10/10
·437 syf.··
2026 38. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 14:53
Başyapıt bir roman. Milli Mücadele'nin satır aralarını, İstanbul hükümeti ve İstanbul halkındaki yankılarını , halkın diliyle öyle güzel, öyle sahici, öyle etkili anlatmış ki Kemal Tahir. Bir yandan aydınlarındaki milli bilinç aydınlanmasının gelişimini Kamil Bey aracılığı ile izlerken, bir yandan da kuruluşunun, kurtuluşunun şafağındaki bir ülkenin, vatanı savunma kisvesi altında nice hain işbirlikçi tarafından kendi içinden nasıl ve ne çok hançerlendiğini (hele günümüzde yaşadıklarımızla nasıl da benzer olduğunu fark ederek okuyunca) görüp, derinden hissediyoruz romanda. (Tahir'in bazı cümleleri belirgin şekilde cinsiyetçi bir ses içeriyor ama romanın bir dönem anlatısı olduğunu hesaba katmak gerek.)
Esir Şehrin İnsanlarıKemal Tahir · İthaki Yayınları · 201913,3bin okunma
10/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2026 169. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:22
"SABAHIN KÜKREYİŞİ" "Bazen kendimi bir anlığına zamandan ve mekândan, bağlılıktan ve çekingenlikten kurtarmayı başarıyorum. O zaman hayatıma zorla girmiş olan insanlar, köpekler ve günahlar pislik gibi kayboluyor ve o kutsal ruh halinde artık kendi varlığımla çelişmiyorum." Karayip edebiyatıyla ilk tanışmam bu kitapla oldu. Ama bu, “olay örgüsü, düğüm çözülüyor” tadında bir roman değildi. Ölümün eşiğindeki bir insanın kendisiyle hesaplaşmasıydı. Büyük patlamalar, entrikalar yoktu. Sadece bir hayat, bir oda, bir nefes ve bolca sessizlik vardı. Yazar, karakteri konuşturarak bize ölümü değil, yaşayıp yaşayamadığımızı sordu. Yazar, bizi tropik bir adanın yalnızlığına, kitapların ve köpeklerin eşlik ettiği uzun bir geceye davet ediyor. Yaşlanmış anlatıcının iç hesaplaşması, doğanın gece sesleriyle iç içe geçerken, bizler bilinçle bilinçdışı arasında salınan düşüncelerin akışına kapılıyoruz. Yalnızlığın, dışlanmışlığın ve varoluşsal yabancılaşmanın izini sürerken, insanın doğayla kurduğu kırılgan ilişkiyi ustalıkla işliyor. Her sayfada ölüm ve yalnızlık temaları, Karayipler’in büyüleyici ama bir o kadar da ürkütücü atmosferinde yeniden şekilleniyor. Bazen bu kırıntılar arasında ben de koptum. Çünkü alıştığımız tempoya değil, yavaşlığa davet ediyor. Ama kopuşlarımın arasında yalnızlığı daha net hissettim. Karakter yalnızlaştıkça ben de kendi yalnızlığımla yüzleştim. En çok sevdiğim kısımlar karakterin geçmişinden gelen kesitler oldu. O anlar kitaba nefes verdi. Yazar burada sadece bir hayat anlatmıyor. Arada insanlara, devlete, gücün kötüye kullanımına dokunduruyor. Bazen alayla, bazen tokat gibi direkt. “İnsanların acımasızlığı” dediği yerde sustum. Çünkü o acımasızlığı hepimiz bir yerlerde gördük, belki de yaptık. Ben gerçekten mutlu muyum? Beni en çok vuran yer
Edebiyat
Sabahın KükreyişiTip Marugg · İdeal Kültür Yayıncılık · 202528 okunma
Reklam
Puan vermedi·592 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 22:34
İnsan sağlıklıyken kiliseyi,ayini düşünmez. Ama ölüm yaklaşınca hepimiz Tanrı'ya ve kiliseye sığınırız. O zaman günah çıkarır,rahip çağırırız. Bu, bilinmeyene duyulan korkudur;hayat boyu yaptığımız kötülüklere karşı bir pişmanlık anıdır." (S.566) Antropoloji alanında tüm zamanların en değerli katkısını sunduğuna inanlılan kitap, 588 sayfa ve bit kadar puntolarla uzun bir aradan sonra yeniden basılınca okumamak olmazdı. Anthony Quinn'in başrolünde olduğu 1978 yapımı filmi, Fidel Castro'nun "50bin siyasi broşürden daha değerli" söylemi ile kitabın gerçek bir başyapıt olduğunun kabulü kaçınılmaz. Peki ama neden? 1956 yılında Mexico City'e göç eden köylüler üzerine geleneksel bir antropolojik çalışma yapılmak istenmiş. Oscar Lewis, bu insanların arasında az da olsa birkaç kişinin gözlem gücünün yüksek ve sözel becerilerinin iyi olduğunu fark ediyor. Roman ve antropolojik raporun arasında bir formatta bir eser yazmak isteyince önce Five Families isimli (ses kayıtları, ev içi gözlemleri birleştiren 5 farklı ailenin 1 gününü anlatan eser) bir kitap yayımlanıyor. Amaç; hiç yorum katmadan, seslerle doğrudan bir gerçekliği anlatmaktır ve bu tarzın adını da "Etnografik Gerçekçilik" koyuyor. Bence bu çok ilginç bir isim, "Büyülü Gerçekçilik"in karşı ayağı gibi :)) Sanchez'in Çocukları, bu 5 ailelilik kitabın içindeki ailelerden biri. Oscar Lewis, Sanchezleri oradan alıp biraz daha genişleterek bu eseri ortaya çıkarmış. Çünkü kişisel hayatlara odaklanarak arka plandaki yoksulluğun gözden kaçmasını istemiyor. Bunu yaparken ses kayıtlarını kullanıyor ve sürekli sahada yer alıyor. Ancak kitabı yazarken ses kayıtlarını kullanması kitabın Lewis'e mi yoksa ailenin kendisine mi ait olduğu tartışmasını da getiriyor. Sanki kitap ses kayıtlarından ibaretmiş de yazar kendine göre bunlara
Sanchez'in ÇocuklarıOscar Lewis · Beyaz Baykuş · 20264 okunma
Puan vermedi·210 syf.··
2026 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 21:57
"Bir aile zenginleşmek istiyorsa tavuk yetiştirir. Tavuklar çoğalınca kaz alır, kazlar çoğalınca kuzu alır, kuzular çoğalınca öküz alır. Hayat böyle adım adım kurulur." Ah fugui ah sonunda öküz alabildin ama onun dışında her şeyini kaybettin...ne kadar üzgün olduğumu dile getirmek istiyorum.Böylesi bir kitap bir daha zor gelir.Her sayfasını dört gözle okudum.Her satırını gözlerim dolarak okudum.youging en çok üzüldüğüm karakter olabilir.senin kuzu aşkını hayatım boyunca unutmayacağım.tek tek ailesini aynı hastanede yitiren fuguinin bir daha hastaneye o odaya gitmek istememesi kadar acı bir şey yoktu kitapta.ömrüm boyunca başyapıt kitaplarım arasında olacak.Bir gün tekrar unutup okumam dileğiyle...
