Birini sevmek yetmediği gibi artık birini anlamanın da yetmediğini sen öğrettin bana Nisera. İnsan bazen bütün cümlelerini birinin kalbine çevirmek istiyor. Onun sustuğu yerde susuyor, kırıldığı yerde kırılıyor, korkularını ezberliyor, yaralarını kendi yarası gibi taşıyor. Ben de öyle yaptım. Sen anlaşılmak istedin, ben seni anlamaya çalışırken kendimi unuttum. Sen sevilmek istedin, ben sevgimin sınırlarını kaldırdım. Ve hayır, dönüp de "Bunlar sende yoktu" diyemezsin. Çünkü gecenin bir vakti bana "Beni en çok sen anlıyorsun" diyen de sendin, "Beni güzel seviyorsun" diyen de.
Meğer senin istediğin şey anlaşılmak ya da sevilmek değilmiş. Meğer sen kendini sevecek kişinin belirli bir sureti olmasını istiyormuşsun. Biraz daha güzel bir yüz, biraz daha kusursuz bir beden, biraz daha gösterişli bir hayat.Bunu geç gördüm. Çünkü sevdiği kişinin gözlerinde güzel görünemeyince aynaya da küsüyor. Kendine bakıp eksik aramaya başlıyor. Oysa ben seni severken kendimi hiç eksik hissetmemiştim. Eksik olduğumu, bana bakan gözlerin değişince öğrendim.
Bir insanın kendine yabancılaşması ne garip şey. Eskiden aynada gördüğüm kişiyi severdim. Sonra senin beğenmediğini düşündüğüm her yerim gözüme batmaya başladı. Omuzlarım dar geldi, gülüşüm sönük geldi, yüzüm yorgun geldi. İnsan sevdiği kişinin bakışında kaybolabiliyormuş, Nisera. Bir gün kendini onun gözlerinde ararken buluyor, ertesi gün kendi gözlerine bile bakamaz hale geliyor.
Sahi, ne istediğini bulabildin mi? O büyük arayışın bitti mi? Her sabah uyandığında artık eksik hissetmiyor musun kendini? Yoksa hâlâ bir şeylerin adını koyamadan, neyi aradığını bilmeden mi yaşıyorsun? Çünkü bazı insanlar gittikleri her yerde yeni bir ev arıyorlar ama yanlarında taşıdıkları yangını hiç söndürmüyorlar. Sonra hangi kapıyı çalsalar, hangi