Yunus sevim, bir alıntı ekledi.
8 dk. · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

Arada bir bize benzeyen biri çıkıyor ve artık yeter diyordu. Onunla birlikte bağırıyorduk; artık yeter! Bazen kazanıyorduk, bazen kaybediyorduk ve sonunda her zaman kaybediyorduk.Onlar da sizler gibi onlardı. Düzeni çok iyi kurmuştunuz.

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 225)Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 225)

Şizofreni hastası bir yazarın "Neden yazıyorsunuz?" sorusuna verdiği cevap:
"Birçok nedeni var. En büyük hayalim yazar olmak. Bazen kilidi çözen; aşk, öfke, ya da bir espri oldu, ben de yazdım. Delirmemek ama deli kalmak için yazıyorum. Dünyayı yan yana getirdiğim kelimelerle havaya uçurmak istiyorum. Kendimi tutsaklıktan kurtarmak için yazarken başkasına dönüşüyorum. Mutsuzluğuma soyluluk katmak için yazıyorum. Ölüme kelimelerle sarkıntılık etmeyi seviyorum, sevgili bulmak için yazıyorum. Yazmak, aklımın hapishanesinden delirerek kaçmamı sağlıyor. Cinayet işlememek için kelimelerle cinayet işliyorum. Düşmanıma benzemeden intikam almanın yolu yazmak. Hiç kimseden emir almamak için yazıyorum."

selin, Calamity'i inceledi.
 15 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Steelheart ve Firefight'ı okuyalı yaklaşık iki sene falan oluyor;Calamity'nin de Türkçeye uyarlanıp basılması derken bayadır okumayı istiyordum yani.

Steelheart ilk Brandon Sanderson kitabım fakat bu yüzden olduğunu düşünüyorum ki; Sandersonla tanışayım diye Steelheartı okumam için veren kuzenim ve yazarın diğer hayranlarının aksine bu seri Harry Potter'dan sonra kalbimde ayrı bir yere sahip,o kadar seviyorum,ayıla bayıla okudum.

Calamity hakkında yorumuma gelecek olursak tabi ki enfes oldugunu düşünüyorum.Steelheart'ta ve Firefight'ta nispeten daha az olan aksiyonun iki katını burada bulabilirsiniz.Öyle ki "50 sayfa okuyayım gerisini yarın okurum erkenden bitirmeyeyim." tarzında düşüncelerle basladığım kitabı iki günde elimden bırak(a)madan bitirdim.

Kitabın son bölümleri özellikle tam anlamıyla "şok üstüne şok"tu ve yine bu bölümlerde bazı yerlerde kitabı elimden adeta fırlatıp,bir süre pencereden boş boş bakacak kadar şaşırdım.Kitabın son sayfasını çevirdikten sonra da baya eksik hissettim.

Her ne kadar kitabı bitirir bitirmez "kusursuz muazzam harikulade!" tarzında seyler düşünsem de,ki hala düşünüyorum,kitabı bir sindirince bazı göze batan şeyleri farkettim.

Öncellikle olayların Jonathan Phaedrus nam-ı diğer Prof ya da Limelight kısmı gereksiz uzatıldı bana kalırsa.Bir ara "Calamity'e nasıl bağlayacaklar,baksana kitap bitiyor?" diye düşündüğüm de oldu.
Ve düşündüğüm gibi, olayların Calamity kısmı ise aceleye gelmiş gibi oldu.
Hele o son sayfalarda "Ne?Ne oldu?Hayda!" falan derken bazen ne olduğunu anlamadım birkaç sayfa geriden tekrar okuduğum oldu.

Tüm epik olaylarının başlamasına neden olan şahısla ilgili olan bölümler bir anda geldi ve gitti,size öyle söyleyeyim.

Bunların dışında sonda kafamda o kadar soru isareti kaldı ve bazı şeyleri sindiremedim ki,sanırım sakinleşince son sayfaları hatta belki kitabı bir şeylerin cevabını bulabilirim diye tekrar okuyacağım.

!SPOILER ICEREN ALAN!

Şimdi,buraya kadar okuyanınız varsa helal olsun,muhtemelen spoiler içeren yorumlarımı yapayım.

Öncelikle David kadar cringe bir canlı görmedim,ama güldürüyordu yine de.Bununla beraber;Sanderson nasıl bir kişilik,konuşmaları David'e benziyor mu,bunu merak ediyorum işte.

Megan,hayran olunası insan,olmasa kitabın ilk sayfalarında ölmüşlerdi zaten.Onun hakkında bir tek şeyi sevemedim bu kitapta.
Korkusuyla yüzleşmesine rağmen habire güçsüzleşip zorlanması.Ya sen her açıdan güçlü kadın,Yüksek Epik Megan'sın,kötü çocuğun karşısında duran masum narin kırılgan Wattpad kızı değil.

Tia'ya karşı nötrdüm ama ölmesi bir üzmedi değil.Bir de aptal!Oradan çıkması gerekiyordu.Ama neyse belki boylesi iyidir planları aldılar sonuçta.

Heh buldum!Cody de David gibi cringe bir insan.Abraham'a da nötrüm,tek sey aklımda kaldı.Geçmişinde ne oldu?

Mizzy zaten Firefight'tan beri adamımdır.

Knighthawk da kaçığın teki ama sevdim kendisini.

Prof'a bir miktar öfkeliyim.Her şeyin sorumluluğunu David'e yıkmaya çalıştı ama bence daha güçlü olsaydı bunların hiçbiri olmazdı.(gerçi bu da korkusuyla doğru orantılı)
Ama bir noktada hak vermek lazım.Başaramama/başarısızlık korkusu gerçekten hafife alınacak bir şey değil.Prof'u seviyoruz,korkutucu olsa da.
Ve bir de,karanlıktan arınmış Prof'u çok göremedik.

