Bir yanda bazı eski Marksistler, bir yanda din devleti yanlıları, bir yanda Kürt ırkçıları... Safları giderek sıklaşan bir cephe oluşturuyorlar. Onları bir araya getiren ortak hedef ise Atatürk'ü, Atatürkçülüğü yıkmak!.. Çünkü o hedefi gerçekleştirmeden amaçlarına ulaşamayacaklarının bilincindeler.
Son yerel seçimler, Türkiye'de Atatürk'e ve devrimine sahip çıkanların ne büyük bir ezici çoğunluk oluşturduğunu gösterdi. Ama örgütlü ve kararlı küçük bir azınlık, örgütsüz ve çekingen büyük bir çoğunluğa her zaman egemen olabilir! Demokrasilerde mucize çözümler yoktur!..“Birileri gelip bizi kurtarsın” mantığına yer yoktur! . . Kemalizmin bu topluma kazandırdıklarını yitirmek istemiyorsak kabuklarımızdan çıkmak zorundayız. Kendi kendimize "Ben ne yapabilirim " sorusunu sormak zorundayız.
"Sayın gençler, yaşam savaşımdır. O nedenle hayatta sadece iki şey vardır: Yenmek, yenilmek. Size, Türk gençliğine verdiğimiz ve bıraktığımız vicdani armağan, sadece ve hep yenmektir ve inanıyorum ki hep yeneceksiniz. Ulusun saygınlığı ve yükselme koşulları bakımından yapılacak işlerde ve atılacak adımlarda hiç duraksamayınız. Ulusu o yükselişe ulaştırmamızı önleyecek engellere hep birlikte göğüs gereceğiz.. Kesinkes o amaca ulaşacağız... Bu ulus sizin gibi evlatlarıyla hak ettiği yüceliğe erişecektir!"
Kemalist halkçılık, ayrıcalıksız, sınıfsız bir toplum öngörüyordu. Ama bu yaklaşım, ne toplumsal sınıfları kaldırmayı amaçlayan Marksist anlayışı ne de sınıf çatışmasını şiddet ve baskı ile yasaklayan faşist anlayışı yansıtmaktaydı.