Sadun terlemezler, Dinle Küçük Adam'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kozasından çıkıp Özgür iradesiyle kanatlanan bir bilgenin egemen güçlerin sistemini devam ettirmek için nemalandığı avam tabakasına karşı Sitemkar bir bakış açısını anlatan başyapıt kitabın Kült olmasının sebebi tüm zamanlara uyarlanabilir olmasıdır

Eylem KÖSE, Anneannem'i inceledi.
26 May 17:28 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

" O Günler gitsin, bir daha geri gelmesin"

---
Kısacık bir başyapıt okudum dersem abartmam galiba..
Bir incir kuşlarında ciddi ciddi ağlamıştım, bir de bu kitapta ağladım galiba.
Başka etkilendiğim kitaplarda vardır ama, etkisi geçmeyen, aklımda kalan bunlar olacak galiba.

Oldum olası gerçek yaşam hikayeleri ve biyografi/otobiyografi türü kitapları çok severim.

Yazarın kendi anneannesinin Ermeni olmasını öğrenmesinden sonra yaşanmışlıkları anlattığı bu kitap, 2006 yılında Fransa’da Prix Armenia ödülünü kazanmış ve bugüne kadar sekiz dile çevrilmiş.

SihirliFlut, Eylül'ü inceledi.
26 May 08:06 · Kitabı okudu

Muhteşem bir başyapıt. Eylül,kış, yasak aşk...Psikolojik bir roman olduğu için sıkılabileceğimi düşünmüştüm ama tam tersi oldu. Eski Türk filmleri tadında bir kitap olmuş. Yasak aşk heyecanlı mıdır? Hadi birlikte bakalım.

Ezgi Yılmaz, Koku'yu inceledi.
24 May 21:40 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Uzun zamandır okumayı istediğim bir kitaptı ve şunu çok net söyleyebilirim ki okumayı isteyenler hemen okusun . Ben kitabı bu denli geç okuduğum için kendime kızıyorum diyebilirim. İnsanın bir kere okumayla yetinemeyeceği , sindirilmesi zor fakat muazzam bir başyapıt. Varoluş sancıları , toplumda kendine yer edinememe ,toplum -birey ilişkisi ve çatışmaları ancak bu kadar mükemmel anlatılabilirdi.İnsanın mutlaka kendinden bir şeyler bulacağı -ki bence gerçekten de bulması elzem- bir eser.Patrick Süskind’ i ilk okuyuşum bu kitapla oldu.Bundan sonra sıkı bir takipçisi olmaya and içtim.

Bestesultan Saraç, İçimizdeki Şeytan'ı inceledi.
24 May 12:02 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bir Roman dan çok fazlası...ince ince işlenmiş insan ruhunun otopsisini okurun gözü önünde yapan usta,Türk edebiyat tarihine psikanalitik bir başyapıt hediye etmiş oluyor.

Batuhan Yakalı, Sahte Krallık'ı inceledi.
22 May 20:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kargalar Meclisinin devamı olan bu kitap bir basyapıt desem az kalır Sherlock Holmes sevenlerin kolaylıkla okuyabilecekleri bir seri devamı gelir mi sorusuna bence olayı tadında bırakmak en iyisi olur

Btltlyn, Serenad'ı inceledi.
22 May 02:38 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Dönüp dönüp okuduğum tek kitap.Sizi içine alıp hikayeyi yaşıyormuşunuz hissini veren bir basyapit.Of yine düştü aklıma birazdan başlarım okumaya:) Mutlaka okuyun mutlaka.

Kitabın ilk başlarında başından geçenleri anlatırken yanlış anlaşılma endişesi yaşaması, özenle kelimeleri seçip o geceyi net ve en iyi şekilde tasvir etmeye çalıştığını söylemesi yazarın ince hassasiyetini gösterdi bana.Yavan, duygusuz, monoton bir burjuva kesiminden olan kahramanımız yaşadığı hayatın anlamsız, heyecansız, ruhsuz, basit bir çemberden ibaret olduğunun ve artık yaşamından bir tat almadığının bilincine varır, bir yarış günü oynadığı bahisle; o gün orada bir tutkuya, heyecana kendini kaptırır ve o günün gecesinde gelişen olaylarla daha önceki bunaltıcı, geçmişin karanlığında kalan benliğini kabuğundan sıyrılarak, en gizli dürtülerini ortaya çıkararak gerçek anlamda yaşamayı, samimi duygularla hissetmeyi ve ''kendisini'' keşfettiğini anlatmış yazarımız başyapıt niteliğinde olan bu kitabında.Bir solukta okunabilen güzel bir eser.

