• “Bazı günler konuşamazdı insan.”
  • Bir yalnızlık içine düştü Filiz. Her günkü yalnızlığından öte bir yalnızlık.
    Oktay Rifat
    Sayfa 44 - YKY, 4.Baskı, Şubat 2015
  • Zor günler yaşadın. Tanıyamadıkların, anlatamadıkların ve anlayamadıkların oldu. Ama en önemlisi anlayamayanların oldu.
  • Bazı sıradan günler sıradan olmama potansiyeline sahiptir.
  • Kartlar ve Günler diye bir film çekmeyi düşledim dün gece yarısı. Ne kadar fazla kart olursa günler o kadar azalacaktı. Günler çoğaldıkça ama kartlar hükmünü kaybedecekti garip kalabalıkta. Dışarı çıktım gece gece, kartlara bakmam lazımdı hayalimdeki. Her gün olur muydu bilmiyorum ama. Trajik bir araba sesi duydum tam da olmasını istediğim yerde. Trajik doğru kelime değildi biliyorum ama doğru güne gelmiştim nihayet. Adım adım cehenneme sürüklenmediğimizi kimse iddia edemezdi, iddialı bir film yapacaktım ben de. Kartları aramaya başladım büyük bir heyecanla. Babasını arayan küçük kız çocukları gibiydim adeta. Bir sigara bile yakardım o karanlıkta bırakmamış olsaydım. En güzel sigara karanlıkta içilen sigaradır bence. Bırakanlar için de benzer etkinlikler yapılmalı bence. Kilimanjaro'nun tepesinde sigara içenler için hazırlanmış kartı bulmaya yaklaştığım farkındaydım. Ben bazen bazı şeyleri önceden hissederim. Hayır demir yolunun üzerinde yaklaşmakta olan treni hissetmek gibi değil, yarının geleceğini hissetmek gibi hiç değil. Daha çok hangi kartın hangi sahneye daha çok uyacağı ile ilgili bir şey bu. Ölümlü dünyada ne isteyebilir ki insan başka, ölmemek belki bir de. Günler hızla akarken düşünmüyor insanlar öleceğini- daha çok kartların karılması ile ilgili bu da herhalde. Her şey birbiriyle bağlantılı tabii. Bir mazgal kapağından aşağıya baktım, uygun kartın orada olduğunu biliyordum elbette, daha doğrusu hissediyordum, şu biraz önce bahsettiğim hisle. Başlangıçtan sonraki sahne için o kart gerekliydi ve elimdeki günler bitmek üzereydi daha yeni başlamasına rağmen her şey. Her şey daha yeni başlarken, her şeyin çok yakında biteceğini hissettiğiniz oldu mu hiç. Ben hep yaşarım aynı anı. Her filmden önce böyle dolaşmaya çıkarım ve toparlarım elimden geldiğince gerekli olan her şeyi. Benden başka kimse ne gerektiğini bilemez film için. Mesela şu mazgaldan hissettiğim kart tam da gerekli olan şeydi şimdi. İşim gereği pis ortamlara girmeye çekinmem, karakterimden ödün vermem. Benim karakterim zaten işim, bunun için doğmuşum- kedi ve gökdelen ama agorafobi kartı da tam bu an için var. Ama gerek de yok aynı zamanda, bu karanlıkta o karanlığa dahil olup siyah ve kömür gibi olan bir koyuluğa girmek en son istediğim şey. Zaten bütün kartlar henüz dağıtılmadı, hala filmime gerekli bir iki gün bulabilirim sokakta. 10 yıl sonra şu geceye bakıp, kariyer rekoru kırmaya en çok yaklaştığım bu dönemi gururla hatırlayacağıma eminim. On yıl sonra nerede olurum acaba. O mazgaldaki hissi yaşar mıyım tekrar. Ama artık geçmişi düşünmemeliyim, o kartlar geride kaldı epey, şimdi yeni günlere yelken açmam gerekiyor. Yeni yelkenlere göz kırpmak, yeni gözlere şarkı söylemek, yeni şarkılara isyan etmek, yeni isyanlara ön ayak olmak gerek. Yeni olan her şeyin biraz küf kokması normal mi,bir sigara daha içsem mi- Ural dağları yeterince soğuk mu bunun için. En güzel sigara soğukta