bu kitabı dün gece bitirdim ve bitirir bitirmez hiç sevmediğimi düşündüm, ancak belki fikrim değişir diye bir süre bekledim. sonuç: fikrim değişmedi -spoiler içerir.-
kitaba başlarken şiir okumayı seven, özgürlük, bağımsızlık gibi değerlere sahip ve bunları önemseyen üniversiteye yeni başlamış bir genç kadınla tanışıyoruz. sonra sırasıyla bazı karşılıksız aşk deneyimlerinin ardından kitabın ana karakteri haşim bey okuma alanımıza dahil oluyor. ana karakterimiz piraye ise, adını nazım hikmetin aşk hayatından bildiğimiz piraye hanımdan alıyor bu arada.
haşim ile aralarındaki aşk öyküsüne, evliliklerine ve sonrasına dek uzanan hikayelerine şahit oluyoruz. bazı noktalarda her aşkta olduğu gibi sorunlar ortaya çıkıyor. pirayenin bu sorunları nasıl yorumladığını, kendini “güçlü kadın” olarak görüp bunları asla kabul edemeyeceğini okurken bir anda bir dış sesin birkaç cümlesiyle ikna olmuş başka bir pirayeye şahit oluyoruz. bu döngü özellikle çok canımı sıktı. bize en başta tanıtılan piraye ile alakası olmadığını düşünüyorum.
evet, aşk insanı değiştirir. yapmam dediklerini yaptırır, ama bunlar zannedersem bu derece şeyler de olmamalı. çünkü bir noktada piraye kendine saygısını dahi yitirecek derecede affedişlerin baş kahramanı oldu. kurgu da olsa böyle hikayelere şahit olmak canımı sıkıyor.
haşim ise bambaşka bir hikaye. sözde güçlü, bir aşiret ağası. ama aile evine döndü mü süt dökmüş kedi yavrusu. ağalığı ancak etrafa. ki zaten ağalık dediğimiz olay apayrı bir saçmalık. nerede, kimin, neyin ağası?
haşimi hayatının sorumluluğunu alamayan bir korkaktan başka bir şey olarak göremiyorum. intiharına da bu sebepten kahrolmadım. bir hata yaptıysanız, yetişkin bir insan gibi, bunun bedelini ödemeye hazır olursunuz. ama haşim yetişkin olmayı başaramamış biri gibi davranıyor,
PirayeCanan Tan · Altın Kitaplar · 201350,4bin okunma
Tanıştığın insanın gözlerine bakacaksın, der babam. O gözlerde göreceğin ilk ışığın çekim derecesi, tanışıklığın orada kalmasını ya da gelişerek sürmesini sağlayan en iyi gösterge olacaktır.