• Bin hüzünlü haz
    Şöyle ki görmüş olduğunuz bu kitap tam 21 günde bitti. Bunun sebebi,benim çok yoğun olmamla birlikte özümsenerek okunacak bir kitap olmasından dolayıdır. Öyle ki dönüp dönüp okuduğum satırlar oldu,bu sebepten yorgun olmadığım kafamın dingin olduğu zamanları seçtim okumak için ve sonuç kendi adıma muhteşem bir kitap ziyafeti oldu... Arayışın romanı demişler "Bin Hüzünlü Haz "için...Başından başlayarak Alaaddin adında bir karakteri arayışın peşinde geçiyor roman.
    konusu içinde saklı oda kitabın kendisi aslında...
    Betimlemelerle başlayıp betimlemelerle biten bir kitap... Şiirsel bir dil söz konusu...Ne anlattığı değil nasıl anlattığı önemli Hasan Ali Toptaş'in...
    Konusu itibariyle bu kadar bilgi yeter aslında. Çünkü Hasan Ali Toptaş kitaplarında dili kullanma biçimi dikkat çekicidir. Kitap okuma biçimim biraz farklı bebim,genelde değerli yazarları okumadan önce araştırım ve bilgi edinirim. Okuyacağım kitabıyla ilgili nasıl bir yol izlemiş ve nasıl bir ruh haliyle yazdığı benim ilgimi çeker. Bu kitapta da bunu inceledim ve sizlerle de paylaşmak istiyorum;
    Esin kaynaklarını şöyle açıklamış yazar;
    - Kendime akraba saydığım yazarlar var. Bunlar Oğuz Atay, Bilge Karasu, Yusuf Atılgan; dünya edebiyatından ise Kafka ve Kundera'nın roman üzerine görüşleri ile bazı romanlarına yakın hissediyorum kendimi.
    Bin hüzünlü haz için şunları söylüyor;
    ‘Bin Hüzünlü Haz’, beni en çok üzen kitabım oldu. Bir yayınevinden, ‘Sen bunun etini, yağını, suyunu, tuzunu, baharatını o kadar çok koymuşsun ki, bir oturuşta yenmiyor’ dediler. Bir oturuşta tüketiliverecek yapıtlar istiyorlardı. Dehşete kapıldım. İyi yapıt, zaten edebiyat dışıdır. Yani edebiyatın o ana dek oluşagelmiş kurallarının dışına fırlamış bir yapıttır. Daha sonra edebiyata dönüşecektir.
    Yani öyle çerezlik okunacak bir kitap değil bu,ben baya bir uğraş verdim...
    Ve devam ediyor;
    - Roman sanatını nasıl bir adım daha ileri götürebilirim diye bakıyorum. Benim okur ya da parasal kaygım yok. Yalnızca güzel romanlar yazmak istiyorum. Bir önce yazdığım romana benzeyecekse yazmıyorum zaten. Üstelik çok zor yazıyorum, kıvrana kıvrana. Mükemmeliyetçilik bir hastalık. Müsveddelerimi el yazısıyla, siyah mürekkepli dolmakalemle, beyaz kağıda yazıyorum. Sayfanın sonunda bir sözcük karalamışsam o sayfayı yeniden yazıyorum. Mazoşist bir yanım mı var bilmiyorum.
    Bilgisayar kullanmadığını şu sözlerle anlatmış;
    - Öyle mekanik düşünemiyorum artık. Yıllardır elle yazmaya alıştım.
    İnsanın ilk aklına gelen kendini zorladığı oluyor ama aslına bakarsak emek vermek ve alın teri dökmek istemiş yazar. Tabi ki bu emek her kelimede ve cümlede kendisini belli ediyor bence.
    Verdiği emeği en iyi anlattığı cümleler;
    Ben yazdığı her cümlenin üzerine titreyen bir yazarım. Dili çok önemsiyorum. ‘Dil araçtır’ derler ama benim için bunun ötesinde birşey. Hatta ‘Bin Hüzünlü Haz’da dili düpedüz amaç edindim. Sözcüklerin duruşlarını, birbirlerinde yankılanışlarını, renklerinin birbirine karışımını tek tek tartıyorum ve saçımı başımı yola yola yazıyorum...
    Böyle bir emek bence uzun uzun okunmayı hak ediyor...
    Kitap okumak;sabrın ne olduğunu öğretir,en heyecanlı yerinde neler olup biteceğini merak ederken,kitabın son sayfalarına sabırla ulaşırız...
    Kitap okumak,bilgilenmek kadar yaşadığımız hayatta sabırlı ve sakin kalmayı öğretir...
    Bol kitaplı günler diliyorum. Okumaktan vazgeçmeyin. Keyifli okumalar...
    Hasan Ali Toptaş
    Bin Hüzünlü Haz
    Everest yayınları
  • Cami' de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde,
    herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar
    helal edilmiş vaziyette.
    Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı
    olarak. Herkes etrafınızda, büyük bir itibar,
    iltifatlar, çocuklar, torunlar hepsi hazır.
    Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
    Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya
    üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
    Ne güzel, hazır maaş, hazır ev...