içilen sigara bence. İlk yardım daha kolay oluyor hem soğukta. Birisine ilk defa yardım ederken çok dikkat etmeli insan. Hayatın karşısına ne çıkaracağını düşünemiyor o zaman. İşte şurada vitrinde bir Ölümden önceki son çıkış kartı, sanki camı kır beni al diye bağırıyor bana. Camı kırıyorum, alarm çalıyor, kart bana geliyor, henüz günlerimizi tüketmedik ama. Koşuyorum haliyle, insan koşarken ve hatta kaçarken oldukça fazla şey düşünebiliyor. Akışkanlık mesela,akışkan olsaydık daha mı kolay olurdu hayatımız. Önemli olan dış güzelliği olmazdı o zaman, çünkü değişirdi her şey her zaman. Hem akışkan olsaydık o mazgalın altındaki gerçeği de daha kolay kabullenebilirdim belki. Koşarken elimdeki kartla başka bir şeyi daha düşündüm. Filmimin çıkacağı günün özel bir anlamı olmalıydı. Neden yedi güne sığmak zorundaydık ki. İstediğimiz kadar güne sahip olabilmeliydik aslında. Kötü olan günleri attığımızda hala elimizde yeterince kart kalabilir böylece. Hangi gün çıkaracaktım filmi , önemliydi evet. Anneler günü çıkarsan babaların hatırı kalırdı, dünya fotoğrafçılık günü çıkarsam ressamların. Yaklaşan bir gece bekçisi görünce ben de yavaşladım elbette. Tepki çekmemem lazımdı. Gece bekçileri uzun zamandır yuvalarından çıkmıyorlardı. Bu gece kesinlikle özel bir geceydi ve bu gece bekçisinin beni bir sonraki kartıma ulaştıracağını hissettim yine. Durdum , ateş istedim bekçiden sokak lambasının altında. Çıkardı ama benim sigaram yoktu, sigara da istedim haliyle, verdi ama bırakmıştım ben sigarayı. İçmesini de istedim haliyle, birlikte de içebilirdik bekçiyle. En güzel sigara ortaklaşa içilen sigaradır. Bekçi de bırakmaya çalışıyormuş sigarayı, sadece geceleri içmeye başlamış son zamanlarda. Ben de sadece gündüzleri hayata küstüğümü söyledim bekçiye. Ortak yanları olan insanlar daha kolay anlaşabiliyor diye duymuştum, yalanmış. Bekçi düdüğünü çaldı ben yine koşmaya başladım. Androjen hormonlarım bir sonraki kartın çok yakınlarda olduğunu haber verircesine savruluyorlardı bir o yana, bir bu yana. Bir sonraki gün asla gelmez dedim kendi kendime ve yerde gece bekçisinin şapkasını gördüm. Yine doğru yerde doğru zamanda hissetmenin faydasını görmüştüm. Yalnız uyku tutmayanlar için kartı parlıyordu şapkanın içinde. Gece daha bitmemişti ama ben nedense uykumun geldiğini fark ettim. Uykunun gelmesi sorun değil de, böyle şeylerde toplum normlarının dışına çıkmayı fazla sevmiyorum. Uykusu gelen birisi uyumalı diye bir şeyler okumuştum bir zamanlar. Okuduğum her şeye inanan birisi değilim tabi ki, hem sadece üç gün vardı elimin altında. Kartlar ve Günler isimli bir filmde de daha fazla gün ve daha fazla kart olmalıydı ters orantılı. O zaman, başka bir günde başka bir bekçiyle, diyerek eve dönüşümü hatırlarım da çok eğlenmiştik. Kiminle bilmiyorum , sonuçta arkama takılan pis bir köpekten başka refakatçim yoktu eve giderken. O da pisti zaten, Başka bir tanrı ile hasbıhal kartını nereden bulacağımı hissettiysem de uyku dağları tutmuştu. Kilimanjaro ve Urallara da gidemeyeceğim için eve dönmek zorunda kaldım. Her çektiğim filmden önce eve dönmeyi düşünürüm zaten. Hepimiz düşünmez miyiz ki bazen eve dönmeyi? Üstelik elimizde çekilmesi gereken bir film varken. Günler torbaya dolmuyor ki, çekeriz zamanı geline elbet, ilk önce şunu bir yazalım da.