Jean-Michel Basquiat ismini bilmeden eserlerini bildiğim biriydi ta ki bu kitaba kadar.
Dul Bayan Basquiat, ressam Basquiat’nın Suzanne Mallouk ile sorunlu birlikteliği özelinde hayatını anlatıyor. Bir aşk hikayesi mi bu? Sanmıyorum. Gia Carangi’nin yaşamını izlerken de benzer duygulara bürünmüştüm. Gelgitli-parçalayıcı-birbirinden sürekli bir şeyler eksilten ikili ilişkiler düğümü demek daha doğru belki de.
Basquiat’nın eserlerindeki zekayı inceleme için (ırkçılığa uğrama korkusu ve bağımlı yaşama çekilmenin etkileri gibi) bir merak uyandırıyor kitabın yazarı Jennifer Clement. Hatta sonrasında Mallouk’un ne yaptığını da araştırırken bulabilirsiniz kendinizi, sonu 27 yaşında ölen Basquiat gibi mi oldu yoksa diye.. Onun dışında yer yer sinirlerimin gerildiği yer yer duygulandığım bir kitap oldu bu.
.
Avi Pardo çevirisi, Duncan Fraser Buchanan kapak resmi ve Nazlım Dumlu kapak tasarımıyla ~
Ressam Jean-Michel Basquiat’ı bilir miydiniz? Açıkçası ben bu kitabı okumadan önce pek tanımıyordum. Birkaç çizimi tanıdık gelse de hayatına ve dünyasına dair bilgim yok denecek kadar azdı. Peki bu bir biyografi mi? Asla. Tam tersine, onunla aynı odada susan, aynı masada nefes alan bir kadının hikâyesi.
80’lerin New York sanat sahnesi, uyuşturucu, şöhret, yoksulluk ve aşk… Toksik ama bir o kadar da gerçek bir ilişki anlatılıyor. Arka planda ise dönemin pek çok şarkıcısı, ressamı, oyuncusu göz kırpıyor. Basquiat burada bir ikon değil; öfkesiyle, kırılganlığıyla ve yalnızlığıyla karşımızda. Suzanne ise dahi erkeğin yanındaki kadın olmayı reddeden, kendi sevgisini sessizce yaşayan biri.
Yazarın kendi ifadesiyle Basquiat, “Beyaz sanat dünyasında meşru bir sanatçı olarak görülen ilk siyahtı.” Sanatla özel bir bağınız olmasa bile bu anlatı sizi yakalayabilir. Ama Basquiat’ya ya da o dönemin ruhuna meraklıysanız, bu metin tam size göre.
Dul Bayan Basquiat, yalnızca iki insanın aşkını anlatmıyor; tutkunun, yıkımın ve sanatın iç içe geçtiği, çelişkilerle örülü bir hayatın resmini çiziyor. Suzanne ile Jean-Michel’in hikâyesi, bazen büyüleyici bir ressamın fırça darbeleri gibi coşkulu, bazen de zehirli bir duman gibi boğucu. Okur, bir yandan New York’un 80’lerindeki sanat patlamasının renklerine bulanırken, öte yandan bu renklerin ardındaki karanlığı, bağımlılığı ve kırılganlığı bütün çıplaklığıyla görmeye mecbur bırakılıyor.
Jennifer Clement’in kalemi, Suzanne’ı yalnızca Basquiat’ın gölgesinde kalan bir sevgili olmaktan çıkarıyor; onu çocukluğunun yaraları, kadınlığının sessiz çığlıkları ve hayata tutunma direnciyle ete kemiğe büründürüyor. Böylece kitap, sadece bir sanatçının biyografisi olmaktan çıkarak kadınların görünmez acılarına, bastırılmış hikâyelerine de ışık tutuyor.
Her satırında şu soruyla yüzleştim: Sanat ve aşk gerçekten kurtuluş mudur, yoksa sadece daha derin bir uçurumun kapısı mı? Kitap bu soruya kesin bir yanıt vermiyor belki ama hissettirdiği şey şu: her büyük sanat, biraz da acının, kırılmanın ve kayboluşun içinden doğar.