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,4bin okunma
Funda'dan...
Puan vermedi·345 syf.··
2026 19. kitabı
​Eğer bu kitabı okumayı düşünüyorsanız ya da yeni bitirdiyseniz, şunu baştan kabul etmek gerekir: İncir Kuşları, kahvenizi yudumlarken keyifle okuyacağınız bir kitap değil. Sinan Akyüz, olayları ajite etmeden ama tüm çıplaklığıyla, adeta bir tokat gibi yüzümüze vurarak anlatmış. Kitabı okurken insanlığınızdan utanıyorsunuz. Yan komşunuzun, dün birlikte kahve içtiğiniz insanın bir gecede nasıl bir canavara dönüşebileceğini görmek dehşet verici. Suada’nın yaşadığı trajediyi okurken "Bu kadarı da kurgudur" demek istiyorsunuz ama bunun gerçek bir kadının anılarına dayanması kalbinize bir taş gibi oturuyor. ​Yazarın dili oldukça akıcı ve sürükleyici; ağır bir konuyu ajitasyona boğmadan, bir belgesel romancılığı titizliğiyle aktarmayı başarmış. Kitap bittiğinde içinizde derin bir hüzün ama aynı zamanda kadının gücüne, sabrına ve hayatta kalma iradesine karşı muazzam bir saygı kalıyor. Savaşın sadece cephede erkekler arasında geçmediğini, en ağır bedeli geride kalan kadınların ve çocukların ödediğini anlamak için okunması gereken, sarsıcı bir başyapıt olduğunu düşünüyorum.
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 201733,3bin okunma
BURJUVAZİNİN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNDE BOĞULAN BİR RUH: MARTIN EDEN
7/10
·517 syf.··
2026 63. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 21:47
Martin Eden benim için sadece bir kitap değil, içimde günlerdir dinmeyen kocaman bir fırtınanın adı artık. Jack London bu eserde sadece bir başarı ya da aşk hikayesi anlatmıyor; insanın kendini sıfırdan var etme çabasını, entelektüel yalnızlığın zirvesini ve burjuva dünyasının o pırıl pırıl parlayan ama içi tamamen çürümüş olan iki yüzlü ahlakını adeta yüzümüze çarpıyor. kitabı bitirdiğimden beri içimdeki o burukluk, o yoğun kızgınlık ve hayal kırıklığı hissi asla geçmiyor. kitabın son sayfasını kapattığım an,Martin’in o yalnız, hırpalanmış ruhuna sarılıp ağlamak istedim... hikayenin en başına döndüğümüzde, karşımızda kaba saba, eğitimsiz ama içinde keşfedilmeyi bekleyen devasa bir cevher barındıran gemici bir Martin var. ve onun hayatını tamamen değiştiren o an: Ruth Morse ile tanışması. Martin, Ruth’a öyle saf, öyle temiz ve adeta onu ilahlaştıran bir aşkla bağlanıyor ki, sırf onun gözündeki o "yüksek" dünyaya adım atabilmek, ona layık bir adam olabilmek için kelimenin tam anlamıyla bir savaşa giriyor. geceleri sadece birkaç saat uyuyor, aç kalıyor, parasızlıkla boğuşuyor, rehin dükkanlarına eşyalarını bırakıyor ama okumaktan, yazmaktan, öğrenmekten asla vazgeçmiyor. elleri nasır tutmuş bir gemiciden, felsefeyi, sosyolojiyi, edebiyatı yutmuş bir dehaya dönüşüyor. kendi küllerinden yepyeni, muazzam bir insan yaratıyor. ancak kitabın en can yakıcı, insanı okurken sinirden delirten noktası da tam olarak burada başlıyor: Martin, Ruth’u ve onun ailesinin temsil ettiği o üst sınıf burjuva dünyasını gözünde o kadar kutsallaştırıyor, onları o kadar "kusursuz ve bilgili" sanıyor ki, kendi entelektüel seviyesi yükseldikçe asıl gerçeği görmeye başlıyor. Martin tırnaklarıyla kazıyarak yükselirken, Ruth’un ve çevresinin aslında ne kadar sığ, önyargılı, kalıplara sıkışmış ve tamamen
İnceleme
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
Reklam
Reklam