"Babanın ağzını almışsın Maura. Bunu biliyor muydun? Ve benim gözlerimi ve yanaklarımı. Yüzünde, işte orada görüyorum kendimi. Ve Elijah'yı. Biz bir aileyiz. Aynı kandan geliyoruz"
İnsan kemikleri ne kadar da kolay kırılıyor, diye düşündü. Kalbimizin kaburga kemiklerimizin içindeki sağlam kafesinde güvende olduğunu düşünüyoruz ama kaburga kemiklerimiz tavlanmış çeliğe nasıl da teslim oluveriyor. Hepimiz öyle kırılganız ki aslında.
Uyuşturulmuşların arasında yürümek, insana yalnızlığını hissettiriyor. Akşam olunca kentte dolaşıp, neredeyse görebileceğim kadar yoğunlaşmış bir hava soluyorum. Sıcak şurup gibi, ciğerlerimi ısıtıyor. Sokakta gördüğüm insanların yüzlerini araştırıyor, içlerinden hangisinin en yakın kan kardeşim olduğunu düşünüyorum. Bir zamanlar sizin olduğunuz gibi. Hepimizin içinde akan bu eski güçle bağlantısını koparmamış herhangi biri var mı? Karşılaşsak, birbirimizi tanır mıyız, merak ediyor, adına normallik denen örtünün altına böylesine sıkıca saklandığımız için de, birbirimizi tanıyamayacağımızdan korkuyorum. Onun için, yalnız yürüyorum. Ve seni, daha nce beni anlayan tek insanı düşünüyorum.