İslam ilmi, Batı biliminin 16. yüzyıldan itibaren tuttuğu gelişme yolunda yürümemişse, bu, İslam'ın bizim bilmediğimiz bir kusurundan değil, aksine Müslümanın ilmin herhangi bir dalını İslam'ın, varoluşun gayesi ve anlamı olarak gördüğü şeyden ayırarak incelemeyi reddetmesindendir.
Bulunulan yer neresi olursa olsun namaz kılmak için kıbleye (Mekke'ye) dönme zorunluluğu, arazide yön tayini konusunda çok kesin bir bilgi gerektiriyordu. Aynı şekilde gündelik beş vakit namaz vakitlerinin tam olarak tespit edilmesi mecburiyeti de, güneşin dikkatle takibini zorunlu kıldığı gibi. Öte yandan Ramazan ayının başını ve sonunu hesaplamak, gündelik orucun başlangıç ve bitiş saatini belirlemek için de güneşin doğuş ve batış anlarının dakik olarak bilinmesi şarttı.
Ne Kur'an'da, ne de Hz. Peygamber'in söz ve davranışlarında hiçbir temeli bulunmayan adetlerle ilahi vahiy, Gelenek adı altında, sistemli bir şekilde karıştırılmıştır. Mesela bunlardan biri, İslam öncesinin basit bir geleneği ve bazı Ortadoğu halklarının göreneği olan peçedir. İslam'dan önceki birçok Doğu ülkesinde, bilhassa da Sasanilerin İran'ında var olan bu adeti destekleyen Kuran'da en ufak bir hüküm yoktur.
Çok eşlilik Kur'an'da vardır. Fakat çok kadınla evlenmeyi kurumlaştıran Kur'an değildir. Daha önce de vardı. Öyleyken Kur'an'ın bu konuda koyduğu zorunlu şartlar çok eşliliğe ters düşer. Çünkü Kur'an kadınlar arasında hem ekonomik, hem sevgi ve hem de cinsel yönden tam bir eşitliğin sağlanmasını ister. Kur'an'ın bu yöndeki hükümleri harfiyen tatbik edildiğinde ise çok kadınla evlilik imkansız hale gelir.