Son sayfayı kapattığımda elimde kalan yalnızca Basquiat’ın trajik gölgesi değil, Suzanne’ın güçlü ama hüzünlü tanıklığıydı. İşte bu yüzden Dul Bayan Basquiat, okunup geçilecek bir kitap değil; uzun süre zihinde ve kalpte yankılanacak, bir devrin acılarını fısıldayacak bir tanıklık.
Basquiat’in hikayesi beni çok etkiledi. Bu kitabı çok beğendim. Duygulandım. #sirenyayinlari nin kitaplarını fuarda keşfettim. Gerçekten hepsi birbirinden muazzam eserler.
Gerçek bir hikayedir. Jean-Michel Basquiat ile Suzanne Mallouk arasındaki sıradışı, bağımlı ve yıpratıcı aşk hikayesi anlatılıyor. Jean'ın madde bağımlısı olması, Suzanne'ı da bu yönden olumsuz etkilemiştir. Aralarındaki ilişki yıpratıcı boyuta gelince de en sonunda Suzan, Jean'dan ayrılmış, onu hayatından çıkarmış ve kötü alışkanlıklarından kurtularak, küllerinden doğarak hayarında başarılar yakalamıştır. Jean için son daha kötü bitti, 1988 yılında aşırı doz uyuşturucu kullanımdan ölür. Madde bağımlılığının yıkıcı sonuçlarını da gözler önüne seren bir kitap okudum. Hikaye bu açıdan önem taşımaktadır. Güzel bir kitap, puanım 9/10 :)
Buna aşk hikayesi demek ne kadar doğru bilmiyorum ama belki de çok doğrudur çünkü geçenlerde bir arkadaşımla aramda bu konuda bakış açımı güncelleyecek bir diyalog geçti. Malum Masumiyet Müzesi aşırı gündemde, ne okumuş ne izlemiş biri olarak konusunu öğrendiğimde insanların bunu toksik de olsa aşk hikayesi olarak yorumlamasına inanamadığımı dile getirdim. Arkadaşım da gördüğü bir yoruma dayanarak aşkın çok kişisel bir şey olduğunu, bazı insanların aşkının da böyle olduğunu söyledi. Yani benim aşk tanımıma uymadığı için bazı aşklar aşk olmuyor değil. Dul Bayan Basquiat da bu anlamda pekala bir aşk hikayesi olabilir.
Kitapta anlatılan hayat o kadar farklı, zor, tuhaf, ilham verici ve şaşırtıcıydı ki. Böyle şeyler okumayı seviyorum. Dünyada ne çok kişiyiz. Ne çok şey olup bitiyor.
Patti Smith'in "Çoluk Çocuk"unu okurken de benzer hissetmiştim, seveni varsa bu kitaba da bu anlamda şans verebilir diye düşünüyorum.
Suzanne Mallouk'u tanıdığıma çok sevindim. Kendisiyle çay kurabiye eşliğinde sohbet ediyor gibi hissettirdi bu kitap. Farklı bir okumaydı.
Elimden bırakmadığım bir kitap oldu...
Bir Basquiat sever olarak bütün gerçekliğiyle anlatılmış toksik bir ilişki...
Basquiat insan ilişkileri,çevresi,bağımlılığı bütün her şey anlatılmış...
Kitaptan alıntılarla Basquiat’nın eserleri ve fotoğraflar için lütfen kaydırın. Instagram paylaşımı :)
instagram.com/p/CjCxpo3qfjK/?...
