Gökhan Kaygısız, bir alıntı ekledi.
9 saat önce

Ve bazı günler var ki devasa bir bezginliğe kapılıyorum, ve ka­ranlık bir sıkıntı, gittiğim heryerde,beni kefen gibi sarmalıyor

Bir Delinin Anıları, Gustave Flaubert (Sayfa 37 - Sel yayıncılık)Bir Delinin Anıları, Gustave Flaubert (Sayfa 37 - Sel yayıncılık)
sleepsleeslesls, bir alıntı ekledi.
20 saat önce · İnceledi

Bazı günler vardır, bilirsin, hızla akar gider zaman ve o zamanlar ne eksiltir, ne doldurur seni. Dokunmaz, geçer gider yanından ama sen onu açık kalmış bir pencereden esen rüzgar zannedersin.

Mumsema Han, Hakan Karakaşoğlu (Sayfa 43 - sel yayınları)Mumsema Han, Hakan Karakaşoğlu (Sayfa 43 - sel yayınları)
Osman Y., Yabancı'ı inceledi.
22 May 23:40 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

“Nasılsın iyi misin? Sorarsam söyler misin?
Yabancı sen kimsin? Çağırsam gelir misin?”

Şarkı sözü

YABANCI SEN KİMSİN?

Yabancı. İnsan dünyaya düşmüştür bir kere.. Bu kitabı alış hikayemle başlayayım. Tesadüf bu ya veya yerini bulma da diyebiliriz, dünyaya geldiğim(düştüğüm) hastaneye 20 metre mesafedeki bir sahaftan almıştım. 1967 basım üstelik, sonra ne mi oldu? 45 senelik bu kitabı biraz da ben yaşlandırdım ve 5-6 senedir okunmayı bekliyordu, nihayet okudum. Bileydim bu kadar gecikir miydim, ah şu ihmallikler..

Öyle güzel kokuyor ki bu kitap oh mis, sürpriz olarak içinden 3 tane de Camus kısa hikayesi çıkmasın mı , seyreyle keyfi. Bu arada mübarek ramazan günü,Albert Camus’u Nihat Hatipoğlu’na tercih ettiğim için de zerre kadar pişman değilim, zaten bu tip tv hocası tayfasının çoğundan senelerdir hazzetmem. Orucumu tutarım, isteyen de tutmaz. Kendimce yaşarım, isteyen de istediği gibi yaşar.

Camus’un diğer kitaplarını da fena halde merak ettim.

Kitaba gelirsek , aslında fena halde kasvet ve çıkmazlık içerikli olduğunu söylesek pek yanlış olmaz. Gariptir ki ne zaman kederli ama insanın özünü anlatan bir metinle karşılaşsam tam tersine ferahlar ve ümitlenirim. Hidayet’in kasvetli baş yapıtı Kör Baykuş için de durum böyle olmuştu. Sanırım bu özellik bende Kafka okumaya başlamamla ortaya çıktı, yaklaşık 10 yıldır böyle.

Yabancı’yı hem düpedüz anlatılanların yalın gerçekliği hem de baştan sona metaforlar örgüsü olarak algılamak mümkün.

Camus, Fransız asıllı bir baba ve İspanyol asıllı bir annenin çocuğu olarak Cezayir’de doğmuştur. Cezayir, Fransız işgalinde bir sömürgedir o zamanlar malum. Gençlik yılları burada geçmiştir.Kitabın hikayesi de bu bölgede geçer.

Birinci bölümde kahramanımız, annesinin ölüm haberini alır ve cenaze işlemleri için birkaç saatlik mesafedeki bir çeşit huzurevine doğru yola çıkar. Onu oraya yıllar önce bırakmıştır. Bu kısımda annesiyle olan kopukluğunu görürüz.

İkinci bölümde tek başına yaşadığı küçük evinin, küçük dünyasının, küçük hayatının detaylarıyla karşılaşırız. Biraz komşularıyla,biraz arkadaşlarıyla, biraz iş hayatıyla,biraz da sevgili sayılıp sayılmadığı tartışılır kız arkadaşıyla olan ilişkilerini görürüz.

Hayatın anlamsızlığını iliklerimize kadar işletir Camus. Fakat yaşamak arzusundan da vazgeçtiğini görmeyiz.

Mesela kız arkadaşını sevip sevmediğini bilemez, onunla evlenmek isteyip istemediğini bilemez ama onsuz da edemez bir türlü.

Komşusu ve köpeğini mesela öyle bir tasvir eder ki mest oluruz okurken. Hani insanların sahip olduğu hayvanlarıyla benzerliği hep söylenir ya bu konuda belki de ilk edebi örneklerden birini Camus vermiştir, çok da iyi bilmiyorum tabi ki.

