AĞUSTOS
Buğday tarlalarının ortasında bir çocuk. Kirpikten topuğa kadar çocuk. Babanın sesiyle uzayan zamanlar. On iki ay sarı. Hiçlik taşlar kadar. Gökyüzü yalnız ay çıkınca var. Uzaklar yok. Korku cana değiyor. Değer hâlâ. Işıklar, deniz, şiir... bir gün bu ağustostan? Ey küçük düşürülmüş evler. Soğuk hayal. Baba çocuktan çocuğa büyür. Anne kandil. Çocuk her kadında yalnız. Unutmak ey, güneşlerin isi. Herkes senin genişliğinde sonsuz. Çocuk hariç...
Ölüm gelir bir gün, çocuk ağustosu ölür.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
ÖRTÜ
Beni sevmediğini söyleyebilir misin, dedi. Dört unutma yılından sonra. Söz gövdeden bunca uzak düşmüşken. Ağzını kirpikleriyle tutuşturarak. Dünyanın evlere sığdığı bu geç vakitte. Ay güle, ay denize, ay yola... düşer gibi. Sevmeyi yalnızca sevmek sanan ey kendine ceza kalp. Neden iyi zamanları hatırlar insan? İnanmak ister yeniden boyun eğdirdiğine? Aşk ötekinde hayata dönmüşken.
"Su serptim ateş sönsün/ serptiğim su da yandı"* diyemedim. Sevgilim ayrılık... senin külün, ağzıma örttüğüm.
Mevlana - Yunus'un avucundaki o unda az mı emek var?
O bir avuç unda toprağın hakkı var, şu değirmen taşlarının emeği, hakkı var; değirmen taşlarını çeviren suyun, o suyun aktığı bentlerin, o ırmağın, o ırmağın aktığı dağların, o dağlara düşen yağmurun, kurdun kuşun, börtü böceğin, bulutun, göğün emeği var.
Senin kırk yıllık emeğin bunların yanında nedir ki...*