Arda Çolakoğlu, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ü inceledi.
20 May 21:46 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ahmet Hamdi belirli bir dönem önyargıyla yaklaştığım, kendi tabirimle ''ambargo uyguladığım'' yazarlardan olmuştu. Lakin gerek edebiyat hocasının gerekse de çeşitli çevrelerden arkadaşların girişimleriyle ''buzları çözerek'' ilk Tanpınar kitabına başlamış oldum. Peyami Safa gibi sağ cenah yazarlardan edindiğim kötü tecrübelerin hiçbirini Tanpınar'ın kitabında yaşamadım ve hatta sağ cenah kitaplardaki tecrübelerin tam tersi bir tesirle karşılaştığımı söyleyebilirim. Çünkü bir defa kitap, üslup olarak sizi kendisine bağlıyor. Böylece edebiyatseverler açısından vazgeçilmez bir eser olduğu kanısına vardım (ki bu özellik benim için de çok önemlidir). Sonra kitapta insanı çok düşündüren, derin fikirlere kaptıran sözler var, çok ince espriler ve anlamlar var. Bu da size alelade bir roman okumadığınızı, bir başyapıt okuduğunuzu hissettiriyor. Bu düşüncelerle hemen gittim ve ''Huzur'' kitabını da aldım. Şimdi biraz içeriğinden söz etmek isterim.

Tabi herkesin kanaati başka ama bence kitapta Doğu-Batı çatışmasından ziyade YANLIŞ BATILILAŞMA konusu daha ön planda. Kitapta birçok olay ve kahraman olmasına karşın ana eksen Halit Ayarcı ve olayları ağzından dinlediğimiz Hayri İrdal arasında geçiyor. Hayri İrdal kötü hayat tecrübeleriyle, yoksul hayatıyla, yorgun düşmüşlüğüyle, pasifliğiyle Osmanlı'nın son dönemindeki halkımızı temsil ediyor. Halit Ayarcı ise yenilikleriyle, maceraperestliğiyle Batı insanını temsil ediyor. Bu iki isim, zaman ve saat metaforu kullanılarak ortak bir zeminde buluşuyor ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü kuruyorlar. Kitabın esas anlatılmak istenen kısmının enstitünün kurulmasından sonraki olaylar olduğunu düşünüyorum. Hayri İrdal o zamana kadar fakir düşmüş hayatından birdenbire sıyrılıyor ve tanıştığı Halit Ayarcı'nın sayesinde kendisini şöhretin içinde buluyor. Giriştikleri iş çok yeni, çok rağbet gören bir iş ve bu iş kendilerini bir noktaya kadar ulaştırıyor fakat sonra hızlı bir çöküş oluyor. Enstitünün bütün işlerini yürüten Halit Ayarcı, enstitüyü ayağa kaldıracak olan yeniliklerin fikirlerini de Hayri İrdal'a veriyor. Hatta öyle bir noktaya geliyor ki, bu işlerin ana fikrini Halit Ayarcı'dan alan Hayri İrdal, basında tüm işleri kendisi yapıyor gözükmesine karşın, Halit'in gölgesinde kalarak şahsiyetini kaybettiğini hissediyor. Gerçekten de maddi anlamda refaha kavuşmasına karşın, yaptığı tüm işlerde Halit Ayarcı'ya danışması, söylediği tüm sözlerin Halit Ayarcı'dan alınması kitapta bariz bir şekilde ZATEN AZ OLAN İRADESİNİ İYİCE SİLİKLEŞTİRİYOR. İşte benim anladığıma göre yanlış batılılaşma fikri de burada ortaya çıkıyor. Her şeyi batıdan kopyalayalım, her işimizi hiç düşünmeden onlara özenerek yapalım anlayışı, hem de çok alaycı ve ustalık isteyen edebi bir üslupla eleştiriliyor. İlginç bulduğum ve olayların kırılma noktası olarak addettiğim bir başka olay da, enstitünün yeni tarzda yapılan binasının alkışlarla karşılanması ama buna karşılık insanların evlerinin bu yeni tarzda düzenlenmesine tepki gösterilmesidir. Burada da (yazar zaten kitapta açıkça söylemiş bunu) yenileşmenin, ucu insana değmediği zaman hoş karşılanması fakat insanın kendisini ilgilendirdiği zaman dirençle karşılaşması anlatılıyor. Böylece yapılan tüm bu yenilik hareketlerinin beyhude çabalar olduğu, karşılıklı insanları kandıran veya insanların kandırdığı girişimler olduğu fikri Halit Ayarcı'da oluşuyor ve tüm bunlar, enstitünün hızlı çöküşünün sebebi oluyor. Yani yapılan BU İŞTE AKIL VE SAMİMİYET YOKSA, OLDUĞU GİBİ KOPYALAMA, ÖZENME, TAKLİT VARSA YENİLEŞMENİN DE ENSTİTÜNÜN ÇÖKÜŞÜ GİBİ ÇÖZÜLECEĞİ anlatılıyor. Aslında kullanılan saat metaforu da bu ana fikri desteklemek için kullanılıyor. Herkeste farklı bir izlenim bırakan bir kitap olduğu için elbette farklı yorumlar da var ama benim izlenimlerim bu şekilde diyerek noktalıyorum.

Hilal, bir alıntı ekledi.
 20 May 20:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Schopenhauer 'irade ve tasarım olarak dünya' adlı yaptığını bitirdiğinde kitabın bir başyapıt olduğundan emindir. Bu niçin arkadaşsız kaldığını açıklıyor.


"Bir dahinin hoş sohbet olması pek de mümkün değil hangi diyalog dahinin kendi monoloğundan daha zekice ve eğlenceli olabilir ki?"

Felsefenin Tesellisi, Alain De Botton (Sayfa 216)Felsefenin Tesellisi, Alain De Botton (Sayfa 216)