Kahramanımız insanları pek önemsemez fakat onlar için elinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışır hep. Kırmak istemez, özellikle tanıdığı insanları görmezden gelmek istemez. Yani bir bakıma her şeye boş vermiş bu adam bir bakıma da asla bencil değildir.

Güneş ve havanın sıcaklığı da kitaba nüfuz eder fena halde, malum Afrika .

“Bütün bu süre boyunca,bir o kızgın güneş vardı,bir de o sessizlik. Pınarın tatlı şırıltısıyla kavaldan çıkan üç ses duyuluyordu sadece.”

Bir gün de Paris’e taşınabileceği cazip bir iş teklifi alır ama sonuç şöyle olur,

“Hayatınızda bir değişiklik olsun istemez miydiniz?” diye sordu.
“İnsan hiçbir zaman hayat değiştiremez” diye cevap verdim. “Değiştirse bile , bir hayatın diğerinden farklı hiçbir tarafı yoktur. Kaldı ki,buradaki hayatım da pekala hoşuma gidiyor benim.”

Sonra bir gün kız arkadaşı ve bir takım arkadaşlarıyla beraber bir arkadaşın evine misafir olurlar, işte ne olursa da o zaman olur. Bir vesileyle gereksiz bir kavganın içinde bulur kendini, sonra kavga yatışır da içindeki duygu yatışmaz. Nihayet gidip arkadaşına husumet besleyen bir “Arap”ı öldürüverir hiç yoktan!?

“Teri de güneşi de üstümden silkip attım. Günün dengesini bozduğumu, üzerinde mutlu günler yaşadığım kumsalın ender rastlanan sessizliğini mahvetmiş olduğumu anladım. O zaman dört el daha ateş ettim; kurşunlar hareketsiz vücuda saplanıp kaldı. Felaketin kapısına sanki dört tane sert darbe indirmiş gibiydim.”

Tutuklanır kahramanımız. Kitabın bundan sonrası mahkeme ve hapishanede geçer ve öylece pek de bir yere varmadan biter. Mahkemedeyken hakim,avukatı, jüri,tanıklar, tanıdık izleyiciler girer devreye. Hapisteyken onu inanmaya davet eden vicdanlı ve sabırlı bir rahiple diyalogları, kendi kendine daldığı felsefi düşünceler, hayat-ölüm ikilemleri. İdama mahkum olmuştur.

“Ne yapalım öleceğim demek! Başkalarından önce ölecektim orası besbelli. Ama herkes de bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmez. Gerçekte, ha otuz yaşında ölmüşsün ha yetmiş yaşına, bunun pek önemi olmadığını da bilmiyor değildim, çünkü her iki halde de, başka erkeklerle başka kadınlar pek tabi olarak hayatta kalacaklar daha binlerce sene, bu böyle sürüp gidecek. Uzun lafın kısası, bundan daha açık bir şey olamazdı. Ha şimdi olmuş ha yirmi sene sonra, ölecek olan hep ben olduğuma göre”

İşin en tuhaf taraflarından birisi de şudur, mahkeme cezayı verirken, sanığın geçmişte annesinin ölümüne ne kadar kayıtsız kaldığından yola çıkarak bir karara varmıştır, bu da kahramanımızın ne kadar merhametsiz birisi olduğuna delil sayılmıştır ve cezayı vicdanlarda pekiştirmiştir !!

Hapishane ona iyiden iyiye düşünme fırsatı verir, şöyle der bir keresinde,

“Böylelikle ne kadar çok düşünürsem, hafızamın derinliklerinden de , gereği kadar değerlendirmeyip unutmuş olduğum o kadar çok şey çekip çıkaracak hale gelmiştim. O zaman anladım ki, dışarıda ancak bir gün ömür sürmüş olan bir kimse bile, hiç sıkıntı çekmeden, yüz yıl hapiste yaşayabilir. Canının sıkılmayacağı kadar çok hatıra edinmiş olacaktır çünkü. Bu da avantajdır bir bakıma.”

Ama şunu da söylüyordu,

“Hayır, çıkar yol yoktu ve kimse hapishane akşamlarının insanın içine nasıl oturduğunu hayalinde imkanı yok canlandıramazdı.”

Mahkemede de şöyle demişti,

“””” “Her şey, benim karışmama imkan verilmeden cereyan etmekteydi. Kaderim hakkında karar veriyorlar, oysa benim de fikrimi almıyorlardı. Arada bir, herkesin sözünü kesip ‘Peki ama baylar bu davada sanık kim Allah aşkına?’ Sanık olmak önemli bir şeydir. Hem benim de bazı diyeceklerim var!” demek geliyordu içimden ama iyice düşününce , söyleyecek hiçbir sözüm olmadığını görüyorum. ””””

Uzattık ama bitmez daha bu kitapla ilgili söylenecekler. Son olarak kısaca metafor kısmına da değinmek istiyorum meselenin.