    Altmışlı yaşlara kadar her şey garanti, huzur
    içinde yaşıyorsunuz.
    Sağlığınız gittikçe düzeliyor
    Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
    Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk
    başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol
    saati veriyor patronunuz..
    Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir
    makamdan tecrübeli bir insan olarak işe
    başlıyorsunuz.
    Herkes karşınızda el pençe divan...
    Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de
    başlıyor.
    Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz
    Diğer hormonal Aktiviteler artıyor, fevkalade...
    Aman ne güzel günler başlıyor...
    Derken bir gün patron size artık Üniversiteye gitsen
    daha iyi olur diyor.
    Bu arada babanız ortaya çıkmış, "fazla çalıştın"
    diyor "artık eve dön, işi bırak, okumaya başla,
    harçlığın benden olsun..."
    Keyfe bakar mısınız ?
    Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor
    Ekmek elden su gölden bir dönem başlıyor.
    Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor.
    Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye
    başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık...
    Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde
    otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" diyorlar...
    Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı
    bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık
    yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
    Derken anneniz bir gün size süt verme kararını
    alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
    Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.
    Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama
    giriyorsunuz.
    Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir
    kordondan besleniyor sıcacık yumuşacık gürültü ve patırtısız
    bir ortamda yaşıyorsunuz.
    Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini
    alıyorsunuz.
    Ve günün birinde müthiş keyifli bir orgazm ile hayatiniz
    bitiyor..
    Can Yücel
  • Bazen bazı şeylere üzülürüz ama diğer insanlara üzüldüğümüzü söylemek istemeyiz. Bunu sır olarak saklamak isteriz. Ya da bazen üzülürüz ama üzüldüğümüzün farkında olmayız. O yüzden üzgün olmadığımızı söyleriz. Ama aslında üzgünüzdür.
  • Bir Adam Girdi Şehre Koşarak/Tarık Tufan
    "Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla başlayan adamlarız Anna."
    Günler önce dinlediğim Tarık Tufan şiiri,işte tamda bu cümlelerle başlıyordu ve ben dönüp dönüp tekrar dinledim.Kopmak mümkün olmadı satırlardan ve bugün bu kitabı okumaya karar verdim kitap bu cümlerle başladı. Kitap daha ilk satırlarından itibaren gönlüme taht kurdu böylelikle.
    Bu kitabı neden yazdığını şu sözlerle anlatmış yazar;yakama yapışan cümleleri yazdım. Gördüklerimi, hatırladıklarımı, sayıkladıklarım,unuttuğumu sandıklarımı...
    Aklıma ilk geldikleri haliyle yazdım.
    Bu cümlelerden anladığımız, günlük hayatta şahit olduğumuz bir çok olaya farklı bakış açıları getirerek belkide göremediklerimizi görmemizi sağlayacak olması. Aynı zamanda güzel bir edebiyat yolculuğu sizi beklemekte.
    Günlük yaşamda gözümüzle gördüğümüz ve yaşadığımız ne varsa var bu kitapda. En önemlisi de bu olayların edebiyat diliyle anlatımı olsa gerek.
    Gazze'yi anlatmış şu satırlarda;
    Duvarların çepeçevre sardığı bir ölüm kampına dönüştürülen Gazze'de,çocuklar ölmeye devam ettiği sürece hiçbir masal tamamlanamayacak, hiçbir çocuk şarkısı melodisini bulamayacak,hiçbir oyunun sonu gelmeyecek,hiçbir top zıplamayacak,hiçbir tebeşir tahtaya yazmayacak. Çocukluk dünyasına dair hiçbir renk gerçek yüzüyle insanların gözüne görünmeyecek bundan böyle. Çocuklar eksildikçe,eksilecek herkes ve her şey...
    Hiroşima'yı anlatmış şu satırlarda;
    Amerikalıları bağışlayamamanın nedeni Hiroşima'nın yalnızca bir savaş eylemi değil,bir deney olması.Oysa bazı coğrafyaların kanını emen,kadınların gebeliğini emen,bulutları emen,çocukların saklambaçlarını emen canavara savaş demek haksızlık...
    Anlayacağınız bir çok konu ve bir dolu edebiyat sizlerle olacak bu kitapta...
    Büyük bir mağaramız olsun bizim de diyor yazar,
    Bu şehre,bu karmaşaya,bu merhametsizliğe,bu gürültüye ayak uyduramayanların sığınabileceği bir magaramız olsun...
    Tarık Tufan okumayı ben çok sevdim sizlerde mutlaka okuyun diyorum edebi cümleleri sevenler buyursunlar.
    Kitapla ve sevgiyle kalın...
    Tarık Tufan
    Bir Adam Girdi Şehre Koşarak
    Profil kitap yayınları
    Sayfa:120
  • Bazı günler konuşamazdı insan.
  • Bazı günler konuşamazdı insan..
  • "Bazı günler," dedi kadın boğuk bir sesle, "holdeki saatin tik taklarını dinliyorum. Ve beni bekleyen bütün o saniyeleri, dakikaları, saatleri, günleri, haftaları, ayları, yılları düşünüyorum..."