüsü anlamında “tsnyafaah” ya da Tekvin 24/65-38/14.19’da yüzü örten örtü anlamında da “tsaayafa” kullanılmıştır. Ayrıca vücudun üst kısmını örten örtü anlamında “radod” kelimesi kullanılmıştır.

    Hıristiyanlığın temel ilkelerini belirleyen Tarsuslu Aziz Pavlus, “kadının örtüsüz Tanrı’ya dua etmesi doğru değildir. Kadın örtünmüyorsa saçı kesilmelidir” demiştir. Korintoslulara Mektup’ta bakın ne diyordu:
“Buna karşılık kadının başında örtü olmaksızın ibadet etmesi onun başını kirletir. Çünkü böyle bir kadın saçları kökünden kazınmış bir kadının kendisidir. Bir kadın başını örtmüyorsa saçını kestirsin. Ama saçlarını kısa kestirmek veya kazıtmak bir kadın için aynı şekilde utanç verici bir şeydir. Kadın (saçı uzun olmakla kalmamalı) başını örtmelidir. Erkek tanrının kopyası ve onun yansımış ışığı olduğu için, başını örtmez. Ama kadın (örtünmeli çünkü o) erkeğin yansımış ışığıdır. Çünkü uzun saç, kadına örtünmesi için verilmiştir.” (Birinci Mektup, 11/ 5–9.)
Erkek eli değmemişliğin, erdemliğin sembolü Hz. Meryem hep başı bağlı tasvir edilmiştir.
Bizans’ta Kutsal İncil’i anlatan duvar mozaiklerinde Meryem kara çarşaflı olarak karşımıza çıkar. Halen Avrupa müzelerinde Meryem’in kara çarşaflı yağlıboyaları sergilenmektedir.
Sadece Hz. Meryem mi? Londra National Gallery’de sergilenen Juan Bautista Martinez Del Mazo’nun resminde İspanya Kraliçesi Marina (1666) siyah bir çarşaf içindedir. Çarşafın altında yalnızca yüzünü dışarıda bırakan beyaz tülbentten bir örtü dışarı taşar.
Örneğin Jacques-Louis David’in 1793’te yaptığı ünlü Marat’nın Ölümü tablosunda, banyoda Charlotte Corday tarafından öldürülen ünlü devrimcinin başı türbanlıdır. Keza aynı Fransız Devrimi’nin idama mahkûm ettiği Kral XVI. Louis, 1793’te giyotine giderken, hücresinde hep taktığı türbanını başka bir mahkûma vermiştir. Bu türban, 2004 yılında açık artırmayla 88 000 dolara satılmıştır.
Bilindiği gibi Hıristiyan rahibelerin başları örtülüdür.
Batı’da kadın, “erkeğin cennetten kovulmasına sebep olduğuna inanıldığı için hor görüldü. Rönesans’tan sonra bu görüş değişti.
Bu arada, konumuzla direkt ilişkisi olmadığı için kısaca yazayım: Gerek Hıristiyanlık gerekse Yahudilik’te örtünmeyle ilgili tıpkı İslamiyet’te olduğu gibi tartışma vardır. Tartışma ayetlerin yorumlanmasından kaynaklanmaktadır.
Örneğin, bahsi geçen İşaya 3/19-23 arasındaki ayetlerde anlatılmak istenenin başörtüyle ilgisi olmadığı şeklinde yorumlar vardır.

    Bu ayetlerde Sion kızlarının kibirlerinden bahsedilir. Başörtüsü namus ve/veya saç örtmek anlamında değildi. Burada bahsi gecen başörtüsü süs olarak kullanılmaktadır. Bu ayette Tanrı’nın süsten ve kibirden nefret ettiği anlatılmaktadır.
Pavlus’a gelince, Birinci Mektubu’nda kadınların giyimi hakkında şunu söyler: “Kadınların saç örtüleri ile altınlarla, incilerle ya da pahalı giysilerle değil sade giyimle edepli ve ölçülü tutumla Tanrı yolunda yürümeleridir.” (Timoteos’a Birinci Mektup, 2/9-10.)
Yani toparlarsak, saçların sadece ibadet sırasında örtülmesi emrediliyordu. Diğer yanda Hıristiyan ve Yahudilikte günlük yaşamda gösteriş ve kibir yasaklanmıştı. Saçların örtünmesi değil!
Bir de biz de sosyetik merkezlerde alışveriş yapan türbanlı kadınları gözünüzün önüne getirin lütfen! Neyse...
Gelelim bizim İslam dinine:
İlk İslami buyruklardan 17 yıl sonra kadının örtünmesiyle ilgili ayet gelmiştir. Ahzâb Suresi 59. ayet: “Ey Peygamber hanımlarına, kızlarına, müminlerin kadınlarına söyle, dış esvapların üzerlerini sıkıca örtsünler! Bu, onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmelerine en elverişli olandır” der.
Görüldüğü gibi, köle ve cariyelere örtünme zorunluluğu getirilmemişti. Örtünme statü göstergesiydi ve bunun cinsellikle filan hiç ilgisi yoktu.
Tartışmalar hâlâ sürüyor.
Kimi din bilgini Hz. Muhammed dönemi Arapçasıyla bugün kullanılan Arapça arasındaki farklara dikkat çekiyor.
Yani zaman içinde örtünmeye ilişkin farklı görüşler ortaya çıktı.
Örneğin Mevlana da kadının başörtüsü konusunda şunları söyledi:
“Kadına her ne kadar gizlenme, örtünme emir edersen onda kendini gösterme isteği artar. Eğer kadının tabiatında kötülüğe yönelik bir eğilim yoksa yasak etsen de etmesen de o kişiliği doğrultusunda hareket edecektir.” (Fih Mafih.)
Mevlana’nın bu sözleri söylemesinde geldiği Orta Asya kültürünün etkisi vardı kuşkusuz...
Ayrıca meselenin coğrafi boyutu da vardı: Çölde yasayanlar yüzlerini örter, bu onları hem güneşten hem de kumdan korur. Hele eski zamanlardaki çöllerdeki su kıtlığını göz önüne alırsanız saçınıza giren bu pudra kadar ince kumun ne kadar rahatsız edici olduğunu tahayyül edebilirsiniz.”