“Yabancı” olan kahramanımız mıdır? Onun öldürdüğü “yabancı arap” mıdır? Toplum mudur? İnsanın kendi kendine yabancılaşması mıdır yoksa ?

Kahramanımız her ne kadar hayata anlam yükle(ye)mese de bir şekilde yaşayıp gitmektedir. Ta ki cinayete kadar.. Sonrası başka bir boyuta geçmektir.. Yoksa öldürülen aslında bir duygu mudur? Kendini yaşamaya mecbur hisseder gibi sürdürdüğü bu hikayesini, yarı buçuk “yaşama sevinci” ni öldürerek mi noktalamaya karar vermiştir?

Daha fazlasını bilemiyorum fakat çok etkilendiğimi söyleyebilirim “Yabancı”dan . Okumanızı tavsiye ederim..

Yusuf İslam, bir alıntı ekledi.
22 May 01:06 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Jurnal Örnekleri 3
5/Ağustos/897
Kumandan Paşa hazretleri Hanyaya geleliberi bir hayli masarif ihtiyarından çekinmemekte olduğu gibi müracaat eden erbabı ihtiyaca bir mecidiyeden beş yüz kuruşa kadar sadaka ve bahşiş vermekle kalbleri kazanmaya çalışmaktadır. Her gün sofrasında askerîden ve ahaliden üç dört kişi bulunduruyor. Maamafih geldiği zamanlar göstermiş olduğu neşeli vaziyeti ve faaliyeti günler geçtikçe azalmaya başladı. Dersaadetteki saraya benzeyen konağının hâtıralarını görüştüğü adamlara anlatarak burada memuriyetinin uzamasını arzu etmediği halde ileride şayet adaya prenslik verilirse Ahmet Muhtar Paşa Mısırda kaldığı gibi kendisinin de komiser sıfatiyle adada kalmasından korktuğunu bazı mahremlerine söylediği gizlice haber almıyor. Ekser vaktini limana gelen ecnebi sandal ve istimbotlarının fotoğrafını almakla geçirdiği ve kullarına karşı nezaketle beraber emniyetsizliği gittikçe azalmakta olduğundan ileride bazı sırlarına ve gizli emellerine vakıfolacağımı kuvvetle ummakta olduğum maruzdur.
Hanyada: Miralay
Şakir

*Hanya: Girit adasında bulunan bir şehir.

Abdülhamid'e Verilen Jurnaller, Faiz DemiroğluAbdülhamid'e Verilen Jurnaller, Faiz Demiroğlu

"Bazı günler güzel biter
Bir kadın elindeki şiir kitabına dokunur.
Şiiri seven her kadın, kitabı neredeyse dokunarak okur."

Ah Muhsin Ünlü

Hayat
İnsanın doğası, doğanın döngüsüne ve zamanın akışına benzer.
İlkbaharda canlanan doğa insanın mutluluk duyarak yaptığı şeyleri,
Yazın, hasat zamanıdır. İnsan yaptıklarının sonucunu görür.
Sonbaharda doğa uykuya dalar, insanın kendini yorgun hissedip dinlenmeye ihtiyaç duyduğu anlar.
Kışın bazı canlılar ömrünü tamamlar, baharda tekrar canlanır doğa. İnsanın hayatının sona ermesi ve diğer alemde hayata başlaması.
Gün, insanın aklının ve duygularının net olduğu iyilikler ve mutluluklarla dolu anlar...
Gece, aklın ve duyguların çatıştığı, acı ve üzüntülü anlar...
Bir birini takip eden günler ve mevsimler gibi insan hayatında da mutlulukların, sevgilerin, huzurun; üzüntülerin, acıların bir birini takip ettiği anlar vardır. Her karanlık gecenin bir şafağı, her güneşli gününde renklerini içine çeken gecesi olduğu gibi...

İnsan bu kadar güzel yazar mı...

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum.
Yol boyunca aklında olsun.
Lazım olursa açar okursun.
Olmazsa da olsun,
bir zararı yok burada dursun.

Şuraya bir cümle koydum.
Bırak, acımızı birileri duysun.
Hem zaten şiir niye var?
Dünyanın acısını başkaları da duysun!

Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın.
Ortada dursun.

Olur ya biri eline alır okşar,
biri alnından öper.
Az unutursun.

Buraya tabiatı koydum.
Ağaçları, suyu, ovayı, dağı.
Onlar bizim kardeşimiz,
çok canın sıkılırsa
arada onlarla konuşursun.

Buraya, küçük mutlu güneşler koydum.
Günlerimiz karanlık
ve çok soğuyor bazı akşamlar,
ısınırsın.

Buraya, bir inanç bir inat koydum.
Tut ki unuttun, tekrar bak,
o inat neyse sen osun.

