"Sayın gençler, yaşam savaşımdır. O nedenle hayatta sadece iki şey vardır: Yenmek, yenilmek. Size, Türk gençliğine verdiğimiz ve bıraktığımız vicdani armağan, sadece ve hep yenmektir ve inanıyorum ki hep yeneceksiniz. Ulusun saygınlığı ve yükselme koşulları bakımından yapılacak işlerde ve atılacak adımlarda hiç duraksamayınız. Ulusu o yükselişe ulaştırmamızı önleyecek engellere hep birlikte göğüs gereceğiz.. Kesinkes o amaca ulaşacağız... Bu ulus sizin gibi evlatlarıyla hak ettiği yüceliğe erişecektir!"
Kemalist halkçılık, ayrıcalıksız, sınıfsız bir toplum öngörüyordu. Ama bu yaklaşım, ne toplumsal sınıfları kaldırmayı amaçlayan Marksist anlayışı ne de sınıf çatışmasını şiddet ve baskı ile yasaklayan faşist anlayışı yansıtmaktaydı.
1930'larda, bugünkü anlamda katılımcı bir demokrasi, Avrupa'nın hiçbir yerinde yok. İtalya 1922, Portekiz 1927, Japonya 1930, Almanya 1933, İspanya 1938 yılında faşist bir yönetime geçmiş. Merkezi bir yönetim biçimi olan Fransa da giderek faşizme teslim olacaktır. Ve ünlü sosyolog Max Weber bile, demokrasiyi şöyle tanımlıyor: "Demokraside, halk güvendiği bir önder seçer. Seçilen önder, 'Şimdi sesinizi kesin ve bana itaat edin' der. Artık halk ve parti onun işine karışamazlar. " Almanya, İtalya ve Japonya gibi sanayileşmiş ülkelerin bile, demokrasiye kendi iç dinamikleri ile değil, savaş yenilgisiyle birlikte dayatılan koşullar nedeniyle geçtiklerini unutmamalıyız! Unutmamalıyız ki Kemalizmin erdemlerini ve demokrasi karşısındaki tavrını daha iyi anlayabilelim !
lki nedenden dolayı, "Kemalizm" sözcüğünü "Atatürkçülük" sözcüğüne tercih etmek daha doğru olur: Atatürkçülük yıpratıldığı için, bir; Kemalizm uluslararası dile girdiği için, iki. Cumhuriyetimizin son kırk küsur yılı, "Atatürkçülük" adına Atatürk'e yapılan ihanetlerle doludur. Bir başka kesim ise, Atatürkçülüğü, Atatürk'ün sağlığında yaptıklarının "bekçiliği" biçiminde anlamıştır. Kalıplaştırmıştır, dondurmuştur. Oysa bu, Atatürk'ün önderliğinde gelişen ideolojimin ve devrimin özüne aykırıdır. Kemalizm " ilerici" bir ideolojidir. Ne geçmişin bekçili
ğidir, ne de kalıplaşmış bir inanç sistemi. Değişen koşullar içinde, sürekli ve akılcı bir yenilenmeyi ve o yenilenmenin ilkelerini içerir.