Diyorum ya aceleye gelmis gibi sonu!

Obliteration,ismini duydukca gülümsüyorum çatlağın.Korkutucu manyak bir katil olmasına katil ama,kıyak adam.

Ve Larcener yani CALAMITY,aslında ipucları kitabın aralarına serpiştirilmiş ama o kadar beklemiyorsunuz ki,şok oluyorsunuz.
Nefret mi etsem,hayranlik mı beslesem bilemedim.
Gerçekten nasıl bir varlık olup amacının ne olduğunu tam anlayamadım ve sindiremedim.Şok geçirmekle meşguldüm çünkü.Oraları bir daha okuyacağım.

Son olarak,David'in çelik güçleri kazanması,paralel evren ve babası olayları çok güzel detaylardı.

Ama dediğim gibi,sonu bence aceleye getirilmişti ve biraz açık bırakılmıştı Obliteration meselesi falan.

Ama Brandon Sanderson kalemine sağlık,hala etkisindeyim,Steelheart için film falan olacak diyorlardı umarım olur.

B.A.D., bir alıntı ekledi.
 17 dk. · Kitabı okuyor

Pisagor ve Eratosthenes'ten sonra Galileo'dan ise çok önce dünyanın yuvarlak olduğunu iddia eden İslâm âlimi İbn Tufeyl'in kanıtları.


Hayy, büyük daire üzerinde doğan yıldızlarla küçük daire üzerinde doğan yıldızların doğuş zamanlarını gözetlemeye başladı. Aynı anda doğanların yine aynı anda battıklarını gözlemledi. Yıldızların doğuş ve batışlarındaki aynılığın bütün zamanlar için geçerli olduğu sonucunu çıkardı. Bundan da gökyüzünün küre şeklinde, yuvarlak olduğu onda kesinlik kazandı. Bu düşüncelerin delilleri şunlardı:
1. Güneş, ay ve yıldızlar batıda battıktan sonra tekrar doğuya dönüyorlardı.
2. Bu gökcisimleri doğuşta, batışta ve ikisinin arasındaki zamanlarda hep aynı büyüklükte yansıyordu.
3. Gökcisimlerinin hareketleri dairesel olmasaydı bazen yakın, bazen de uzak olacaklarından görünüşleri farklı olurdu. Yakın oldukları zaman büyük, uzak oldukları zaman da küçük görünmeliydi. Çünkü hareketleri dairesel olmasaydı merkezden uzaklıkları farklı olurdu. Bu durumların hiçbirisi olmadığı için göğün küre şeklinde olduğu kesinlikle anlaşılıyordu.

Hayy Bin Yakzan, İbn Tufeyl (Sayfa 55 - undefined)Hayy Bin Yakzan, İbn Tufeyl (Sayfa 55 - undefined)

Aynı kaderin farklı yaralarıydık onunla. Her şey bir cümleyle başladı. Bizi kelimeler buluşturdu. Bazen bir cümle hayatı baştan aşağı değiştirmeye yetiyor. Yaradan fışkıran bir cümle başka bir yaralıyı sana çekiyor. O da seni arıyor bilmeden. Ama yarasına bağlanıp öyle sırt çevirmiş ki aşka, bulduğunda bile inanmıyor.

Yaralı, Kahraman TazeoğluYaralı, Kahraman Tazeoğlu
Abdullah, bir alıntı ekledi.
19 dk. · Kitabı okuyor

Bilmem ki nemsin
Sözde, senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla..
Bazen sessiz sedasız ipekten kanatlarla..

Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla..
Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla..

Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla..
Yüreğimin başına noktalarla.. Hatlarla..

Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla..
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla.

Harman, Yavuz Bülent BakilerHarman, Yavuz Bülent Bakiler
Məmmədova Qəmər, bir alıntı ekledi.
22 dk. · Kitabı okudu · 8/10 puan

Bazen seçtiklerin değil,
Vazgeçtiklerin belirler kaderini...

Söyle Sebastian, Mustafa ÇaySöyle Sebastian, Mustafa Çay
SelinGuzel, Yatak'ı inceledi.
26 dk. · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 6/10 puan

Yataktan çıkmama kararı alan bir çocuğun hikayesi. İlginç bir konu fakat anlatımı pek akıcı değil. Uzun uzun betimlemeler bazen konudan koparabiliyor. Yine de, konusu itibariyle ilgi çekici bulduğum için keyifle okudum.

Ayçanur Öz, Hoşça Kal Anne'yi inceledi.
 29 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitap için kalabalık sözlere gerek yok bence. Gerçek bir yaşamdan alıntı. Alıntı bile değil aslında çünkü Duygu Batu kendi hayatının kötü kısımlarını anlatmış. Annesini çok sevdiğini, onu nasıl kaybettiğini, ilk aşkınının -babasının- annesini öldürdüğünü..
Bu kitabı tanıdığım çoğu kişiye okuttum. Okuttuğum her kişi ağladığını birkaçı ise ağlamaktan okuyamadığını söyledi.
Hayatın gerçeklerini konu almış sonuçta sevmemek mümkün mü? Ama keşke bu acı gerçekler olmasaydı. Hani bazen diyorlar ya 'bir kitap okursun hayatına şükür edersin'. Bu kitabı okudum ve yaşadığım herşeye şükür ettim.
Umarım kalan hayatı kendisi gibi güzel olur. Tüm hayatında başarılar dilerim.