Popülistler yetkiyi halktan alıp, ardından hızla otoriterleşirler. Halkın teksesli olduğunu ve siyasetçileri iktidara gelince bağlayıcı bir vekaletname verdiklerini düşünürler.
Popülizm, eylemlerini meşrulaştırmak için referans verdiği kalabalık kitleye, “gerçek halk” adını verir. Hiçbir halk aynı anda tamamıyla aynı şeyleri isteyecek ve dışlayacak kadar homojen değildir. Oysa halk adına hareket ettiğini iddia eden popülizmin, halk adına hareket ettiğini savunabilmesi için, halkın homojen bir yapıda bulunması gerekir. Popülizm bunu, halkın bir kısmının yozlaşmış, öz değerlere uzaklaşmış olduğunu savunup, buna karşılık diğer kısmında, özünü koruyan bir “gerçek halk” var olduğu iddiasıyla aşmaya çalışır. Gerçek erdem de, bu basit ve sıradan halka aittir ve onun genlerinde yaşar.
Sonuç olarak, popülizmde kendi ile özdeşleşen kitle konsolide edilirken, bunun dışında kalan kitle dışlanır. Dışlanan herkes yozlaşmış, halk düşmanı, vatan haini, terörist, işbirlikçi, bölücü, ajan, casus, dış mihrakların uşağı ve hiçbir iş yapmadan yabancısı olduğu halkı sömüren seçkinler gibi sıfatlarla yaftalanır.
Hakikatin önemsizleşmesi, bizleri bilgisayarımızın, cep telefonlarımızın, tabletlerimizin başında yakalamakta ve bizi rasyonel akıl yürütmeden, muhakeme yapmaktan, kuşkulanmaktan, hakikate ulaşmak için delil aramaktan uzaklaştırmakta ve bunu sevdiğimiz, ön yargılarımızda taşıdığımız, kabul ettiğimiz, onayladığımız konuları tekrar tekrar önümüze çıkararak yapmaktadır. Bize zaten önceden kabul etmiş olduğumuz şeyleri bildirerek ya da daha önceden varolan kanılarımızı destekleyecek yeni gelişmeler aktararak kendi düşüncelerimizden kuşkulanmamızı engellemektedir. Bizi bir filtre balonunun içine kapatır. Duygularımızı ve inançlarımızın meydana getirdiği bir filtre balonunun içine sonsuza değin hapsetmektedir.
Hakikatin önemsizleşmesini aşmak için, öncelikle bu filtre balonlarını aşmak ve konfor alanımızdan çıkarak, gerçek büyünün olup bittiği dışarıya açılmamız gerekiyor. Bunu ancak yeniden rasyonel akıl yürütmeye dönerek başarabiliriz. Buna, ancak Nietzsche’nin söylediği gibi, ilkin kendi önyargılarımıza, inançlarımıza, alışkanlıklarımıza saldırma cesaretiyle başlayabiliriz.
Marka olarak isimlendirilen efsanevi düşünce, büyülü bir sistem oluşturarak hızla büyümüş ve oluşturduğu gelirleri katlamıştır. Marka, etiketlediği ürünlerin, onu tüketen kişiye farklı kazanımlar, itibar ve statü getireceğine yönelik ikna edilmiş kitleler yaratarak, bant üretiminden kat kat fazla gelir ve zenginlik üretme becerisine ulaşmıştır. Hakikat olan üretim, hakikatin önemsizleşmesi olan ise marka olmuştur. Toplum hakiki olana değil hakikati önemsizleştirene talep göstermiştir.
Kitlelere en popülist yöntemlerle yöneltilen, kitlelerin inançlarını, duygularını, toplumsal değerlerine oynayan ifadeler, bir süre sonra hakikate dönüşebilmekte ve o kitle için başka bir hakikatin anlamı ve önemi kalmamaktadır. İşin en ilginç kısmı ise, uydurulmuş veya manipüle edilmiş hakikatin ısrarla ve körükörüne bu kitleler tarafından ölümüne savunulmasıdır.