Neden böyle bir giriş yaptığıma gelince, görsellerle kitaba biraz daha ilginizi çekmek istedim, deniyorum:) Çünkü anlatımı edebi bir şölen. Çok sesli bir anlatım; anlatıcının aktardığı olaylar ve Suzanne’nin anıları devinimli ilerliyor. Minimalist bir üslup. Çocuk kitaplarının ya da çizgi romanların ritmini çağrıştırıyor, çok hoş. Az kelimeye görsellerin eşlik ettiği kitapların aksine yazar anlatımıyla görselleştiriyor. Jean-Michel’in Suzanne’ye çizgi film karaktersin dediğini, ayrıca çizgi roman ve gazete toplamayı sevdiğini, bunlardan kestiklerini resimlerine koyduğunu baz alarak tam da onların hikayesine yakışan bir anlatım diyebilirim.
Dul Bayan Basquiat biyografi/anı kitabı. Lakin oldukça kurmacanın olanaklarından yararlanıyor, alışageldiğimiz biyografilerden değil. Jennifer Clement, Basquiat ve Suzanne’nin arkadaşı, Suzanne ile yakınlar. Kitapta kendi anıları da yer alıyor. Anlatıcı diğer kişilere yaklaştığı mesafe ile yaklaşıyor yazara. Bu arada Clement 2015-2021 yılları arasında Uluslararası Pen’in başkanlığını yürütmüş, bu göreve gelen ilk kadın.
En başta bahsetmem gerekeni en sona yazayım:) #dulbayanbasquiat ‘da 27 yaşında hayata veda eden, uluslararası bilinirliği sahip ilk Afroamerikan ressam olan Jean-Micheal Basquiat’nın hayatı, eserleri Suzanne Mallouk ile ilişkisi üzerinden anlatılıyor. Basquiat’nın Madonna ve Andy Warhol ile ilişkilerine Suzanne açısından bakmak güzeldi. Çok ilginç bir insan Basquiat, bağımlılıklarıyla, limuzinle dolaşıp banknot dağıtmasıyla, yaratıcı dürtüleriyle…80’li yılların New York sanat ortamı tüm canlılığıyla var ve olumsuzluklarıyla. Irkçılık, şiddet.
‘ “Ben
Belki bir oturuşta rahatça bitirilecek bir uzunlukta bu kitap ama okurken bazı anlar o kadar ruhumu daralttı ki, yine de her fırsatımda okumaya çalıştım.
Aşk hikayemiz 1980'lerin önemli ve ilk siyahi ressamı Jean Michel Basquiat ve Suzanne Mallouk arasında geçiyor. Ben 80lerde New York'ta yaşadım lafının ne demek olduğu açıkça görüyoruz. 80lerde uyuşturucu kullanımın hat safhada olduğu bir dünyada New York'un sanat camiasını, ırkçılığı, AIDS'i her şeyi bulabilirsiniz. Andy Warhol, Madonna, Keith Haring ve daha bir çok insan bu kitabın bir parçası.
Kitaptaki aşırı uyuşturucu kullanımı ve etkisi, o dönemki ırkçılığa ilişkin kısımlar gerçekten okurken beni çok yordu ve kitap üstüme geliyormuş gibi hissetmeme neden oldu. Bu nedenle bazen ara verme ihtiyacı duydum. Ama yine de ikili arasındaki bu hastalıklı, bağımlılık derecesindeki aşk; birbirlerine açtıkları yaralar...
Aşk hikayesi okumak isteyen, sıkıcı olmayan bir biyografi okumak isteyen, 80'lerin New York'unu görmek isteyen herkes okusun. Bu kitabın bendeki en büyük yarası ise böyle bir hayatı bir daha okuyabilir miyim diye sorgulatması ve cevabının hayır olduğunu bilmem.
JENNIFER CLEMENT, 1960 ABD doğumlu Meksikalı yazar. New York Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı ve Antropoloji, Paris’te Fransız Edebiyatı okudu. Avangard sanatçı Jean-Michel Basquiat üzerine yazdığı Widow Basquiat 2000 yılında yayınlandı. Kadınlar Ormanı dışında üç romanı ve dört şiir kitabı olan Clement’in eserleri otuzdan fazla dile çevrilmiştir. Meksiko’da yaşayan Clement, Uluslararası PEN’in başkanlığını yürütmektedir.