Buraya yolun yokuşunu koydum.
Bildiğim için yokuşu.
Zorlanırsa nefesin, unutma,
ciğer kendini en çabuk onaran organ,
valla bak, aklında bulunsun.

Buraya umutlu günler koydum.
Şimdilik uzak gibi görünüyor,
ama kimbilir,
birazdan uzanıp dokunursun.

Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak;
sen şahane bir okursun.
Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun.
N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!

Burada bir tutam sabır var.
Kendiminkinden kopardım bir parça,
(bende çok boldur)
lazım oldukça ya sabır ya sabır,
dokunursun.

Burada güzel çaylar var.
Bu aralar senin için çok önemli.
Bitki çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar.
Demlersin, maksat midene dostluk olsun.

Şuraya Youtube’dan müzikler,
Bach dinle filan, koydum.
Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin,
koklayıp buluyorsun.

Buraya bir silkintiotu koydum.
Kırk dert bir arada canına yandığım,
kırkına birden deva olsun…

Birhan Keskin - Kargo

Ve Eser Gökay yorumuyla...

https://m.youtube.com/watch?v=glpsv1bKKqY

Sonra Dersin Ki
Neden Bu Kadar çok Sigara Içersin ?
İçerim Işte …
Ben Yazmayı Pek Bilmem Dünya Güzeli
Sadece Geceler ışığı Kovalarken Gelir Aklıma Bir Kaç Kelime
Şafak Söker Ben Hala Oturduğum Yerde Sayıklarım Baş Harfini
Bazı Bazı Dem Tutar Kirpiklerim
Dans Eder Damlalarla
Bir Tükünün Ezgisi Gibi Temizlenir Gözbebeklerim
Garip Gelir Akşamlara Kadar Başını Beklediğim Günler
Sen Okulda Istikbalini Gözlerken
Ben Dışarda Hapis Beklerim Bulutlarla Başbaşayken
Çok Düşünürdüm O Vakitleri
Saçların Omuzlarına Elbise Olduğu Zamanlar Hani
İnadına Topladığın Halde çok Da Güzel Gelirdin Gözlerime
Öyle Ya ;
Türkü Gibiydi Saçların
Türkü Gibiydi Gözlerin
Sen Bakmaya Doyamazdın Ben Türkülerimi Söylerken
Her Yazdığımı Sana Dinletirdim
Bilmezdim Ben Nerde Ne Koyulacak
Virgülle Noktayı Hep Sevgili Zannederdim
Biri Kaybolurken öteki Yok Olacak
Ben Yazar Hüzünlenirken
Sen Ayır şu Kelimeleri Derdin
Ben Imlanın Sırası Mı Dedikçe Sen Karalayıverirdin
Şimdilerde Daha çok Karalar Oldum
Hatalarım Geldikçe Aklıma
Sonra Dersin Ki ;
Neden Bu Kadar çok Sigara Içersin
İçerim Işte…
Çünkü Küfür Sevmezdim Ben Ama Babam öğretti Sayıp Savurmayı
O Da Sevezdi Zaten Hayırsız Olmasaydı Evladı
Yoruldum Dünya Güzeli,
Yoruldum Bahar Sabahım,
Yoruldum Da Ota Boka Kızdıkça,
Babamı Hatırlayacağım…
Ama Söz Veriyorum,
Verdiğim Sözleri Sözlükten Bakıp Yazacağım.
Ben Yazmayı Pek Bilmem Dünya Güzeli,
Zaten Yazsam Da Anlamazsın,
Canım Sıkıldımı Karalarım,
Ona Da Iki Damla Gözyaşı Akıtırsın
Sonra Dersin Ki;
Neden Bu Kadar çok Sigara Içersin?
Ne Bileyim Ben Içiyoruz Işte…

ÜMİT GÜĞÜMCÜ, Sınırların Olmadığı Dünya'yı inceledi.
20 May 02:16 · Kitabı okudu · 75 günde · Beğendi · 10/10 puan

Eğer dünya ticaretini, siyasetini, tarihini ve devletsel -örgütsel ilişkieri anlamak istiyorsanız bu kitabı kesinlikle okuyunuz. Bilgi ve birikim gerektiren bir kitap bazı günler sadece bir sayfasındaki detayları anlayabilmek için bir gün o sayfadaki bilgileri araştırdım. Size kitaptan alıntı şu iki cümleyi paylaşacağım ne demek istediğimi anlayacaksınız bunun gibi dahası var içeride.
"Küçük bir ülke hata yaparsa genellikle zararı sadece kendisi görür. Oysa ABD nerede ve ne yaparsa yapsın sonuçları tüm dünyayı etkiler."
"Kuşkusuz sahip olmak her zaman kontrol etmekle aynı anlama gelmiyor"