📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bunun zor bir şey olmadığını, insanın acı çekmediğini, rahat bir son olduğunu, bu yöntemle ölümün çok basitleştirildiğini söylüyorlar.
Peki, bu alti haftalık can çekişme ve gün boyu süren bu hırıltı ne öyleyse? Kimi zaman çok yavaş, kimi zaman çok hızlı akıp giden, artık geri gelmeyecek olan günün kaygıları nedir? İdam sehpasında biten şu işkence merdiveni neyin nesi? Görünüşe göre, acı duymak değil bu.
Kanın damla damla tükendiği, aklın düşünce düşünce söndüğü aynı çırpınmalar değil mi bunlar? Ve sonra, acı çekilmiyormuş, buna inanıyorlar mı gerçekten? Kesik bir başın, sepetin kenarından kanlı kanlı dikilip halka, "Hiç de acımıyormuş!" diye bağırdığını söylesinler bari!
Onlara teşekkür etmeye gelen ve, "Çok iyi bir icat. Mekanizması iyi," diyen ölüler de mi var yoksa?
Robespierre mi, yoksa XVI. Louis mi dedi bunu?
Hayır! Bir dakikadan, bir saniyeden az bir süre için de, her şey tamam. Acaba onlar, düşüncede bile olsa, aşağı düşen o ağır ve keskin bıçağın eti yırttığı, sinirleri kestiği ve omuru parçaladığı anda orada olan insanın yerine koymuşlar mıdır kendilerini?.. Ama, ne yazar! Bir yarım saniyecik! Bir anda yok olan acı... İğrenç!
Ve bu, onlar için daha bir başlangıçtı!
Avukat bana ne demişti? Kürek mahkûmluğu! Ah! Evet, bin kere ölmeyi yeğlerim! Zindana idam sehpasını; cehenneme hiçliği; boyuna takılan o demir halka yerine Guillotin'in bıçağını yeğlerim! Kürek mahkûmluğu mu aman Tanrım!
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.