Buna aşk hikayesi demek ne kadar doğru bilmiyorum ama belki de çok doğrudur çünkü geçenlerde bir arkadaşımla aramda bu konuda bakış açımı güncelleyecek bir diyalog geçti. Malum Masumiyet Müzesi aşırı gündemde, ne okumuş ne izlemiş biri olarak konusunu öğrendiğimde insanların bunu toksik de olsa aşk hikayesi olarak yorumlamasına inanamadığımı dile getirdim. Arkadaşım da gördüğü bir yoruma dayanarak aşkın çok kişisel bir şey olduğunu, bazı insanların aşkının da böyle olduğunu söyledi. Yani benim aşk tanımıma uymadığı için bazı aşklar aşk olmuyor değil. Dul Bayan Basquiat da bu anlamda pekala bir aşk hikayesi olabilir.
Kitapta anlatılan hayat o kadar farklı, zor, tuhaf, ilham verici ve şaşırtıcıydı ki. Böyle şeyler okumayı seviyorum. Dünyada ne çok kişiyiz. Ne çok şey olup bitiyor.
Patti Smith'in "Çoluk Çocuk"unu okurken de benzer hissetmiştim, seveni varsa bu kitaba da bu anlamda şans verebilir diye düşünüyorum.
Suzanne Mallouk'u tanıdığıma çok sevindim. Kendisiyle çay kurabiye eşliğinde sohbet ediyor gibi hissettirdi bu kitap. Farklı bir okumaydı.
Kitabı merak ederek aldım ama kitapta tam olarak umduğumu bulamadım. İnşa edilen evren hoşuma gitse de karakterlere sempati duyamadım ve gereksiz bazı kısımlardan dolayı okurken sıkıldığım oldu.
Ayrıca "male gaze"i iliklerime kadar hissettirdi. Bir kadın yazsaydı çok daha başarılı olabilecek bir kurgu.
Baobab çok sevdiğim bir yayınevi, Panter ise yayınevinin bastıkları arasından en az sevdiğim oldu. Verilmek istenen ama benim anlayamadığım bir mesaj içeriyor mu kitap, bilmiyorum, sonlara doğru aklımdan geçen tek şey "Ben şu an ne okuyorum??" oldu. Anlamlandıramadım.
Çizimler ve renk paleti hoşuma gittiği için daha düşük puan vermedim. Olay örgüsü hakkında ne diyeceğimi bilemedim.
Yazar uzun zamandır listemdeydi. Yazdığı ilk kitapla başlamak istedim. Kitap gerilim unsurları açısından zengindi. Kurguyu beğendim, yazarın bir tarzı var ancak "plot twist" olması gereken her şey çok tahmin edilebilirdi. Bir de kurgunun aşırı erkek gözünden olması beni rahatsız etti. Demek istediğim; kitaplarda cinsellik benim için tabu olmasa da bu kitapta "male gaze"i iliklerime kadar hissettim ve bazı ayrıntıları oldukça gereksiz buldum. Bu unsurlar olmasa kitabı daha keyifle okurdum.
Genel olarak olayların işlenişi ve tasviri bana film izliyormuş hissi verdi. Bunu yazarın kaleminin kuvvetine bağlıyorum. Kendisinin daha fazla kitabını okumayı düşünüyorum.
Sonunda lisede geçmeyen romantik bir manga! Ana karakterin platonik olduğu kişiyle yaşadığı minik anları büyütüp girdiği haller çok sevimliydi. Kendini hızlı okutan, tatlı bir hikayesi var.